Tuesday, August 12, 2014

BUNLAR MI AK PARTİ'NİN KANAAT ÖNDERLERİ!

Ak Parti içinde çok değerli siyasetçiler var.
Yine belli bir yere kadar  parti politikalarını destekleyen gazeteci ve akademisyenler var.
Körükörüne aklını, fikrini ve vicdanını parti kurmaylarının ve  acar propagandistlerinin cebine koymayan ehl-i vicdan, ehl-i insaf kişilerden söz ediyorum.
Tanıyorum kendilerini, çünkü kimisiyle yıllara yaslanan bir muarefemiz var; son olaylarla ilgili ne düşündüklerini biliyorum çünkü zaman zaman fikir teatisinde bulunuyoruz.
Makam ve mansıp ulufeleriyle başları dönmemiş, ihale culüsleriyle bakışları bulanmamış, müvazenesini yitirmemiş, mutedil, sağduyulu, makul, vatanperver, hayr ile şerri tefrik edebilen kişiler...
Vatandaşı ütülecek bir seçmen olarak değil, insan olarak görenler...
Yiğidi öldürüp hakkını verenler, aynı zamanda kralın çıplak olduğunun da farkında olanlar...

Siyaset yaptıkları partinin AKP olmasına bakmaksızın, Hizmet Hareketi'nin Türkiye'nin hem dünü hem bugünü hem de yarını için ne anlam ifade ettiğinin bilincindeler.
Bu arkadaşlar, hafif bir mahcubiyet içinde ve kısık bir volum ile Başbakan'ın Hizmet Hareketi ile olan amansız mücadelesini eleştiriyorlar.
Benim de onları eleştirdiğim husus, bunları çekinmeden ve uygun bir üslupla ve açıkça dile getirememeleri.
Ne yazık ki ülkemiz işte böyle bir memleket!  Ağır aksak bir demokrasi ve ketum bir şeffafiyet.
Siyaset anladığım bir meslek olmadığından, belki de ben bu politikacı arkadaşlarımın durumlarını tam çözemiyorum!
Yine de bunca gürültü ve hayhuya rağmen siyaset arenasında böylesi makul, itidalli ve temkin ehli insanların olduğunu bilmek moral verici.

Asıl beni endişelendiren ve aynı zamainda itiraf da etmeliyim ki üzen mesele şu:
Bu makul dediğim zevatın yerine, kendilerine rahatlıkla şarlatan diyebileceğimiz kişilerin seslerinin daha fazla çıkması...AKP politikalarının çapsız müfteriler ve kifayetsiz muhterislerce belirlenmesi ve seslendirilmesi... Bunca makul insana rağmen!
Tutanın elinde kalan ve hançeresi yırtılırcasına bağıranın daha fazla sahiplendiği bir parti haline gelen AKP'nin " gatekeeper"ları olmasından da endişe ettiğim eyyamcı bir güruhvar, günden güne zivanadan çıkan ve hiç bir insani ölçü tanımayan.
Asıl mide bulandıran mevzu.
Milletin kısm-ı ekserisinin, hem bir dönem önemli işler başardığından hem de alternatifsizlikten, oylarıyla arkasında durduğu bir siyasi hareketin bir kaç fanatiğin hezeyanlarına emanet edilmesi. "Üç beyinsiz kafanın derdine üç milyon halk" dediği tarihi tekerrürü hatırlatıyor.

Bu yaygaracı tayfanın sesi çok çıkıyor. Kaybedecekleri hiç bir şey yok. Gamları da yok, endişe ve çileleri de. Ne kadar pohpoh o kadar populerite, ne kadar goygoy o kadar şöhret. O kadar ikbal.
Kabul edilmeli ki bu şöhret-i kazibeyi maddi kazanca tahvil etmede ziyadesiyle mahirler.

Ülkeyi alabildiğine germek, siyaseti, ekonomiyi manupule etmek, ezan, bayrak gibi milli manevi değerleri istismar etmek asli işleri haline gelmiş. Milletin gözünün içine baka baka yalan söylemeleri...Bu kezzapçıların fabrike ettiği bu yalanları ve eracifi binbir zorlamayla tevil ve tefsir eden "yamacı"ların ortalığı istila etmesi...Tam bir eyyam-ı nahisat, kapkara bir zaman dilimi...

Üç beş paragraflık köşe yazılarına sığıştırabilmeyi becerdikleri ne iftiralar!
Sabah akşam çıktıkları TV ekranlarında zamanınıza kıyıp üç dakika dinleseniz ne menem bir tıynete sahip olduklarını anlayıverirsiniz. Hem sözlerinden hem yüzlerinden...
Çoğu kez şecaat arz ederken sirkatlerini ifşa ederler, konuştuklarında her türlü foyalarını meydana dökerler.
Suret-i haktan görünmeye çalıştıklarına bakmayın, şeytana  takkesini ters giydirecek kadar münafıklıkta ihtisas sahibidirler. Her gün birbirinden intihal yaparlar, çünkü bildikleri başka makam olmadığından, gece gündüz aynı teranelerle yıkama yağlama yaparlar. Koro halinde aynı kakafoniyi haykırırlar. "Entertainment" özellikleri de olduğundan bunlar postmodern zamanların ağzı zehir kusan meddahları olarak felaket üretirler, fecaaet tüketirler.

Gazetecilik maskesiyle fulltıme trollük yapan bu alavare dalavere esnafından, Twitter'da küfür etmeyi şiarı haline getirmiş "loser"lardan söz etmiyorum bile. Ciddi ciddi gazetelerde yazı yazıp sabah akşam TVlerde ahkam kesen zevattır dikkatlerinizi çekmeye çalıştığım. Şimdilerde hangi ekranı açsanız karşınıza çıkacak tipler...

