Monday, May 11, 2015

SAİD NURSİ VE FETHULLAH GÜLEN


          Hakan Yavuz ve John Esposito’nun birlikte edit edip yayına hazırladıkları Turkish Islam and the Secular State: the Gülen Movement. Introduction: Islam in Turkey: Retreat from the Secular Path  adlı kitabın ikinci bölümünde, The Gulen Movement: The Turkish Puritans, Yavuz, daha spesifik olarak Hizmet Hareketi’ne odaklanıyor.
               Hizmet Hareketi ile Said Nursi’nin öncülüğünü yapmış olduğu Nur Hareketi arasında köklü ideolojik bağlar kuran, benzerlikler tespit eden Hakan Yavuz, Hizmet Hareketi’ni Neo-Nur Hareketi olarak adlandırıyor. Yavuz, Fethullah Gülen’in tedricen kendi hareketini formalize ettiği süreçte, özellikle de 1970’lerdeki ilk dönemlerde, Said Nursi’nin hizmet metodundan ve pek çok yenilikçi düşüncesinden etkilendiğinin altını çizmekte; dolayısıyla Gülen’in Said Nursi’ye manen ve ilmen medyun olduğunu belirtmektedir.[1] Yavuz, Said Nursi’nin vefatıyla birlikte, özellikle de 1960’ların sonlarına doğru fragmantasyona uğrayan Nur Hareketi’nin diğer kollarıyla mukayese edince, Hizmet Hareketi’ni, Risale-i Nur Hareketi’nin sayıca en büyük ve en önemli kolu olarak görmektedir. Yavuz, Gülen’in öncülüğünü yaptığı Hizmet Hareketi’nin kavramsal çerçevesini, ana stratejilerini ve metodlarını Nursi’nin eserlerinden istifade ederek kurguladığını tartışmaya açar. Ona göre Nursi’nin yazıları ferd (birey) odaklıdır, ve şahsın nefsine müteveccihtir; Risaleler’de nefsin terbiyesi esastır. Bireysel bilinçlenmenin ardından, hatta aynı zamanda, başkalarına hizmet etmek, onların inançlarını korumak, kurtarmak ve takviye etmek de yine Nur Mesleğinin mühim umdeleri arasındadır. Bireyde dini bir bilinç teşekkül ettirmenin ve manevi keyfiyetin önemine inanan Nursi, bilinçli fertlerden de bilinçli bir cemaat oluşabileceği düşüncesindedir. Nursi’nin bu teorisini pratiğe döken de Gülen’den başkası değildir.
             2003’te akademi dünyasına sununlan bu ilk çalışmada Hizmet Hareketi  (ki Yavuz buna Gülen Hareketi demeyi tercih etmektedir) ve Nur Hareketi arasında daha yakın bağlar tesbit eden Yavuz, 2013’teki çalışmasında, Toward Islamic Enlightenment, Hizmet Hareketi’nin daha bağımsız ve gittikçe de nev-i şahsına mahsuslaşan bir dini hareket olduğu konusunu gündeme getirecek, bu kez de Hizmet Hareketi ile Nur Hareketi arasındaki farklılıkları saptamaya gayret edecektir. Yavuz’un 2003 ila 2013 yılları arasıda Hizmet Hareketi ile ilgili düşüncelerindeki değişiklikleri saptamak da ayrı bir yazı konusu olabilir. Yavuz’un Nursi ve Gülen münasebetindeki genel düşüncesi şudur: “Said Nursi’nin İslami düşüncenin yenilenmesi amacına dayalı birey eksenli iman hizmeti Gülen’de pratiğe dökülerek bir sosyal değişim projesi halini almıştır.”
            Hakan Yavuz, fazla detaylandırmadan Gülen ve Nursi arasındaki benzerliklere şu şekilde değinmiştir:
             Said  Nursi, İslam Dünyası’nda üç ana sorun tespit etmiştir: Fakirlik, Cehalet ve iftirak.[2] Fethullah Gülen, Nursi’nin bu üçlemesini kendi eserlerinde ve konuşmalarında sıklıkla kullanmıştır. Nitekim sonraki onyıllarda Gülen, Nursi’nin işaret ettiği bu üç sorunu giderici mahiyette çalışmalar yapmış, projeler üretmiştir; mesela cehaleti yenmek için eğitim kurumları, medya ve yayınevleri; fakirliği yenmek için insani yardım vakıfları (Kimse Yok Mu); toplumdaki etnik, dinsel ve mezhepsel ayrılık ve gayrılıkların telafisi için de çeşitli vakıf ve dernekler (Abant Platformu) açılmasına dayelikler yapmış, fikri öncülüklerde bulunmuştur.
