Wednesday, August 6, 2014

KESRET-İ ETBA

Bediüzzaman'ın eserleri dil ve üslub açısından  daha kapsamlı incelenebilse keşke!  Risale-i Nur Külliyatı hakkındaki akademik araştırmalar, sadece İlahiyatçılara münhasır kalmasa. Gelin görün ki artık devlet himayesine mazhar olmuş Risaleler hakkında bilimsel  çalışmalar, Türkiye üniversitelerinde hala yeterli akademik ilgi görmüyor nedense!

Emsaline nispeten Risalelerin bir farklılığı var.  Okuyana tesir ediyor, muhabını değiştiriyor, dönüştürüyor. 
Satır satır, çağdaş müslüman birey bilincini örgüleyen, biçimlendiren bu eserlerin müessiriyetindeki etkenlerden biri de okuyunca hemen farkedilen, zamanla da muhatabını büyüleyen dilindeki  cazibe ve anlatımındaki içtenliktir. 

Müellifinin çileli hayatından damıtılan bu içtenlik, onun davasındaki sebatkar mücadelesi ve güçlü manevi şahsiyeti, eserlerin her kesimden insana tesir etmesinde etkili olmuştur. Bu anlamda Bediüzzaman ne üslubtan ne de muhtevadan taviz vermiştir eserlerinde. 

Bediüzzam'anın sıklıkla kullandığı orijinal bir konsepte  getireceğim sözü: Kesret-i etba. 

Kesret-i etba şu demek: bir davaya, inanca, dine tabi olanların sayısı, ortaya konulan başarının keyfiyeti, niceliksel durum.

Bediüzzaman bir davada sayının, rakamların asıl olmadığını, ancak destekleyici olabileceğinin üzerinde sıklıkla durur mektuplarında. O, kemmiyete  haddinden ziyade ehemmiyet vermez, bazan bir tek adamın irşadını, bin adamın irşadından ziyade rıza-yı ilâhîye medar ve mazhar görür. Talebelerinin, ders arkadaşlarının moral ve motivasyonlarını takviye etmeyi önemser, kaliteli insan, mümin müslüman yetişmesine öncelik verir.
   
Önemli olan keyfiyettir, kalitedir, muhtevadır. Nur talebeleri şu cümleyi çok sık söyler.

“Kemmiyetin, keyfiyete nisbeten ehemmiyeti yok.”

Yine bu meyanda, Bediüzzaman şöyle der Lemalar'ında:

“Cenâb-ı Hakk’ın rızası ihlâs ile kazanılır. Kesret-i etba ile ve fazla muvaffakiyetle değildir.”
İhlası, hayatının ve eserinin temeli yapmış birinden çok net bir ifade.

Bir başka yerde de şunu söylüyor:
"Hüner, kesret-i etba' ile değildir. Belki hüner, rıza-yı İlahîyi kazanmakladır."


Ne yazık ki, kimimiz için rakamlar, bina ve kurum sayıları, il ve ilçe teşkilatlarındaki üyelikler, mitinglere katılan kelle sayısı, kaldırılan araba sayısı...her şey değilse bile, kaliteyi  ikinci planda bırakacak kadar önem kazanabiliyor! 

Hele ki arkamızdan kalabalıklar yürümeyegörsün! Hele meydanlara her çıktığımızda Türkiye bizimle gurur duymayagörsün!

Kanada'nın başkenti Ottawa'da bir İslami Okul vardı. Lübnanlıların ve Cezayirlilerin işlettiği... Katıldığım idari toplantılarının birinde, okul yöneticilerinin kendilerine lüzumundan fazla güvendiklerini ve okul işinde  mutlak başarı hususunda onların fazlasıyla iddialı olduklarını gördüm. Mesela, şehirdeki bütün Müslüman çocuklarının er ya da geç mecburen kendi okullarının öğrencisi olacağını iddia etmelerini çok garipsemiştim. Nasıl bir eğitim sunacaklarının önemi yoktu! Rakipsizdiler, alternatifleri yoktu. Değil mi ki isimleri İslami Okuldu, öyleyse bütün müslümanlar ebeveynler çocuklarını bu okula göndermek zorundaydılar, aksi halde çocukları terbiyeden, dini bilgilerden mahrum yetişeceklerdi, aileler zinhar  bunu göze alamazlardı! 
Sonuç: Bir kaç yıl sonra da okul öğrenci azlığından dolayı ne yazık ki kapanmak zorunda kaldı. Aşırı güven duvarına tosladılar.


Kendimize dönrsek! Bazıları  yurtdışında yaşayan bütün Türkleri kendi partilerinin tabii seçmeni olarak görür. Oylar, kendileri gibi vatan millet sevdalılarına ve hatta dindar olanlarına gitmezse eğer, başka nereye gidebilir ki bu zevata göre! Şu kadar gurbetçi var, şu kadar oy gelir hesapları yapar dururlar.