AK Parti'yi temsil ettiğini vehmeden, ortalıkta o çalımla dolaşan bol miktarda mecnun var piyasada. Çala kalem sağa sola küfürler savuran, hakaretler yağdıran, ajitasyon ve manüpilasyonla doldurdukları her günkü köşelerini iftira, yalan ve dolanla dolduran bu ecinniler ordusunun takındıkları kibirlerine bakmayın, aslında zavallıdırlar, useful'durlar,  mevsimlik işçilerdir.

Kimisi yeni yetme, kimisi yılların kurdu, kimi hevesi kursağında amansız bir İslamcı, kimisi aklı cüzdanında kuralsız bir kapitalist olan her biri ayrı dünyaların tufeylileri olan bu zevatı bir araya getiren şeylerin ne olduğu ortada. Dünün siyasal İslamcıları oldu mu sana tatlı su devletçisi! Liberal olduğunu iddia edenlerden bazıları da mürai birer İslamcı. Bütün değerleri dejenere eden, hoyratça tüketen ama asla tek bir değer üretemeyen bu birlik ve dirlik düşmanı sorumsuzların ülkenin sıhhat ve selametine tamiri onulmaz zararlar verdikleri, toplumun kılcallarına fitne fesad ve düşmanlık virusleri enjekte ettikleri bariz...

Aklı başında hiç kimse bu duruma duyarsız kalamaz. Aklı başında hiç kimse işte bunlar da böyle bir model ve onlar da bu süreçte bir iş, bir vazife görüyorlar, hele bir müddet daha böyle gitsinler bakalım diye düşünemez.

Burada bu "attention whore"ların işimlerini yazacak değilim. Bir şöhret-i kazibe ateşine tutulmuş bu mecnunları herkes çok iyi biliyor. Sabah akşam savurdukları hezeyanlar da sadece Allah tarafından değil, çıktıkları TV ve yazdıkları gazetelerce de kayıt altına alınıyor.

Mesela makul bir AKPli siyasetçinin, ekranlarda ağzından salyalar akıtarak herzeler savuran bu zevatı dinlerken neler hissettiğini çok merak ediyorum. Bu çilesiz ve sorumsuz müzebzipleri...
Bilemiyorum yoksa cok mu naifim!

Mesela,gözü öylesine dönmüş olacak ki, danışman sıfatını da deruhte eden bir gazeteci, "Paralel olması muhtemel herkesin devlet memurluğundan atılmalı" sözü nasıl yorumlanır ya da unutulabilir!

Su akarken testisini doldurma telaşındaki bu tüccar zihniyetli, şark kurnazı eyyamcıların verdiği zarar büyük! El verir artık!

Ağızlarından Yeni Türkiye lakırdısını düşürmeyen ama zihinleri alabildiğine tekelci ve ziyadesiyle fersudeleşmiş, değerleri alt üst olmuş, kutsalını kaybetmiş bu kişilerin sesinin şimdilerde çok çıkmasına bakılmamalı. Dönem dönem hep böyle olmuştur. Sonra devir değişip şartlar farklılaşınca, hemen nedamet dilemişler, affı ve hoşgörüsü engin halkımız da bu türedi zevatı her şeye rağmen bağrına basmıştır. Ama bu zevatın ayatrmaları, iftiraları, kara propagandaları aylardan beri milletin gözünün önünde cereyan ettiğinden unutulması zor.


Az buçuk tarih okuyan herkes bilir ki bu eyyamcı zevat her dönemde olmuştur. Onları kah 31 Mart Vakası'nda Hareket Ordusu'na selam çakarken bulursunuz kah Cumhuriyet kurulunca Ankara'ya tabasbus ederek şarlatanlıklarıyla Mustafa Kemal'in meclisinde kendisine yer ararken... Kah Adnan Menderes'e "yürü sultanım top senin çevgan senin" derken, kah 27 Mayıs 1960 sürecinde gazete ve dergilerinde Milli Komite Birliğine medhiyeler düzerken...
İran Devrimi'ne avazı çıktığı kadar yahşiler çekenler de onlardır, eli kanlı gözü kanlı bir zalimin kıydığı binlerce masumun üzerinden ümmetçilik naraları atanlar da!
1980 arbesinde suspus olanlar da kendileridir, bir eli yağda bir eli balda 28 Şubat edebiyatı yapanlar da..

Başta da demiştim, bunlar AKP'nin sözcüleri olamaz. Olmamalı. Bunlar, 2000li yıllarda topyekün bir milletin umudu olmus bir siyasi hareketin fikir yapıcıları ve müdafiileri olamaz. Bu çapsızlık er geç ters teper.

AKP içindeki tanıdıklarıma, dostlarıma sesleniyorum:  Namuslular da en azından namussuzlar kadar cesur olmalı değil mi! Ortalık bu kadar mı başı boş.

Nerede "Hakkın hatırı alidir, hiç bir hatıra feda edilmemelidir. Evladın da olsa, eşin de olsa..hem-fikrin de olsa" diye haykırabilecek hakkaniyetli insanlar!

Duam, Allah cümlesine selamet versin; versin de daha makul, mutedil ve sadre şifa şeyler yazabilsinler, konuşabilsinler. Konuşabilsinler de yarın Hak divanını hatırdan dur etmesinler.
Ne diyordu Akif:

"Seni tahrik eden üç beş alığın ma'rifeti!
Ya neden beklemiyordun bu rezil akıbeti?"