Wednesday, June 4, 2014
Monday, June 2, 2014
NEZAKET YA HU!
Nezaket de nadir meta haline geldi ya, bu müselman memlekette, derdimize yanalım.
Dinine bakmadan Dalai Lama'nın "Benim dinim, nezakettir" sözü kulağına küpe olsun! Bir de şunu bilesin ki, hayattaki en mühim şeylerden birincisi nezaket ise ikincisi ve üçüncüsü de nezakettir...
İnsana iyi mukabelede bulunmak ve hoşça muamele etmek, onu sana, senin istediğini, arzu ettiğini yapmaya yöneltir; daha iyiye, güzele ve daha doğruya, hayr'a teşvik eder onu. Neticede o da sen de kar edersin nezaketten, zerafetten, semahatten.."Vermeden almak Allah'a mahsustur" kelam-ı kibarını da derhatır et burda. İyilik ver iyilik al. "Gül alırlar gül satarlar..."
Her zaman gül alamasan da muhatabından,, insanlık pazarında senin metaan gül olsun, gül sat, gül desenleri doku gönül tezgahında her daim.
Her zaman gül alamasan da muhatabından,, insanlık pazarında senin metaan gül olsun, gül sat, gül desenleri doku gönül tezgahında her daim.
Sonra...
Canım bilmez misin, birine iyilik yapmak, ona nezaketle hüsn-i muamelede bulunmak,kamil insanın şiarıdır ve dahi kötülük yapmaktan, kaba saba ve zalimane davranmaktan daha kolay ve sühuletlidir. Senin mayan, iyilikle, hüsünle yoğrulmuştur be ya hu. Bırak şimdi alemin nasıl kötülükler peşinde koştuğunu, ne menem zalimlikler, adaletsizlikler...planladığını, ne kahreden vefasızlıklara ve kadirbilmezliklere düçar olduğunu...
Sen gel ve şunu söyle ŞİMDİ, elinden iyilik yapmak geliyor mu gelmiyor mu! Hayır peşinde koşmak, salih bir dairede iş görmek daha kolay mı değil mi!
Senin üstadın iyilik mi kötülük mü, hayır mı şer mi, nezaket mi hoyratlık mı! Herkes heybesinde ne varsa, ondan verir mi, vermez mi!
Canım bilmez misin, birine iyilik yapmak, ona nezaketle hüsn-i muamelede bulunmak,kamil insanın şiarıdır ve dahi kötülük yapmaktan, kaba saba ve zalimane davranmaktan daha kolay ve sühuletlidir. Senin mayan, iyilikle, hüsünle yoğrulmuştur be ya hu. Bırak şimdi alemin nasıl kötülükler peşinde koştuğunu, ne menem zalimlikler, adaletsizlikler...planladığını, ne kahreden vefasızlıklara ve kadirbilmezliklere düçar olduğunu...
Sen gel ve şunu söyle ŞİMDİ, elinden iyilik yapmak geliyor mu gelmiyor mu! Hayır peşinde koşmak, salih bir dairede iş görmek daha kolay mı değil mi!
Senin üstadın iyilik mi kötülük mü, hayır mı şer mi, nezaket mi hoyratlık mı! Herkes heybesinde ne varsa, ondan verir mi, vermez mi!
BİNLERCE..HAYIR, MİLYONLARCA İHTİMAL VAR.
İmkanlar, ihtimaller, fırsatlar, nasipler, kısmetler, nimetler, ihsanlar...sayısız. Da... görebilmek ayrı bir kabiliyet, idrak edebilmek ayrı, değerlendirebilmek, hakkını verebilmek ayrı bir meziyet... Daim duamızdır; Allah görebilmeyi ve değerlendirebilmeyi nasib etsin. Görenedir görene, köre nedir köre ne! Gel şimdengerü müşahede ehli olalım, kalp gözü açıklığı için gayret kılalım...
