Friday, April 25, 2014

HİZMET REHBERİNDE RİSALE-İ NUR CEMAATİ...



HİZMET REHBERİ'NDE RİSALE-İ NUR CEMAATİ


Hizmet Rehberi, Said Nursi'nin yakın talebeleri tarafından Risale-i Nur külliyatının muhtelif eserlerinden derlenmiş ve ilk günden itibaren de Nur Hizmeti için kılavuz kitap olmuş önemli bir metindir. Nur talebelerinin gerek birbirleriyle, gerek toplumsal hayatla münasebetlerinin ve dini sahadaki vazife ve vecibelerinin kısa ve özlü ifadelerle anlatıldığı bir seçkidir Hizmet Rehberi. 


Bediüzzaman'ın en yakın talebelerinden olan Zübeyir Gündüzalp, Hizmet Rehberi için "Bu benim virdimdir" diyerek bu hacmi küçük ama muhtevası önemli eserin kıymetini teslim etmiştir. Kanımca, Nur Hareketi'nin en belirgin tavır ve tutum tarzı olan Müspet hareket kavramı, Hizmet Rehberi'nin de ruhunu ve özünü oluşturur.  


"Sebat, metanet,sadakat ve hamiyet-i Islamiye" gibi dört unsurun esas alındığı Hizmet Rehberi'nde, Abdullah Aymaz'a göre Nur Hizmeti'nin ana umdelerinin altı çizilmiş ve şu beş husus öne çıkmıştır:

1- Önce kendi benliğimize ihlas sırrını yerleştirmek

2- Nefs-i emmarenin tehlikelerinden kurtulmak, onun tezkiyesine çalışmak
3- İnsan-ı kamil yoluna gidenlerin izlerini takip etmek
4- Hizmet arkadaşları ile uyum ve ahenk içinde olmak
5- Bütün din ve insan kardeşleriyle iyi münasebetlere girişerek beşeriyete faydalı olmak...

Kitapçığı yayına hazırlayan Nur talebeleri ortak imza ile Hizmet Rehberi'ne yazdıkları önsözde, Risale-i Nur hizmetlerinin zamanla geniş halk kitlelerininin ilgisine mazhar olmasıyla dairenin genişlediğini, farklı mizaç ve mezakta insanların Nur hizmetine iltihak ettiğini ve bu durumda da bu derlemenin, ortaya çıkması muhtemel sorunlara çözümler sunmak için hazırlandığını vurgulamışlardır.Bir ihtiyaca binaen hazırlanmış Hizmet Rehberi'nin önsözünde Nur mesleğininin esaslarının, azami ihlas, azami sadakat ve azami fedakarlık olarak vurgulandığını görüyoruz. 


Hizmet Rehberi'ndeki prensiplerin çoğunun Nur camiası geleneğinde önemli yeri olan İhlas ve Uhuvvet risalelerinden ve lahikalardan derlendiğini görüyoruz. Bu parçaların müellifi, Said Nursi, bizzat İhlas ve Uhuvvet risalelerini nazara vermiş, bu parçaların en az on beş günde bir okunmasını tavsiye etmiştir. Bediüzzaman, arkadaşlar, kardeşler ve talebeler arasındaki arasındaki uhuvvet bağlarının kuvvetli olmasını ziyadesiyle önemsemiştir. Bu sebeple, Hizmet Rehberi, Nurcu sohbet ve istişarelerinde en çok okunan, irdelenen ve Nur Hareketinin mahiyetini, muhtevasını, tavır ve davranışlarını, son tahlilde istikametini belirleyen kurucu metinlerden biri haline gelmiştir...


Bu yazıda, Hizmet Rehberi'nde Risale-i Nur Cemaatinin, bir dini hareket olarak nasıl ele alındığını, algılandığını ve ifade edildiğini kısaca ve maddeler üzerinde verilmeye çalışılacak. Şüphesiz gerek Risale-i Nurun ana metninden gerekse Hizmet Rehberinden Nur Hareketinin ana umdelerini, esaslarını ve ilkelerini belirleyici çok daha fazla husus istihraç edilebilir. Burada zikredilen hususlar, ana ilkelerden sadece bazıları olmakla birlikte, en önemlileri arasındadır. Bu ilkeler, müntesiplerince yaşatıldığı müddetçe, gelgeç dünyanın bütün toplumsal ve siyasal gelgitlerine rağmen Nur Hareketinin varlığını ve devamiyetini temin edici mahiyettedirler. 



1- Zaman şahsiyet ve enaniyet zamanı değil, cemaat zamanıdır.