           1925’ten önceki Eski Said’e benzemeksizin, Yeni Said Nursi siyasetten içtinap etmiştir; Van’da uzelete çekilmesine rağmen yeni Cumhuriyet’in devletlülerinin hışmından kurtulamamış ve vefatına kadar sürecek bir sürgüne zorlanmıştır. Zor şartlar altında geçen 35 yıllık sürgün yıllarında da Nursi, siyasetle arasına mesafeler koymuştur. O kadar ki, 2. Dünya Savaşı’nın yaşandığı, Türkiye’nin de tehlikeyi hissettiği sosyal ve siyasal psikolojinin en kesif olduğu dönemlerde bile, haberleri dinlememiş, siyasi gelişmelerden uzak kalmaya gayret etmiş, mesaisini iman hizmetine teksif etmiştir. Siyasetle olan bilinçli ve mesafeli ilişkisinin sebeplerini Külliyatı’nın muhtelif parçalarında, özellikle de yakın talebelerine yazdığı mektuplarında daha açıkça görebilmekteyiz. Aynı şekilde Gülen de, Yeni Said’in siyasetten istiğna ilkesini takip ederek, particilikten, parti politikalarından uzak durmaya özen göstermiş, kendi pozisyonunu bütün siyasi partilere esit mesafede konumlamaya gayret etmistir.[3] Bununla birlikte toplumsal olaylara duyarlı olan Gülen’in, zaman zaman, özellikle de 28 Şubat öncesi ve sonrasında medya açılımı müvacehesinde çıktığı televizyon programlarında, yerli ve yabancı medyayla yaptığı gazete ve dergi röportajlarında siyasi içerikli kimi mesajlar verdiği de görülmüştür. Bu minvalde, Gülen’in hangi durumlarda ve ne zaman ortaya çıkarak siyasetten içtinap ve istiğna ilkesinin rağmına siyasi içerikli çıkışlar yaptığını incelemek de ayrı bir araştırma konusu olacaktır. Bu bağlamda Nursi ve Gülen arasında kurulabilecek bir diğer benzerlik ise her ikisinin de son dönemlerine tekabül eder. Şöyle ki, Nursi özellikle 1950’lerin ikinci  yarısında siyasetle birebir olmasa da, (ki kimi mebuslara, Başbakan Adnan Menderes de dahil) uyarıcı mahiyette mektuplar gönderdiği bilinmekte, siyasi gelişmelere “lüzum hissedilen maslahata binaen” biraz daha duyarlı hale gelmiştir. Genel itibarıyle toplumu teskin amaçlı verdiği mesajlarda siyaset üstü kalmayı başarabilen Gülen de özellikle 2010’lı yıllarda, Hizmet Hareketi’nin maruz kaldığı uygulamaların icbarıyla siyasi mesajlar içeren sohbetlerde bulunmuştur.
            Hakan Yavuz, Nursi’nin matbaa teknolojisini ( teksir makineleri, daktilo, matbaa) etkin bir biçimde kullanarak, kendi mesajni daha genis kitlelere ulaştırmadaki başarısının altını çizmektedir.[4] Risaleler’in okunması kadar, yazılarak çoğaltılması ve dağıtılması da önemlidir Nursi için;  nitekim bu önemi idrak eden Nur Hareketi içinden bir grup, halen Yazıcılar ismiyle varlığını sürdürmektedir ve bu grup Risaleleri okuduğu kadar el ile ve Arap harfleriyle yazarak da hizmet etmeye devam etmektedir. Aynı şekilde, bugün Gülen’in liderliğini yaptığı Hizmet Hareketi’nin çeşitli medya outletleri de aynı işlevi görmektedir: Risale-i Nurdaki iman hakikatlerinin çeşitli ton ve üsluplarda daha geniş kesimlere duyurulması… Gülen’in bir din adamı olarak mesajını 1966’dan itibaren, önce yazılı, daha sonra da teknolojik imkanlar geliştikçe sesli ve videolu kasetlerle, ardından gazete, dergi, radyo ve televizyonlarla, en son olarak da internet üzerinden vererek, bu hususta diğer dini harekelere de öncülük yapmıştır. Kanaatimce Hizmet Hareketi’nin diğer dini hareketlere teveffuk etmesinin sebeplerinden biri de özellikle 1970’lerde teyip kasetleri, 1980’lerde video kasetleri ile Fethullah Gülen’in teknolojik imkanları zamanında kullanarak mesajını Anadolu’nun her yerine aynı anda yayabilmesindeki başarısıdır.