Bilirsin, bazen imkan ve ihtimallerin çokluğu baş döndürür de.. kazanma kuşağında nice kayıplarla, ah u efganla kalakalırız meydan yerinde. Hafizanallah! Daim duamız, bizi sayısız nimet ve imkanlarla donatan, kuşatan Rabbimiz, ikram-ı İlahi nevinden sunduğun ihsanlarını değerlendirenlerden eylesin bizi...
...efor, gayret, çalışkanlık, disiplin...bizden.
kendine çeki düzen vermeli, farkındalık için. azimkar ve sebatkar olmalı, mesela sabah erken kalkıp yola revan olmalı..ki derin uykulardan silkinip, dünya hayatı bir uykudan ibarettir hakikatini irfan eyleyebilelim. Amenna hayat ölümlü, onu bakileştirebilecek, şu dembedem ölmekte ve solmakta olan bedeni, hayattar kılabilecek milyonlarca...hayır layühad ve layühsa imkan ve ihtimal var..her gün, her sabah, her gece.. anbean. veselam.
bu demdir dem bu demdirdem bu dem..
Saturday, May 31, 2014
KİM DEMİŞ GİDECEK BAŞKA YER YOK!
Güzel'i gördükçe, güzel'e kafa yordukça...zihnen de hissen de hatta bedenen ve simaen de güzelleşmemek mümkün mü! salih bir devrana dahil ettin de kendini, O seni eracife mi itti!
İstikrarla, dikkatle, titizlikle hayra kafa ve gönül yorsana...her dem hayrın izini sürmek, bir başka güzelliğe vesileler aramak...her dem "helmin mezid" aşk u şevkiyle yeni yeni limanlara yelken açmak "gaybet" kalesine iltica edip, burçlarında hürriyet bayrağını dalgalandırsana...
Kötü'ye eğer saplanır kalırsan, şerre, çirkine, eracife salarsan kendini; duygu ve düşünce bahçelerinde nasıl tomurcuklansın güller, laleler...
Nasıl inşirahla dolsun için dışın, nasıl şevkle pervaz etsin saadet semalarında...
Tamam benim gibi hayal-perest olamazsın biliyorum, ama ne bu gercekçi olma saplantısıyla yüzüne oturttuğun o abus maske...
Sana söylediğim sadece gaflet vadilerinde boğulmadan, sorumluluklarını fevtedip de kendini elem ve üzüntü gayyalarına salıvermemen...şöyle aşk şevk suyuyla bir abdest alman ve yerinden doğrulman bir kez daha...
...şu anda sahip olduğunun, mesela bir nefes sıhhatin, kadr u kıymetini bilmen. Hani alimler bidikleriyle amel edince ilimleri artarmış ya, arifler de sahip olduklarına şükür ve hamdleriyle hem mana hem de madde alemlerinin sultanı olurlarmış ya... sen sultanı olacağın şeylerin kölesi gibi davranırsan nasıl azını çok edeceksin!
Korkuların, endişelerin, ataletin ve bikarar düşüncülerin seni senden uzaklaştırdıkça uzaklaştırıyor...
Niyetin gücü malum. "Niyet ve nazar, eşyanın mahiyetini değiştirir" diyor Usta. Madem ki her şeyin bir imtihan olduğuna inandığını söylüyorsun şu ölümlü dünyada, öyleyse başa gelenin keyfiyetinden çok, başa geleni senin nasıl alımladığının, yorumladığının daha önemli olduğuna da biraz kafa yoracaksın.
velhasıl, aynı odanın içinde atalet ve nedamet hisleriyle ah u vah etmeyi bırakmanın zamanı geldi işte ŞİMDİ.
Sakın deme gidecek yer mi var! baksana kapı ardına kadar açık.
Nasıl inşirahla dolsun için dışın, nasıl şevkle pervaz etsin saadet semalarında...
Tamam benim gibi hayal-perest olamazsın biliyorum, ama ne bu gercekçi olma saplantısıyla yüzüne oturttuğun o abus maske...