Bediüzzaman'a göre günümüzün en büyük hastalıklarından biri insanın enesinin ve nefs-i emmaresinin mahkumu ve azad kabul etmez bir kölesi olmasıdır... O sık sık " Ben nefsimi sevmiyorum. Ben nefsimi tebrie etmiyorum. Ey nefsini beğenen ve nefsine itimad eden..." gibi ifadelerle nefsin her türlü kötülüğün ve fenalığın başı olduğunu ve kendisine asla güvenilemeyeceğini belirtir. Bediüzzaman'a göre, Allah, ene'yi insanlara Zat-ı İlahisinin uluhiyet sıfatlarını daha iyi anlamaları için bir vahid-i kıyasi olarak vermiştir; eneyi kötüye kullanarak birer Firavun kesilsinler diye değil!


Bediüzzaman insanın şahsi enesini, Cemaat havuzunda eritmesinin elzemiyetini vurgular ve bugünün, şahsiyet ve enaniyet zamanı olmadığını, zamanın, cemaat zamanı olduğunu, dolayısıyla da toplumsal bir bilinc olusturmanın  büyük önem taşıdığının altını çizer. Ona göre cemaatte vahid-i sahih olmalı ki, sayıca artma ve ziyadeleşmeyle bilirkte, keyfiyetçe de aynı istikamet ve sıhhat korunabilsin.


2- Nurculuk bir cemiyet değildir! 


Bediüzzaman, özellikle Tekparti döneminde çeşitli iddia ve ithamlarla yargılanmış, mahkum edilmek istenmiştir. Bu ithamlardan en önemlisi, onun gizli bir örgüt kurduğu yönündeki iddiadır. Mahkemelerde kendisine en sık sorulardan biri  "Bu teşkilatı yapmak için nereden para alıyorsunuz?" sorusudur.


Said Nursi'ye göre Nurcuların yegane meselesi  îmândır. Ona göre, Nur Hizmeti, talebelik ve neferlik hizmeti, aynı zamanda da şan ve şerefi terk etme hizmetidir. Bediüzzaman, toplumsal hayatın bütün kesimlerini kucaklayacak bir tutum sergileyerek bir Hizmet modeli oluşturmus, kendisini, düşüncelerini ve hareketini sadece belli bir sosyal gruba, etnisiteye münhasır kılmamaya özen göstermiştir. O, Nur talebelerinin imân kuvvetiyle ve inanç ortak paydasıyla Türkiye genelinde her kesimden insanlarla müspet münasebetleri olduğunu, halkla iç içe bulunduklarını ve hiç bir gizli ve saklılarının olmadıklarını  söyler. Nursi, Nur talebelerinin her zaman asayişin yanında yer aldıklarının ve her koşulda müspet hareket tarzını benimsediklerinin, dolayısıyla da herhangi bir siyasi anlayışa angaje olmadıklarının altını bütün mahkemelerde çizmiştir.

Bediüzzaman Hizmet Rehberindeki şu örnekle bu durumu daha da anlaşılır hale getiriyor:


"Bana sordular ki: "Sizin cemiyet olmadığınız, üç mahkeme o cihette beraet vermesiyle, yirmi seneden beri tarassut ve nezaret eden altı vilayetin o noktadan ilişmemeleriyle tahakkuk ettiği halde, Nurcularda öyle harika bir alâka var ki, hiçbir cemiyette, hiç bir komitede yoktur. Bu müşkülü halletmenizi isterim ’ dediler. 

Ben de cevaben dedim ki; "Evet, Nurcular cemiyet memiyet, husûsan siyasî ve dünyevî ve menf’i ve şahsî ve cemaatî menfaat için teşekkül eden cemiyet ve komite değiller ve olmazlar. Fakat, bu vatanın eski kahramanlan kemal-i sevinçle şehadet mertebesini kazanmak için ruhlarını feda eden milyonlar İslâm fedâilerinin ahfadları, oğulları ve kızları, o fedailik damarını irsiyet almışlar ki, bu harika alâkayı gösterip Denizli mahkemesinde bu aciz bîçare kardeşlerine bu gelen cümleyi onlar hesabına söylettirdiler: 

"Milyonlar kahraman başları fedâ oldukları bir hakîkate başımız dahi fedâ olsun" diye onlar namına söylemiş, mahkemeyi hayret ve takdirle susturmuş. Demek, Nurcularda hakîki, hâlis, sırf rıza-yı İlâhî için ve müsbet ve uhrevî fedâiler var ki, mason ve komünist ve ifsad ve zındıka ve ilhad ve taşnak gibi dehşetli komiteler o Nurculara çare bulamayıp hükümeti, adliyeyi aldatarak, lastikli kanunlar ile onlan kırmak ve dağıtmak istiyorlar. İnşâallah bir halt edemezler. Belki Nur’un ve îmânın fedâilerini çoğaltmaya sebebiyet verecekler."