           Hakan Yavuz’a göre Nursi ve Gülen’in ortak gayesi, bireydeki dini bilinci güçlendirmek, kişinin imanının kurtarılmasına imkanlar hazırlamak, nefsi ve nesli terbiye etmektir. [5]  Nursi ve Gülen, İslami bir devlet sistemini veya muktedir bir siyasal partiyi bireyin dini hayatını yaşayabilmesi için şart görmemektedirler.[6]  Aslolan, iyi ahlaklı birey ve erdemli toplumdur.  Ahlaken iyi yetişmiş, moral, etik ve insani değerleri özümsemiş bilinçli bireylerden oluşan böyle bir toplum ise parti meclislerinde değil, modernite ve geleneği, bilimle dini değerleri mezceden eğitim faaliyetleriyle yetişecektir.[7]
           Hakan Yavuz’a göre Nur Hareketi dindarlararası diyalog etkinliklerini gerçekleştiren öncü bir harekettir. Nur Hareketi siyasal İslam’ı merkeze alan bir hareket olmadığından sadece müslüman toplumlara odaklanmaz, her kesimle ilişkilerini sürdürür; hatta farklı dini telakki ve kültürlerin birbirine yakınlaşmasını, birbirini daha iyi anlamasını dünya barışı ve huzuru için gereki addeder.[8] Nitekim Nursi, henüz hayattayken Papa’ya bir mektup göndermiş ve 1950’lerde, inançlı kesimler için ciddi bir tehdit unsuru olarak algılanan komünizme karşı Vatikan’la birlikte mücadele etme teklifi götürmüştür. Aynı şekilde Gülen de, bizzat Papa 2. John Paul ile 1998’de görüşerek dünya genelinde dindar kesimler arasında diyalog etkinliklerinin öncülerinden biri haline gelmistir. Gülen’in zamanında kimi dini kesimlerce tenkit edilen bu görüşmesinin anlamı ve önemi bugünkü bağlamda daha iyi anlaşılabilmektedir. Bu minvalde eklemek gerekir ki, Gülen, Batı ülkelerinde yaşayan müslümanların, yaşadıkları toplumlara  entegrasyonunu teşvik eder, o ülkelerin yasalarına tam bir şekilde uyulmasını gerekli görür.Hatta Batı’da yaşayan müslümanların durumu tartışmasını bir adım öteye götürüp, entegrasyon, asimilasyon, isolasyon mülahazalarının ötesinde, müslümanların yaşadıkları Batı ülkelerinin aktif birer vatandaşları ve bireyleri haline gelmesini tavsiye ederek, konuyu kontrubisyon ( üreterek katkı sağlama) bağlamında ele alır.
            Said Nursi, talebelerinin bir araya gelerek, Risaleler’i  teksir ettikleri, okudukları ve sohbetlere yeni kimseleri davet ettikleri dersane fikrini, Gülen daha da büyütmüştür ve Işık Evleri konseptini geliştirmiştir. Bu evler, özellikle üniversiteye giden gençler için barınma yerleri de olurken Hizmet Hareketi’nin kalbinin attığı mekanlar haline gelmiştir; buralarda öğrenciler Gülen’in ve Nursi’nin kitaplarını okuyup, Gülen’in vaazlarını dinleyip izlemektedirler. Yavuz’a göre Hizmet Hareketi’nini merkezinde, Nursi’nin dersane modelinden etkilenen bu Işık Evler vardır.
         Yine aynı şekilde, hem Nursi hem Gülen, din ile bilimi, gelenek ile moderniteyi uzlaştıran bir söylem geliştirmiştir. Özellikle Gülen’in Altın Nesil konsepti, milli, insani ve manevi duygulara önem vermesinin yanında, temelde din ile bilimin izdivacını amaçlıyordu.[9]  Altin Nesil ile ilgili Yavuz Çobanoğlu’nun “Altın Nesil’in Peşinde: Fethullah Gülen’de Toplum, Devlet, Ahlak, Otorite” başlığı altında 2012 yılında İletişim Yayınlarınca basılan bir doktora tezi vardır. Altın Nesil konseptine daha içeriden bir bakış da İbrahim Canan’ın Fethulah Gülen’de Sünnet Anlayışı adlı kitapta vardır. Bu iki çalışmaya göre de genel itibariyle, Gülen’in amacı modern bir müslüman, güzel ahlaklı ve çalışkan insan yetiştirmektir.