Sana söylediğim sadece gaflet vadilerinde boğulmadan, sorumluluklarını fevtedip de kendini elem ve üzüntü gayyalarına salıvermemen...şöyle aşk şevk suyuyla bir abdest alman ve yerinden doğrulman bir kez daha...
...şu anda sahip olduğunun, mesela bir nefes sıhhatin, kadr u kıymetini bilmen. Hani alimler bidikleriyle amel edince ilimleri artarmış ya, arifler de sahip olduklarına şükür ve hamdleriyle hem mana hem de madde alemlerinin sultanı olurlarmış ya... sen sultanı olacağın şeylerin kölesi gibi davranırsan nasıl azını çok edeceksin!
Korkuların, endişelerin, ataletin ve bikarar düşüncülerin seni senden uzaklaştırdıkça uzaklaştırıyor...
Niyetin gücü malum. "Niyet ve nazar, eşyanın mahiyetini değiştirir" diyor Usta. Madem ki her şeyin bir imtihan olduğuna inandığını söylüyorsun şu ölümlü dünyada, öyleyse başa gelenin keyfiyetinden çok, başa geleni senin nasıl alımladığının, yorumladığının daha önemli olduğuna da biraz kafa yoracaksın.
velhasıl, aynı odanın içinde atalet ve nedamet hisleriyle ah u vah etmeyi bırakmanın zamanı geldi işte ŞİMDİ.
Sakın deme gidecek yer mi var! baksana kapı ardına kadar açık.
Wednesday, May 28, 2014
SENİ ANLAYAMADIK
Gülen’in Gurbet’teki en erken yazılı verimlerinden, onun beslenme kaynaklarını, etkisi altında kaldığı düşünceleri ve mütefekkirleri, serdettiği düşüncelerinin özgünlük derecesini ve dönemini ne derece yansıtıp yansıtmadığı tespit edilmeli... Böylelikle, 1967’den günümüze uzanan süreçte Gülen’in düşünce çizgisini gözlemleyebilme, dolayısıyla düşünceleri hakkında yapılagelen tartışmaları sağlam bir zemine oturtma imkanı bulunabilir.
Fethullah Gülen’inin yazıları, vaazları, sohbetleri henüz kronolojik olarak değerlendirilmediğinden, biyografisi, ana kaynaklardan hareketle kapsamlıca incelenememiş, dolayısıyla da hakkında serdedilen yargılar, tekrar edilegelen yüzeysel değerlendirmeler olmaktan öte geçememektedir!
İzmir İmam Hatip Derneği’nin çıkardığı Gurbet dergisinde Nurettin Topcu, Nevzat Yalçıntaş, Saffet Solak, Yaşar Tunagür gibi dönemin önemli aydınlarının telif yazıları yanısıra, Fehmi Koru ve Abdullah Aymaz gibi o dönemde henüz öğrenci olan gazeteci ve yazarların da ilk kalem çalışmaları yayımlandı. Gurbet, döneminin diğer İmam Hatip dergilerinin genel karekteristiği olarak herhangi bir dini görüşün yayın organı olmamış, bilakis farklı İslami anlayıştanve gelenekten kalem erbabının yazabildiği bir platform haline gelmişti. Dergi, Seyyid Kutup, Mevdudi, Albert Camus, Nietchze gibi doğulu ve batılı yazarların tercümelerini yayımlayan, Said Nursi gibi o dönemlerde bile “mahzurlu” görülenbir din aliminden alıntılar yapan bir İmam Hatip dergisiydi.
Gurbet Dergisi’nde toplam dört yazı kaleme alan Fethullah Gülen’in, döneminin hareketli siyasi havasında güncel politik konulara girmeden, toplumun, özellikle de gençlerin ahlaki sorunlarına eğilmiş, toplumsal ve bireysel düzeyde Kuran ve Hadis temelli manevi bir bilinç teşekkülüne odaklandığı görülmektedir. Yazılarının başlıkları şöyledir, Gurbet, İnanıyor muyuz, Kapına Geldik ve Seni Anlayamadık.