3-Nur Talebelerinin cemiyet olduğu vehmini veren sebepler.. 

Bediüzzaman Nur Hareketi'nin bir "örgüt" olduğu vehmine kapılanların genel itibariyla üç sebeple bu hataya düştüklerini belirtiyor:


"Birincisi 
: Eskiden beri benim talebelerim benim ile kardeş gibi şiddetli alâkadar olmaları, bir cemiyet vehmini vermiş. İkincisi : Risâle-i Nur’un bazı şakirtleri-her yerde bulunan ve cumhuriyet kanunları müsaade eden ve ilişmeyen cemaat-i İslâmiye heyetleri gibi hareket etmelerinden, bir cemiyet zannedilmiş. Halbuki o mahdut üç dört şakirdin niyetleri cemiyet memiyet değil, belki sırf hizmet-i îmâniyede halis bir kardeşlik ve uhrevî bir tesanüddür. Üçüncüsü : O insafsızlar kendilerini dalalet ve dünyaperestlikte bildiklerinden ve hükümetin bazı kanunlannı kendilerine müsait bulduklarından, fikren diyorlar ki, "Herhalde Said ve arkadaşları bizlere ve hükümetin bizim medenîce nâmeşrû hevesâtımıza müsait kanunlarına muhaliftirler. Öyle ise, muhalif bir cemiyet-i siyasiyedirler." Ben de derim:
Hey bedbahtlar! Eğer dünya ebedî olsaydı ve insan, içinde daimî kalsaydı ve insanî vazifeler yalnız siyaset bulunsaydı, belki bu iftiranızda bir mânâ bulunabilirdi. Hem, eğer ben siyaset ile işe girseydim, yüz risâlelerde on cümle değil, belki biı, cümleyi siyasetvarî, mübarezekârâne bulacaktınız. Hem, farz-ı muhal olarak, eğer biz dahi sizin gibi bütün kuvvetimizle dünya maksatlanna ve keyiflerine ve siyasetlerine çalışıyoruz diye-ki, şeytan da bunu inandırmaya çalışamıyor ve kimseye kabul ettiremez. Haydi böyle de olsa, madem bu yirmi senede hiçbir vukuatımız gösterilmiyor; hükümet ele bakar, kalbe bakmaz ve herbir hükûmette şiddetli muhalifler bulunur, elbette adliye kanunu ile bizleri mesûl etmezsiniz" 
Şûâlar, s. 310-311


4- Nurculuk bir tarîkat midir?


Bediüzzaman'a yöneltilen temel ithamlardan biri de onun bir "tarikat" lideri olduğu yönündeki iddialardır. Cumhuriyet elitleri, Tek Parti döneminin katı laiklik politikalarına karşı muhafazakar kesimce gösterilen tepkileri gericilik olarak değerlendirmiş, dönemin gazete ve dergilerinde de dindar halkın mürteci olduğuyla ilgili algılar yaratılmaya çalışılmıştır. 

Bediüzzaman, klasik tarikat anlayışının ve ritüellerinin dışına çıkarak, ihlas ve samimiyet sütunları üzerine bina ettiği yeni tarz Hizmet modelinin temeline acz, fakr, şefkat ve tefekkür gibi değerleri yerleştirerek, şeyhlik ve postnişinlik yerine kardeşliği ikame etmiştir.

"Benim ittihamım ve tevkifime sebep gösterilen dördüncü madde, devletçe yasak edilen tarîkat dersini vermekle ihbar edilmiş olmaklığımdır. Elcevap : Evvela: Elinizdeki bütün kitaplarım şahittirler ki, ben hakaik-ı îmâniye ile meşgulüm. Hem müteaddit risâlelerde yazmışım ki, "Tarîkat zamanı değil, belki îmânı kurtarmak zamanıdır. Tarîkatsiz Cennete giden pekçok, fakat îmânsız Cennete girecek yok. Onun için, îmâna çalışmak zamanıdır" diye beyan etmişim.
Saniyen: On senedir Isparta vilayetinde bulunuyorum. Biri çıksın, bana, "Tarîkat dersi vermiş desin. Evet, bazı has ahiret kardeşlerime ulûm-u îmâniye ve hakaik-ı âliye dersini, hocalık îtibariyle vermişim. Bu, tarîkat talimi değil, belki hakîkat tedrisidir. Yalnız bu kadar var. Ben Şafîyim, namazdan sonraki tesbihatım Hanefi tesbihatından biraz farklıdır. Hem, akşam namazından yatsı namazına kadar ve fecirden evvel hiç kimseyi kabul etmemek şartıyla, kendi kendime günahlanmdan istiğfar ve ayetler okumak gibi şeylerle 
meşguliyetim var. Zannederim, dünyada hiçbir kanun bu hale yasak diyemez"  Tarihçe-i Hayat, s. 199


5- Nur Talebeleri nasıl bir cemaattir? 

