Tuesday, May 6, 2014

LAWRENCE

“KAHRAMAN” LAWRENCE

Birinci Dünya Savaşı Ortadoğu’sunun en ilginç şahsiyetlerden biri T.E. Lawrence’dir. Bu çok yönlü İngiliz askeri, gazetecisi ve ajanının 1.Dünya Savaşındaki rolü ve etkisi tartışmalı bir konu olmayı hala sürdürmektedir. Ölümüyle, ilişkileriyle, bedevi Arap çöllerindeki maceraları ile, savaş sonrası gizemli hayatıyla, yazdıklarıyla...baştan başa bir şehir efsanesi haline gelmiş bu netameli isim hakkında İngilizce’de çok zengin bir kütüphane var; halen de Lawrence hakkında  kitaplar yayımlanır, sinemalar ve tiyatrolar sahnelenir, konferanslar düzenlenir. 

Lawrence’in hayatının anlatıldığı en son yayımlanan ve çok satan kitaplardan olan tuğla kalınlığındaki Hero (Kahraman) adlı çalışmayı okuyunca, İngiltere’nin genel itibariyle Lawrance’i nasıl algıladığını ve sunduğunu, yüzyıl sonra onu bir halk kahramanı olarak değerlendirdiğini bir kez daha gördük. Hero gibi popüler mahiyette peşpeşe yayımlanan kitapların rağmına, Lawrence’in 1927’de yılında yayımladığı ve zamanında büyük yankılar uyandıran   otobiyografik eseri, Revolt in the Desert, Türk okuru tarafından çok bilinmez. Lawrence’in söz konusu kitabını okuyunca, İngilizlerin Ortadoğu’da Fransızlara nispeten niye daha etkili oldukları ve Araplar tarafından niye daha fazla sevildikleri üzerinde düşündüm.

Britanya İmparatorluğu, uzmanlık eğitimi almış, özel yetişmiş subayları sayesinde Fransa ve İtalya gibi diğer kolonyel güçler arasında Ortadoğu’da çok daha avantajlı bir konum edindi. İngiliz subayları, her şeyden önce bölgenin dilini, tarihini, kültürünü ve dinini iyi derecede biliyorlardı. Bunun yanında yerel halkla sağlam münasebetler geliştirmek ve dostluklar kurmak yine bu subayların başarılı oldukları yönlerdendi. Lawrence ismi, savaş yıllarında İngilizlerin Ortadoğu’da görev yapan iyi yetişmiş ve pek çoğu özel hazırlanmış subaylarını temsil eden sembol isimlerden biri oldu. Arap dilini incelikleriyle ve edebiyatına ve ağızlarına vakıf olacak kadar iyi bilen, bölgenin arkeolojisi ile ilgili uzmanlık diploması olan, zamanla da yöre insanının örf, adet ve geleneklerine duyarlılık geliştiren Lawrence, hem halk nezdinde hem de kendi hükumeti katında iyi bir kredi sahibi olmuştu. Çöl yaşantısına uyum sağlayan, Arap kültürüne saygın tutum ve tavırlar sergileyen Lawrence, Araplarca kendilerinden biri olarak görüldü.

Dahası, Lawrence Arapların bağımsızlığı, dolayısıyla da İngiliz menfeatleri için hayatıi riskler aldı, canını tehlikeye attı, cephede yaralandı, savaş boyu ölümle burun buruna geldiği anlar oldu. İngilizlerin Ortadoğuda sahaya sürdükleri etkili bir aktör haline geldi. Kurduğu ve geliştirdiği bağlantılardan ve işbirliklerinden elde ettiği güçle, Arap çöllerinde serbest dolaşım elde etti, uğradığı yerlerde Arap halklar tarafından kahraman gibi karşılandı. Arap liderlerle İngilizler arasında, özellikle Faysal ile Allenby arasında, özel arabuluculuk konumu elde etti. Sadece diplomat olarak değil, at üzerinde bir asker olarak Arap çetelerini Türklere karşı organize etti, Ortadoğuda savaşın seyrini değiştirecek bir konum elde etti.  Fedakarlıklarıyla ve yararlıklarıyla iki tarafın da güvenini kazandı. Arapların Türklere karşı giriştikleri özgürlük mücadelesinde bir sembol isimlerden biri oldu. Nitekim, savaş sonrası da 1919’da Paris Konferansında Arapların haklarını diplomat olarak temsil etti.
Lawrence ve benzeri iyi yetişmiş İngiliz subaylarının gayretleri ile bölge insanı Fransızların rağmına İngilizlerin yanında yer aldı, Ortadoğuda İngiltere varlığı ve etkisi pekişti. Rusya, İngiltere ve Fransanın dünyanın bu merkezi coğrafyasında, öteden beri birbirleriyle çelişen planları, menfeatları ve hedefleri vardı. İngilizlerin Irak, Mısır, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinde daha etkin varlık göstermesinde Lawrance’in etkisi çok hayati bir araştırma konusudur.

Fransızların Osmanlı Ortadoğusunda, özellikle de Suriyede, hatırı sayılır bir varlığı sözkonusuydu ve savaş sırası ve sonrasında da Ortadoğuda İngilizlerin ardına düşmek istemiyorlar, pastadan alacakları payı artırmayı planlıyorlardı. İngiltere Başbakanı Lloyd George Fransa’yı Ortadoğu’da ber taraf etme niyetindeydi. Araplar da Fransızları Suriye’de istemiyordu. Paris Barış Konferansında İngiltere ve Fransa arasında Suriye hakkında aylar süren tartışmalar oldu. Lawrance ve Faysal Fransızların Ortadogu’daki varlığına karşıy çıktı ve öteden beri Suriye’de besledikleri bölgesel arzularını engellemeye sınırlamaya çalıştılar.

Ortadoğu’daki paylaşımı ve sınırların taksiminde çok sayıda iç ve dış faktörler etkiledi. Mesele Fransız medyasi Konferansların Ortadoğu komisyonuyla ilgili anti-Fransız olduğu yolunda yoğun bir kampanya yürüttü, hatta komisyonu İngiliz yanlısı olmakla suçladı. Ancak, pek çok sayıdaki bu faktörlerden biri Arap masasında İngiliz Lawrence’in oturması İngilizlerin elini güçlü kılan  önemli unsurlardan biri haline geldi. Bazı noktalarda İngiltere ile Lawrance’in Ortadoğu ile  ilgili vizyonları yer yer farklılıklar gösterse de doğrudan ya da dolaylı Lawrance İngilizler adına büyük bir kazanç haline geldi. Lawrance’in Faysal ile dostluğu Arablara bir bağımsızlık getirdi ve İngilizleri Ortadoğu’nun en büyük oyuncusu yaptı.

Lawrance bir şehir efsanesi olarak İngiliz tarihinde ve popüler kültüründe çesitli kanallarla halen yaşatılıyor. Şüphesiz ki diğer ülkelerin de bu modern efsaneden alacağı çok ders var. İster Türkiye ister Kanada ister Rusya…hangi ülke olursa olsun, iyi yetişmiş vatandaşlarıyla dünyanın her yerinde var olmaya devam edecekler, öz kültür referansları sağlam bu bireyler, gittikleri coğrafyaların kültürel değerleriyle de donanacaklar ve o coğrafyaların örfü ve ananesiyle barışık bir hayat yaşayarak var olacaklar…