Gurbet’teki son yazısı olan Seni Anlayamadık adlı denemesine bakarak yaklaşık yarım asır önce Gülen’inin serdettiği ilk düşünceleri ile bügünkü düşünceleri arasında irtibatlar kurmak mümkündür. Bu ilk çekirdek fikirler, onun düşünce çizgisini tespit etme adına önemlidir. Bu yazıda, Gülen’in Seni Anlayamadık yazısından hareketle güncel olan iki hususun altı çizilmeye çalışılacaktır: Gezi olayları ve siyasete girme meselesi.
Seni Anlayamadık adlı yazının kaleme alındığı 1967’nin Ocak ayında yirmili yaşlarını idrak eden Gülen, İzmir’de hem vaizdir, hem de İmam Hatip Talebelerini yetiştirme derneğine bağlı Kestanepazarı Kuran Kursu yurdunda idarecidir. Ege bölgesinde çevre ziyaretleri, kahvehane ve sinema salonlarındaki sohbetleri, Türk Ocağı konferansları gibi etkinliklerle adıhem dini çevrelerde hem de İzmir’in seküler entellektüel ortamlarındaduyulmaya başlanmıştır. İki darbe arasında sosyal ve siyasi istikrarsızlıklar içinde çalkalanan1960’ların Türkiye’sinde gençler arasında ideolojik farklılıklar iyice belirginleşmiştir.
1950’lerde canlanan İslami düşünce , 60 darbesinin belirsiz ortamında dini dergilerde, Necip Fazıl, Nurettin Topçu, Eşref Edip, Ali Fuat Başgil gibi milliyetçi mukaddesatçı etkin kalemlerin eserleriyle ve çağdaş İslam alimlerinden yapılan tercümelerle yeni bir bilinç düzeyi kazanmıştır. Bununla birlikte, kültürel canlılığın ve üniversitelerdeki düşünsel ağırlığın solcu bir zemine kaymıştır. Marksizmin Türkiye’de altın çağını yaşadığı bu dönemde, Komunizmi hala en büyük tehlike olarak algılayan muhafazakarlar çevreler de, çocuklarını korumak, milliyetçi ve mukaddesatçı bir nesil yetiştirmek için, İmam Hatip Okullarını kutsal bir dava haline getirmiştir. Yine bu dönemde dini yayıncılık da hareketlenmeye ve çesitlenmeye başlamıştır.
Kırklareli’nden İzmir’e tayini çıkan Diyanet’in genç memuru Gülen, Abdullah Aymaz ve Fehmi Koru gibi ögrencilerin ricalarıyla Gurbet Dergisi’nde ilk yazılarını yazmaya başlamıştır. Devrin bunalımlı havasında gençlere hitap etmenin önemini sezen Gülen’in, Gurbet’i genç okura ulaşabilmek için bir araç ve imkan olarak değerlendirdigini görüyoruz. Dindar bir öğrenciye ulaşabilmek maksadıyla belde belde gezen Gülen için, öğrencilerin çıkardığı ve gençlere hitap eden böyle bir dergi gerçekten de cazip bir platform olmalıydı!
Dil ve üslub olarak Necip Fazıl, muhteva olarak da “Dünya büyük bir manevi buhran geçiriyor” diyerek dönemin sosyal havasını özetleyen, Tek Parti rejiminin en zor şartlarında “Müspet Hareketi” mücadelesinin mümeyyiz bir ilkesi haline getiren Bediüzzaman’ın tesirlerinin görüldüğü Gurbet yazılarında Gülen’in ana temaları şunlardır; ülkenin içinde bulunduğu “manevi buhran”, bu buhrandan kurtulma ve korunma yolları, dertli ve müztarip birey olmak… Gülen’in yazılarının arka planında dikkat çeken hakim duygu ise gençlik için beslediği ümittir. Nitekim, kendi ruhunu arayan bir neslin trajedisini resmettiği Seni Anlayamadık yazısının da ruhu bu ümitvar olma halidir.