Diğer 
yandan, açılan okul sayısı, kurum sayısı gibi şeyleri tadat ederek bunlarla övünenlere, hatta fahirlenerek şahsına pay çıkaranlara da evvel ahir bir türlü ısınamamışımdır. Madem yapan O, eden O, eyleyen O, bu yerli yersiz tadat niye! 
O'nun rızası, ihsan ve ikramı hiçbir zaman hatırdan dur edilmemeli.

Hizmet Hareketi şu anda Türkiyede sıkıntılı bir süreç yaşıyor. Darbe dönemlerinde bile Hareket'in tarihçesinde böylesine çileli ve zor bir dönem olmadı! Devlet imkanlarıyla kendisine açılan amansız bir yıpratma ve yok edilme sürecinin içinden geçiyor Hareket.

Malumdur ki, müslümanlık çileye talip olmaktır, fedakarlığın elini sıkmaktır. Müslümanlıkta iki esenlik uzun süre yanyana gitmez. Bir eli yağda bir eli balda müslümanlık bu inancın doğasına, tarih ve mirasına ters. Tarih-i alem binlerce vakayla bu duruma şahit. Sürgünlerde, çarmıhlarda ve zindanlarda şahlanan nice kahramanlar yad eder tarih.

Çile nikmet gibi görünse de bir nimet olarak telakki edilir ve yeni doğumlara, dirilişlere vesile olur. Çileli günler, yıllar sonra "Hey Gidi Günler" tadında yad edilir. Saflar ile hamlar tefrik ve temyiz olunur, ehil hamlar da tasaffi eder. Ehli- nifak belli bir süre vazifesini yapar, ama sonuçta o da bertaraf olunur bu süreçte. Müzebzibler (zıp orada zıp burada olanlar) ve mürailer gemiyi terk eder. Mesela hiç tanıma imkanı bulamadığınız ve tahmin edemeyeceğiniz kimilerinin "bir eve peylendiğini görür ve onları daha iyi tanıma imkanı bulursunuz bu dönemlerde. Bu tanıma bir lütuftur, bir harekete güzergah emniyetini sağlama adına önemli bir kazanımdır.

Çile dava adamı yetiştirir. Hizmet Hareketi'nin her toplumsal hareket gibi, belli bir süre sonra "soul searching" deneyimi  idrak edecegi bu süreci yaşaması mukadderdi, şimdi de yaşanan o. Gayet normal bir süreç. Önemli olan böylesine bir süreçle nasıl başa çıkılacağı. Unutulmamalı ki, tarihe dur diyen hareketlerin tohumları böyle çileli dönmelerde atılır. Kuluçka dönemidir.

Tuhaf olan da birilerinin yaptıkları zorbalık ve zulümle Hareketi bitirebilecekleri zehabına iyiden iyiye kendilerini inandırmış olmaları. Başkalarını da inandırmak için gece gündüz mesai yapmaları! 

Hizmet, bir külliyatı, kütüphanesi, felsefesi ve kurumları olan Türk İslam coğrafyasından çıkan köklü bir hareket. Ağaç kovuğundan çıkmadı. Harekete maddi manevi katkılar sağlayan gönüllülerinin çok kez idealist bir yaklaşımla ifade ettikleri gibi, 40 yıllık değil, kimi zaman şahlanarak kimi zaman garip ve parya muamelerine maruz kalarak yola devamedenlerin Yitik Cenneti bulma ve insanlığın kanayan yaralarına merhem olabilme adına aşk ve samimiyetle gayret sarfettikleri bir inanç ve insanlık projesi.
Gücünü, enerji ve vizyonunu öncelikle bu topraklardan aldı. Zamanla dünyayı kucaklayan gerçekçi bir vizyon geliştirdi!

Bu yüzden, velev ki her şey yıkılıp tar u mal olsa, pay- i mal olsa... ruh ve mana köklerinden, aşk ve şevk sürgünlerinden tekrar be tekrar kendini var edebilecek bir hareket Hizmnt. 
Sadece 100 kişi kalsa bu Hareket beş on sene sonra tekrar şahlanır. Bunu görememek nasıl bir ideolojik körlüktür anlamak mümkün değil.
,
Süreçte bence Hizmet'in ders çıkaracağı en önemli husus, Bediüzzaman'ın musırrane üzerinde durduğu kesret-i etba hususudur.

Risale- i Nur Külliyatında bu meyanda Hizmet'in yüreğine su serpecek epey bir malzeme var.

Mesela şöylediyor pir-i mugan:
"Medar-ı necat ve halas, yalnız ihlâstır.”

O zaman?