            Hakan Yavuz, çalışmalarında Gülen’in eğitim faaliyetlerine özel önem verir. Gülen’in inanç temelli egitim felsefesini üç kategoride inceler: ahlaki degerler, bilim ve oz disiplin.[10] Nitekim Gülen’in geliştirdigi trademark konseptlerden biri olan, “Altın Nesil” de bu ilke ve değerler etrafında biçimlenmiştir. Gülen, aynı zamanda hem müslğman hem de modern olunabileceğini savunagelmiştir. Yavuz, Gülen’in Türkiye insanlarının günlük hayatında dinin vazgeçilmez yerini ve önemini çok iyi tespit ettiğini ve halkın dini kimliğini kamuda daha belirgin hale getirmeyi amacladığını ileri sürmektedir.[11] Gülen eğitime ve çalışma ahlakına önem vererek müslümanları fikri bir değişime hazırlamıştır. Yavuz’a göre Hizmet Hareketi’nin merkezinde Gülen’in İzmir’deki ilk yıllarından itibaren yanında bulunan, Kestanepazarı Kuran Kursu’nda yetiştirdiği, kader birliği yaptığı  “has dairesi” vardır.
             Yavuz, Gülen’in İslam anlayışını analiz ederken, onun içinde doğup büyüdüğü çevrenin ve yetiştiği kültürel unsurların kendisinin İslami yorumunda derin etkileri olduğunu ileri sürer. Yavuz’a göre Gülen’deki güçlü dadaşlık kültürel arkaplanı, kendisini zihnen ve ruhen derinden etkilemiş ve onun Türk Osmanlı milliyetiçiliği temelinde bir anlayış benimsemesinde ve bu idealde bir dini hareket kurmasında etkili olmuştur.[12]  Gerçekten de Gülen’in özellikle Mehmet Akif Ersoy ve Necip Fazıl Kısakürek fikriyatının etkileri ile de biçimlenen Türk Osmanlı milli kimliği, duygu, düşünce ve hayalleri, zamanla gelişen ve öncülüğünü yaptığı Hizmet Hareketi’ne belirgin bir Türlük karekteri kazandırmıştır. Bu noktada Gülen’in tarih felsefesini tartışmaya dahil etmek yerinde olabilir, ancak bunu ileriki yazılarımıza tehir etmeliyiz. 
                 Said Nursi’nin Müspet Milliyetçilik kavramsallaştırmasından etkilenen bu kültürel ve kimi özelikleriyle de nostaljik milliyetçilik konsepti, özellikle 1980 sonrasında kimi aydınlarca üzerinde sıklıkla konuşulan Türk İslamı (Turkish Islam) kavramını da beraberinde getirmiştir. Hizmet Hareketi bugün Türk dilini ve kültürünü dünyanın her yerinde “promote” etmektedir; Hareket’in dünyanın muhtelif ülkelerinde açılan eğitim kurumları da Türk Okulları olarak anılmakta ve markalaşmaktadır. Hareketin teolojisinin Türk veya Anadolu İslamı gibi anılması, yurtdışında açılan okullarının Türk Okulları olarak adlandırılması, bugünkü durum itibariyle Hizmet Hareketinin transnasyonel karakteriyle bir tenakuz teşkil ediyor gibi görünmektedir. Tahminim, bu isimlendirmenin önümüzdeki yıllarda gözden geçirileceği yönündedir.
             Fethullah Gülen’in devlet anlayışını da kısaca irdeleyen Hakan Yavuz, Kemalist elitin, Gülen’in devlet ile münasebetlerini yanlış okuduğunu ileri sürer. Yavuz’a göre, Gülen, İslami bir rejim kurma peşinde değildir.[13] Gülen, dindar ve mesul bir nesil yetiştirilmeye adamıştır hayatını… Bu istikamette de devletle ve hakim güçlerle herhangi bir mücadeleye girişmemeye özen göstermiş; en netameli durumlarda bile böyle bir güç mücadelesine girmekten kaçınmıştır. Gülen, devlet’in dindar olması gerektiğine inanmaz; devlet, vatandaşlarının bireysel haklarını korumakla mükelleftir. Gülen, dini, devlete bir alternatif olarak görmez; nitekim “ devletin olmadığı yerde anarşi ve kaos olur” sözü de kendisine aittir.[14]  Dolayısıyla Gülen, Türkiye’deki modernleşme  ve sekülerleşme sürecine baş kaldırmamış, bilakis yukarıda da sözü edildigi üzre, Türkiye’nin geçmisten tevarüs ettiği külturel mirasına bağlı kalmak şartıyla, hatta bu kültürel mirastan yeni değerler üreterek ülkenin Batı ile entegrasyonunu savunagelmiştir. Bu noktada  Yavuz ilginç bir iddiada bulunarak, Gülen’in 1980 darbesini uzaktan da olsa desteklemesini, onun temel felsefesindeki bu devletçi temayüllerle ilgili olabilecegini iddia eder.