Fethullah Gülen, 1960’ların siyasi arenasında marjinal sağ ve sola savrulan bu nesli Seni Anlayamadık yazısında “çilekeş bir nesil” olarak tanımlıyor, materyalizmin ve komünizmin pençesinde manevi çileler çeken idealsiz bir nesildir bu… Hiç kimseler tarafından dinlenmeyen bu “sahipsiz” nesille nasıl iletişim kurulabileceği Gülen’in ana sorunsallarından biri olarak yazısının her paragrafinda kendini hissettiriyor. “Sen bugün var kuvvetinle bağırıyor, etrafına bir şeyler anlatmak istiyorsun. Söyle sesini duyan,sözünü dinleyen birisi çıktı mı şimdiye kadar” sorusuyla Gülen, gençliğin “canhıraş feryadlarına” kulak verilmesini istiyor.
Ona göre “hayat damarları kurutulmuş” ve “ duyguların esiri” haline gelmişbu gençlik, henüz kendi dertlerini dinleyebilecek bir muhatap bulabilmiş değildir, sesine ses veren sadece kendi feryadıdır. “Zaman senin dilinden anlar birini kaydeder mi?” diye soran Gülen ülke sorunlarına duyarlı, bu sorunlara çözüm yolları arayan “dertli ve muztarip” bir gençlik arayışı içindedir. Aşırı ideolojilerin ağına düşmüş gençliği kurtarmak Gülen’in bu yazısında dergideki diğer yazılarına göre daha çok öne çıkar.
2013 yazında Türkiye’de başgösteren Gezi olaylarıyla ilgili olarak Gülen’in “Gençleri dinlemek lazım” şeklinde de özetlenebilecek önerisi, bazı çevrelerce konjonktürel ve zamansız bir siyasi çıkış olarak algılandı. Böyle bir yorum, 1960'lardan itibaren gençlerle kurduğu münasebetlerin dinamiğini eksik okumak anlamına gelir. Bu şekilde, Gülen'in1960'lardan bugüne toplumsal olaylarda benimsediği müteyakkız ama tedbirli ve müvazeneli tutumu da gözden kaçırılmış olur. Gülen'in 1960'lardan beri belirginleşen çizgisinin ana karekteristiği haline gelen bu tavrında, kendisinin Risale-i Nur çizgisinden tesahüp ettiği Müspet Hareket ilkesinin belirleyici olduğunu düşünüyorum,.
Gençlerle rahatlıkla iletişim kurabilen, 1960’lardan beri idealize ettiği Altın Nesil mefkuresine hayatını adayan Gülen’in Seni Anlayamadık yazısının son cümlesi: “Bizi afvet yavru, seni anlayamadık!”tır. 1979 yılında yayın hayatına başlayan Sızıntı dergisindeki ilk yazısının adı da, “Bu ağlamayı dindirmek için yavru” dur. Tespit edilebilen ilk günden bugüne kadar her fırsatta gençlerle birlikte olan, yakın çevresinde genç bir kuşağınvarlığını hiç eksik etmeyen Gülen’in, Gezi Olayları sırasında “ Bugençlerin sözüne kulak verin” anlayışını bu çerçevede değerlendirmek daha doğru olur ki, bu aynı zamanda,1960'ların ortalarından beri baş gösteren çok sayıdaki toplumsal olayda, Mavi Marmara olayı dahil, Gülen’in müvazeneli ve müspet tutum anlayışı ile tahlil etmek, onun düşünce sistematiği ile daha tutarlıdır.
İkinci olarak, Gurbet dergisindeki yazılarda öne çıkan diğer önemli husus, dönemin ayrıştıran siyasi havasına rağmen, Gülen’inin politikadan ve politik bir söylemden uzak durmaya gayret etmesi. Gülen’in, Gurbet dergisindeki yazılarında herhangi bir parti siyaseti gütmeyen, bireysel ve toplumsal bir dini bilinç oluşturmayı öncelediği görülüyor. Dönemin dergilerinde, polemikci, laikliğin ve Atatürkçülüğün yanlış uygulamalarını, komünizmi eleştiren çok sayıdaki politik yorumlara rağmen, Gülen bir vaiz üslubuyla ele aldığı “uyarıcı” yazılarında gençlere siyasi kamplaşmalardan uzak durmalarını, eğitimlerine devam etmelerini tavsiye ediyor.