Gerek Osmanlının son dönemlerinde gerekse Cumhurşyetin ilk dönemlerinde sürekli haksız ithamlara maruz kalan Bediüzzaman, sık sık kendisinin ne düşündüğünü, sosyal olaylarda kendisinin, Risale-i Nur'un ve Nur Hareketi'nin nerede durdugunu çeşitli vesilelerle vurgulamak mecburiyetinde hissetmiştir kendisini...

"Ben buradaki bütün Risâle-i Nur Şakirtlerini ve benimle görüşenleri veya okuyan ve yazanlarını aynıyla işhad ediyorum; onlardan sorunuz ki, ben hiçbirisine dememişim bir cemiyet-i siyasiye veya cemiyet-i Nakşiye teşkil edeceğiz. Daima dediğim budur: "Biz, îmânımızı kurtarmaya çalışacağız. Umum ehl-i îmân dahil oldukları ve üç yüz milyondan ziyade efradı bulunan bir mukaddes cemaat-i İslâmiyeden başka mabeynimizde medar-ı bahs olmadığını ve Kur’ân’da "hizbullah" namı verilen ve umum ehl-i îmânın uhuvveti cihetiyle kendimizi, Kur’ân’a hizmetimiz için hizbü’1-Kur’ân, hizbullah dairesinde bulmuşuz. Eğer kararnâmede bu mânâ murad ise, bütün rûhumuzla, kemal-i iftiharla îtiraf ederiz. Eğer başka mânâlar murad ise, onlardan haberimiz yoktur" Şûâlar, s. 238.


"Evet, biz bir cemaatiz. Hedefımiz ve programımıı evvela kendimizi, sonra milletimizi îdam-ı ebedîden ve daimî berzahî haps-i münferitten kurtarmak ve vatandaşlarımızı anarşîlikten ve serserilikten muhafaza etmek ve iki hayatımızı imhaya vesîle olan zındıkaya karşı Risâle-i Nur’un çelik gibi hakîkatleriyle kendimizi muhafazadır" Şûâlar, s. 305. 


 

Bediüzzamanın Tek Parti ve Soğuk Savaş sartlarında geliştirdiği bir iman hareketi ve hizmeti var. Seçkinci olmayan bu hareket, kapılarını herkese açmıştır. Bununla birlikte, Bediüzzaman, kendisiyle ve eseriyle muhatap olanları  talebe, dost ve arkadaş gibi esnek denebilecek tasniflere tabi tutmuştur. 
Özellikle talebeleri için derlenen Hizmet Rehberinde Nur Hareketinin ana karekteristiklerini görmek mümkündür. Bediüzzaman, kendisini bir şeyh olarak değil, kendisine dersler veren hoca olarak görüyor; enaniyeti çağımızın en büyük tehlikelerinden biri olarak değerlendiriyor, sıradan, iktisatlı ve mütevazi bir hayat yaşamaya ihtimam ediyor. Toplumsal olaylardaki aşırılıklara ve taşkınlıklara karşı da Müspet Hareket tabirini kavramsallaştırıyor. Bütün itham ve isnatlara rağmen kendisinin ve taleberinin asla gizli bir cemiyet olmadıklarını, ama bir iman cemaati olduklarını vurguluyor ve bu cemaatin şahs-i manevisine büyük çnem veriyor.

Şahs-i manevi kavramı etrafında Hareket'ini örgüleyen Bediüzzaman, İslam davasına hizmet edenleri bir şirket-i amal-i uhreviye ortağı olarak görüyor ve onları motive ediyor. Hareket içinde yapılan her bir hizmetten "şakirt"leri hissedar ve feyizdar tutarak da iman dairesini genişletmeyi ve sağlam tutmayı hedefliyor.

Ferasetli bir mümin ve müslüman alim olarak Bediüzzamanın çağını iyi okuduğu bütün netliğiyle ortadadır. Aslında Bediüzzamanın bu prensipleri kendisinin yaşadığı dönemde kısmen unutulmuş olsa da, bütün çağları kuşatan ve kucaklayan İslami, insani ve evrensel değerler ve ilkelerdir. 

Bediüzzaman'ı Üstad olarak görenlerin de kendi aralarında sıklıkla okudukları eserlerin başında Hizmet Rehberi gelmektedir.  Hem Nur Hareketi'nin mahiyetini hem de müntesiplerinin genel tavir ve davranışlarının ipuçlarını bulabileceğimiz bu eserde, Hareket'in bu esaslar müvacehesinde ilerlediğinde gerek Türkiye'de gerekse uluslararası ölçekte ilanihaye var olagideceğini  söylemek kehanet olmaz!