             Hakan Yavuz Hizmet Hareketi’nin üç sosyo-tarihsel aşaması olduğunu ileri sürer:
İlki, 1970-1983 arasındaki dini-muhafazakar bir cemaat inşa etme periyodu;[15] Yavuz’un kuluçka dönemi olarak adlandırdığı bu devrede Gülen, Diyanet çatısı altında imam ve vaiz olarak görev yaptığı şehirlerde on yıllık zaman içinde kendi cemaatini kurmayı başarmıştır. Bu dönemde, çok sayıda Işık Evleri açarak, Hizmet Hareketi’nin lider kadrolarını yetiştirmiştir. İkincisi, Eğitim evresidir; 1980-1990 yılları arasında Gülen, Özallı Yıllarda (1983-1993) zuhur eden pek çok ekonomik, kültürel ve toplumsal fırsattan zamanında yararlanarak, ülke genelinde modern eğitim veren kurumlar açmıştır; bu dönemde kurumsallaşma belli bir kıvama geldikçe, bilvesile devlet ile de ilişki kurmaya başlamıs ve Hareket ekonomik olarak ve sayıca büyümüştür. Yavuz’a göre işte bu evrede Hareket, yurtdışı açılımlarıyla birlikte transnational bir hüviyet kazanmaya başlamıştır.[16]  Üçüncü ve son evre ise, 28 Şubat 1997’den günümüze  kadar olan dönemdir. Bu dönemde Hareket çeşitli zulümlere, baskılara ve ayrımcılığa maruz kalmış, sonuç olarak ise zoraki bir dışa açılma, şeffaflaşma, resmiyetleşme ve liberalleşme temayülü göstermistir.[17] Bütün bu tarihi evreler sürecinde Hareket, “İslam’ın yenilikçi kapasitesini göstermiş ve en zor koşullar altında kendisini yenilemeyi bilmiştir.”[18]
          Ezcümle, 1983 sonrası demokratikleşme sürecinde Türkiye’de ortaya çıkan imkanları yerinde ve zamanında değerledirerek dini içerikli ve hedefli bir toplumsal dönüşüm projesi hazırlayan Gülen’in öncülük ettiği Hizmet Hareketi, bidayetinden itibaren çeşitli toplumsal istihalelerden geçerek bugünkü durumuna gelmiştir.  Muhafazakar ve idealist bir  eğitim hareketi olarak başlayan Risale-i Nur’un genel ilkeleri ekseninde gelişen Hizmet Hareketi, Fethullah Gülen’in ileri görülü, esnek ve değişime açık kişiliği ve liderlik vasıflarının da etkisiyle küresel çapta bir eğitim, kültür ve ahlak hareketi haline gelmiştir.

         Bir sonraki yazıda, Hizmet Hareketi’nin entelektüel kapasitesine göz atmaya çalışacağım. Bu yazıdan hemen sonra da Hakan Yavuz’un Hizmet Hareketi’ne yönelttiği eleştiriler var; bu eleştirileri tahlil ederken, benim de Yavuz’a yönelteceğim kimi eleştirilerim olacak.




[1] Yavuz, Toward, 31.
[2] Yavuz, Turkish, 6.
[3] Ibid., 7.
[4] Ibid., 7.
[5] Ibid., 11.
[6] Ibid.,11.
[7] Yavuz, Toward, 51.
[8] Yavuz, Turkish, 12.
[9] Yavuz, Toward, 98.
[10]Ibid,. 37.
[11]Ibid,.34.
[12] Yavuz, Turkish, 20.
[13] Yavuz, Turkish, 23.
[14] Ibid., 27.
[15] Ibid., 40.
[16] Ibid., 41.
[17]Ibid,.30.
[18] Ibid.,46.