Kendisini “siyaset üstü” konumlayarak siyasetin tıkandığı yerlerde kanaat önderi olarak belirttiği görüşlerle alternatif perspektifler sunabilme becerisinin, Gülen’in İslami anlayışından ve fikren beslendiği Risale-i Nur kültüründen geldiği söylenebilir. “Hakikat-ı İslamiye, bütün siyasatın fevkindedir. Hiçbir siyasetin haddi değil ki, İslamiyet’i kendine alet etsin.” diyen Said Nursi’nin anlayışı Gülen’in siyasete bakışında belirleyici olmuştur. Bu nedenle, Gülen’i siyaset sahnesine, parti politikalarınaçekmeye çalışmak, onun 1960’ların ortalarından beri benimsediği hizmet anlayışını eksik tahlil etmek anlamına gelir. Elli yıldır, sayısız darbeler yaşamış bir ülkede, hassasiyetle sürdürmeye çalıştığı hizmetlerine herhangi bir zarar ve şaibe gelmemesi için ihtimam ve itina göstermesi de kendisinin doğal bir hakkıdır.
Gülen’in 60 ihtilalinden sonra 70 ihtilaline doğru gidilen süreçte, siyasetten uzak durması, memleketin asıl hastalığına siyasi reçetelerle deva bulunamayacağı düşüncesi aslında o dönemin kimi aydınları arasında da var olan bir düşünceydi. Mesela Nurettin Topçu da aynı dönemlerde, gerek Hareket gerekse Şule mecmualarında yazdığı yazılarında, siyasete mesafe koymuş, sohbetlerine katılan gençlere parti siyasetinden uzak durmalarını tavsiye etmistir.
Gülen, sözkonusu yazısında asıl cihadın gençlere imkanlar sunmak olduğunu belirtmektedir ki bugünkü cihad anlayışı arasında şaşırtıcı benzerlikler sözkonusudur. Henüz 1960'larda “Bir cihada atıldık. Ama yalnız senin ıztırap türküsünü söylüyoruz.Evet yaptığımız sadece bu.” diyen Gülen, günahkar ve mücrimler toplumu olarak tasvir ettiği topluma, şu bu ideolijiler peşinde koşmak yerine önce kendi ruh ve mana köklerine dönmesini tavsiye ediyor.
Son olarak bu konuyla ilgili olarak bir anektod paylaşmak isterim.Arastırma konumla ilgili, 2013 Temmuz’unda Star gazetesi yazarı Fehmi Koru ile yaptığım söyleşide, tecrübeli gazeteci benimle,1970'lerin başında şahit olduğu bir görüşmeyi paylastı. Yazımı değerli kalemin sözleriyle noktalıyorum:
“O zaman siyaset yeni yeni canlanıyor. 1969’da Milli Nizam Partisi kurulmuş, sonra 1971’de Milli Selamet Partisi olmus. O dönemlerde de artık Cemaat kendisini toplamıştı, kamplar düzenleniyordu. Hatırladığım o dönem Erbakan İzmir’e geldi, Hocaefendi o sıralarda bir yerlerde kamptaydı. Genç arkadaşlarla Erbakan onu ziyaret etti. Ama başarılı bir ziyaret olmadı Erbakan açısından. Erbakan iyi karşılandı, ağırlandı ve uğurlandı. Siyaset dışı kalma diye bir prensipleri vardır Nur camiasının. Orda bir daha görmüş oldum ben onu şahsen . Hocaefendi, istese siyasetle yakından ilgilenebilirdi, o ziyareti önemseneyebilirdi. Ama öyle olmadı. Sohbetler edildi ve Erbakan uğurlandı, o kadar.”
Saturday, May 24, 2014
Memleket İsterim
MEMLEKET İSTERİM
Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.
Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.
Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikâyet ölümden olsun.
Thursday, May 22, 2014
DÜNYANIN SONU DEĞİL A!...
Neden mahzunsun ki! Dünyanın sonu değil a!
İstediğinin olmaması, ne zamandır hayalini kurduğun şeyin gerçekleşmemesi ve altında ezilip kaldığın bu hayal kırıklığı... dünyanın sonu değil, biliyorsun!
Öyleyse dostum, kendine bir iyilik yap da, bu karamsar düşüncelerden yakanı kurtarıver hadi şimdi; zira ki büyük haksızlık yapmaktasın kendine, içten içe yiyip bitirerek kendini...
Öyleyse dostum, kendine bir iyilik yap da, bu karamsar düşüncelerden yakanı kurtarıver hadi şimdi; zira ki büyük haksızlık yapmaktasın kendine, içten içe yiyip bitirerek kendini...
Başa gelen şu tatsızlığın bizzat kendisi yetmezmiş gibi, şimdi de gereğinden fazla kafa yorup buna, olduğundan daha da kötü hale sokma vaziyeti. Savıver başından şu kara bulutları da, daha müspet ve manidar vadilere, ufuklara yelken açasın, birbiri ardına açılıp duran yepyeni imkan kapılarını göresin!
Öyle karamsar karamsar, ciddi ciddi konuşup durma Allah aşkına başa gelen şu talihsiz vakalar hakkında. İçindeki hayat şevkıni söndüriyorsun, yaşama sevincini ve gücünü tar u mar ediyorsun derin nevmidiyet kuyularında boğarak kendini...
Sorunlar elbette olacak, moral bozucu, sarısıcı vakalar... Başa gelmesi mukaderattan sayılan ve her biri imtihan vesilesi olan bu olumsuzluklar yüzünden kendi kendine üzülüp durman, neden bu musibetler hep beni buluyor, bende yanlış olan ne ve neden işlerim hep kötü gidiyor, bir türlü yoluna girmiyor gibi düşüncelerle kendine kahretmen ve yazıklanman yerine...hatırlasana ne kadar güçlü ve iradeli olduğunu, bu sorunların üstesinden başarıyla gelebilecek yeteneklere sahip olduğunu...
Sana şunu tekrar tekrar söyleyeceğim: Bir çiçekle bahar gelmeyeceği gibi, bir rüzgarla da sonbahar ve karakış gelmez. Gelse de, ardı bahardır o kara kışın, merak etme! Başa gelen dertler, vaveyla ettiğin şu musibet dünyanın sonu değil. Bilakis. Bu sıkıntılar, edinebileceğin yeni becerilerin, alışkanlıların, deneyimlerin ve bilgeliklerin başlangıcıdır.
Gerginliğe paydos!...Müspet düşünerek her şeyün üstesinden birer birer geleceğiz...Zihnimizi, kalbimizi, aklımızı, ruhumuzu aydınlatacağız...ki yolumuz da aydınlansın, yeni imkanlar zuhur etsin ve yeni kapılar açılsın birbiri ardına önümüz sıra.
Sana şunu tekrar tekrar söyleyeceğim: Bir çiçekle bahar gelmeyeceği gibi, bir rüzgarla da sonbahar ve karakış gelmez. Gelse de, ardı bahardır o kara kışın, merak etme! Başa gelen dertler, vaveyla ettiğin şu musibet dünyanın sonu değil. Bilakis. Bu sıkıntılar, edinebileceğin yeni becerilerin, alışkanlıların, deneyimlerin ve bilgeliklerin başlangıcıdır.
Gerginliğe paydos!...Müspet düşünerek her şeyün üstesinden birer birer geleceğiz...Zihnimizi, kalbimizi, aklımızı, ruhumuzu aydınlatacağız...ki yolumuz da aydınlansın, yeni imkanlar zuhur etsin ve yeni kapılar açılsın birbiri ardına önümüz sıra.
Subscribe to:
Posts (Atom)





