Friday, February 28, 2014

TAM IKI YIL ÖNCE KALEME ALINAN SİTEMKAR BİR 28 ŞUBAT YAZISI...HEPİMİZ 28 ŞUBATÇIYIZ...KIVIRMAYALIM...


İstiklal  Mücadelesi  veren bir milletin evladını İstiklal Mahkemelerinde  yargılayanlar, Ulucanlar’da asanlar, kesenler kimlerdi, nereden gelmişlerdi?
Şefkatli, merhametli  bir milletin içinde, o caniler, zorbalar, katiller nasıl  barınabilmişti ve kendi  çocuklarına nasıl  kıyabilmişlerdi!  
Gelelim 28 Subat'a...
Faturayı sadece bir kaç paşaya, medyadaki bazı gazetecilere,  milletvekillerine, bürokratlara, hatta  bazı cumhurbaşkanlarına,  başbakanlara kesip  işin içinden çıkıyoruz. Böylelikle, giriftar olduğumuz müşterek  günahımızdan  (collective guilt) kurtulmanın yollarını arıyoruz! Halbuki  bu  günah, gelecek nesillerin de ibret alabilecekleri bir  tevbe-i  nasuh gerektiriyor.  O da toplumun demokrasi bilincini içselleştirmesine  ve birlikte yaşama anlayışının yerleşmesine vabeste...Heyhat,  toplum olarak, bundan hala çok uzağız.
Şimdilik, 28 Şubatçıları yargılamak için eğer bir Nurnberg Mahkemesi kuracaksak , topyekün bir millet olarak sanık sandalyesine oturmamız  gerekiyor.  Evet, ne yazık ki suçlular ve suçlu olma potansiyeline sahip  olanlar  aramızda:  sen ben o siz biz onlar...

28 Şubat döneminde ben de özel  okulun birinde idealist bir  muallimdim.  Gestapolar tarafından takip,  teftiş  hatta  tedhiş edildiğimiz o meşum günlerde,  alelade işlerimi bile sakit bir infialle görüyordum. Verdiğim bir mücadele vardı;  bu, genç yaşımda beni  yormuştu;  hatta derin bir  ümitsizliğe  boğulmak üzereydim.  O dönemlerde yapılabilecek en iyi şey askere gitmekti, ben de gittim. Haziran fırtınasının ortalığı  kasıp kavurduğu  günlerde askerdim.
Sonra, nice öğretmenler tanıdım, dindardılar, perukluydular, aralarında  yakınlarım da vardı.  Bir sabah ellerine  zarflar  tutuşturuldu: “Devlet memurluğundan çıkarıldınız" “Umut ne kadar azdı.”
Onbinlerce  özbeöz vatan evladının  hayatı karartıldı.
Ellerindeki master  ve doktora diplomalarıyla ortada kalakaldılar,  sekreter bile olamadılar; evlerinde ah vah edip  kafayı  yedi onbinlercesi.
Binlerce avukat, doktor, mühendisin canına okundu.
Toplumda yüzde bir  bile  tabanı olmayan bir  şirzime -i  kalil, masum insanlardan cüzzamlı, vebalı insanlar üreten üfunetli bir sistem yarattı..
Bugün 28 Şubat bitti diyenlerin  hiç biri de o günlerin mağdurlarından  değildi.
Güce  tapanbu topraklarda, 28 Şubat ruhunun her an hortlayabilme ihtimali ve potansiyeli  sürekli sözkonusu olacak,  28  Şubat  farklı  şekil ve şemaillerde bin yıl değil, ebediyen  sürecek.
Ülkemizdeki neme lazımcı, hepbanacı  ve hamsofta kaba yobaz bir din anlayışı, kafatası milliyetçiliği,  bağnaz laiklik her zaman 28  Şubatlara zemin hazırlayacak...
Bu meyanda, isterseniz o  dönemin perde arkasındaki  bazı  aktörlerine kısaca bir  göz  atalım:
Bölüğünü, taburunu,  tugayını  fişleyen komutanlar  ne kadar  28 Şubatçıysa,  mangasındaki erleri  dini  durumlarına göre,üstlerine   gammazlayan  Tokatlı onbaşı,  Çankırılı  yazıcı,  kısa dönem asker arkadaşlarının fişlemelerini  maharet  ve ievkle  bilgisayara  geçiren ilahiyatçı  yedek  subay da  o  kadar 28  Şubatçıydı. Askerliklerini rahat  yapıp  bitirdiler, terhis  olunca da gerektiğinde  hortlamak  üzere 28  Şubatçı zihniyetlerini  de yanlarında  alıp memleketlerine  döndüler.
Yegane vazifesi okulundaki öğretmenlerini gammazlamak ve raporlamak olan gölgesinden korkan ülkücü, mukaddesatçı, muhafazakar,dinidar  bilumum müdürler de dönemin malum zihniyetli gaddar  Maarif nazırı kadar 28  Şubatçı.
Kazanılan bütün işten atılma davalarına  hiç geciktirmeden cevab-ı red veren Danıştay devletlüleri...
Başıörtülülüleri Milli  Eğitim Müdürlüğü binalarına sokmayan kapıdaki görevli, itiraz dilekçesini  imza karşılığı almayarak çöpe  atan kraldan fazla kralcı evrak  kabul memuru  siz 28  Şubatçı  değil  misiniz?  Ve bugün Türkiye’de yaşamıyor musunuz!
Kararlara imza çakan muhterem siyasiler...Bugün attıkları o imzayı  hala  savunmuyorlar mı!
Cumaları kürsüde ellerine  tutuşturulan hutbeleri  harfi harfine  okuyan, imani meseleler bir  yana,  her biri  bitki çiçek  börtü  böcek  uzmanı  olan resmi hizmete mahsus imamlar...Neylersin viran olası  hanede evlad u iyal var...değil mi!
Üniversitedeki odasında pısırık pısırık oturup da dua hakkını,  inşallah  sıra  bana gelmez diye  kullanan miskin akademisyenler...
Her dönemin  adamı, idare-i maslahatçısı seni...
Bugün analizleriyle mangalda kül  bırakmayan muhafazakar köşe  yazarları...
Ellerinde çetele, halkı sokak  sokak ev  ev fişleyen mahalle  muhtarları...
Sadece vicdanlarımızı değil,  ceplerimizi  de  kurutan 28  Şubat’ın siz sayın banka memurları,  ultra çağdaş memureleri...ihlaslı  kazanç  kurumlarının  genel müdürleri...
28  Şubat  şahsı manevisinin  prototipi  ve mümessil- i azamı Demirel’i 40 yıldır  bu memleketin başına musallat  eden siz bilumum sağcı,  muhafazakar,  mukadesatçı halk  kitleleri...
Muhafazakar dergilere,  gazeteler  vs.  reklam vermekten korkan muhafazakar işadamları...
Ve ben... Her gün çalıştığı okulun öğretmenler odasına gelip üniformalarıyla  oturan, keyfine göre derslere girip okulu  teftiş eden askere  “komutanım siz  niye  kışlanızda  değilsiniz” bile diyemeyen ben....Nihayetinde terk-i diyar eden ben, ben de 28 Şubatçıyım.
Milli iradenin şaha  kalktığı Kurtuluş Savaşından hemen sonra bile,milletin iradesini  darbe ve sadmelerle mefluç  eden gizli komitaların  heveskar  gönüllüleri aramızda oldukça... işimiz  zor.
Ama duam şudur:
Allah bir daha bu millete  ebediyete kadar 28 Şubat  zulümleri göstermesin; ve biz 28 Şubatçılara ilk taşı 29 Şubatta doğanlar, masumlar  atsın