Sunday, June 7, 2015

OSMAN ŞİMŞEK: İNKİSAR 1

17-25 Aralık sonrası gelişen olayları Hizmet Hareketi nasıl okudu, okuyor? Hayati önemdeki bu soru, farklı disiplinlerden araştırmacıların dikkatini çekmeye devam edecek. Fotoğrafın tam çekilmesi için en az bir 10 yıla ihtiyaç var.

Bununla birlikte, sözkonusu sorunun cevabı için ilk önce, Fethullah Gülen’in süreç boyu devam eden sohbetlerine bakılacak ve bu sohbetlerin muhtevasının gün gün, hafta hafta gelişen siyasi ve toplumsal vakalar bağlamında değerlendirilmesi icab edecek.


İkinci olarak, Hizmet Hareket’in medyasına müracaat edilecek.  Buna ek olarak, süreçte önemi artan sosyal medya da önemli bir kaynak olacak. Sosyal medyada Hareket’in yüzleri haline gelmiş olan kimselerin yorumları, değerlendirmeleri araştırmacılara zengin malzeme sunacak.Kısaca, dönemle ilgili olarak tarihçiler için mebzul miktarda malzeme var. Dönemin ruhunu gerçekçi bir biçimde yakalayabilecekleri belge ve bilgi sıkıntısı çekmeyecekler…

Sürecin Hareket’çe nasıl yorumlandığıyla ilgili, Gülen’in kendi sohbetlerinden sonra, izlemeye çalıştığım bir isim daha var: Osman Şimşek.


Osman Şimşek, Hizmet Hareketi’ndeki genç kuşak arasında öne çıkan isimlerden. Süreçte, Gülen’in yanından verdiği mesajlarla da daha çok dikkat çekti. 15 yıldır Fethullah Gülen’in yanında ikamet eden bir ilahiyatçı Şimşek.

Eskiler, hocalarına veya şeyhlerine emsalinden daha yakın olan talebeler için hocasının sırrına nail oldu derlerdi. Şimşek de adeta bir sır katibi gibi Gülen Hocaefendi’nin yanında, mahreminde, onun esrarına vakıf olmuş bir vaziyette.  Kamp Saati Belgeseli’ni izleyenlerin hafizasında, Şimşek’in hocasını dinlerkenki ciddiyet ve vakarı da kaldı. Cemil Meriç, “Bir insanı tanımak için düşüncelerini, heyecanlarını, acılarını bilmeniz gerekir, hiç değilse” der. Şimşek, Gülen Hocaefendinin çilesine, izdırarına yakinen muttali olanlardan.


Osman Şimşek, kalem ve kelam sahibi. Bugün yazdıkları önemli, zamanla daha da önem kazanacak. O, yazdıklarıyla, asıl yazacaklarına dair ümit veren bir kalem. Şimdilik,  meşgaleleri arasından devşirebildiklerini sunuyor okurun istifadesine… Yazılarının dili ve üslubu sıcak, akıcı, içten ve halavetli. Şimşek’in kelimeleri gönlünün derinliklerinden fışkırıyor. Ehl-i ilim olduğu kadar ehl-i hilm de olan Şimşek’in hali ve ahvali kaline ve kelimesine yansıyor. Ahmet Kurucan’ın sohbet tarzına benzemeksizin, Şimşek’in vaaz üslubu var, yazılarının duygu debisi yüksek... Okurken, kürsüye çıkmış Şimşek’i, yana yakıla size meramını anlatmaya çalışırken, adeta, “gel yolcu beraber oturup ağlaşalım” derken buluyorsunuz. 

Her bir yazısı bir çığlık gibi…Cemaatin şuuraltından kopan bir çığlık. Şimşek, süreçte, sürekli hor ve hakir görülen Cemaat’e gönül verenlerin, yazdıklarında kendini buldukları kalemlerden biri oldu…
Osman Şimşek’in süreci anlatan İnkisar adlı kitabının yayımlanmasının üzerinden 10 ay geçti. Burada yazmayı düşündüğüm iki veya üç yazıda, Şimşek’in bu kitabını incelemeye çalışacağım.Kitabın adının İnkisar olması manidar. Şimşek, kitaba bir isim bulmak için çok düşünüğünü belirtiyor: “İster şahıslar planında, isterse toplum çapında cereyan eden olayları ‘inkisar’ kelimesinden daha güzel özetleyecek bir tabir bulamadım” diyor. Ben olsam bu dönemi İnkıraz kelimesiyle ifade ederdim: Değerlerin birer birer çözüldüğü bir kriz dönemi…Şimşek, Namık Kemal’in:

Eden tahrib-i alem, inkisar-ı kalbidir halkın
Gönül yıkma, cihanı eylemek abad lazımsa…” beytiyle inkisarı izah ediyor.


“Bahar mevsiminde hazan tasası, gündüz ortasında gece karanlığı, tam “bulduk” derken hicran humması kaderimiz oldu; inkisarla kıvrandık” diye de ekliyor.İnkisar kelimesindeki kırgınlığa, burukluğa rağmen, inanan insandaki ümide ve canlılığa da dikkat çekmeden edemiyor yazar. Şimşek’e göre inanan insanın hayatında “hiç bir zaman mutlak çözülmek, kırılmak ve yıkılmak söz konusu değildir. O, Hakk’a ve halka karşı vazifelerini eksiksiz eda etmeye çalışır; kendi üzerine düşeni yaptıktan sonra da tevekkül, teslim ve tevfiz ruhuyla Allah’a sığınır.”


Şimşek, kitabı kaleme almasının sebebini şöyle açıklıyor: 
“Sevimsiz bir edayla da olsa bir ‘inşa’ çığlığı atmaktır…muradım” Çünkü “ sedası gür ve yüreği cesur aydınların” sayısı fazla değildir. Dolayısıyla Şimsek’i yazmaya icbar eden izdırari şartlar. Kendisini anlatmak zorunda hissettiği şey, “Fethullah Gülen Hocaefendi’nin perspektifinden Yansiyanlarla Nur ile Topuz’un Hazin Hikayesi’dir. 

Bu anlamda kitap, “bir talebenin ‘insaf’ çığlığı ve münkesir kalbler safında bulunma ilanı”dır.Bir hadisle de durumu tavzih ve telmih ediyor:“Hz. Musa, Allah’a “ Ya Rab! Seni nerede arayayım?” diye yakarınca, Allah: “ Beni kalbi kırıkların yanında ara…”  Bu kırıklığın, inkisarın, Kırık Mızrap’la olan ilgisini aramak da bir başka yazıya konu olabilir.

Millet ruhunda derin bir inkisara sebebiyet verenleri hemen kitabının başında şöyle tasvir ediyor Şimşek:“Makam, para, şöhret, şehvet, riya, rahat tutkusu ve bencillikle başı dönen, heva ve heveslerine esir düşen, kendi ruhi derinliklerine yabancı hale gelen, gönül ufku açısından iğretilik ve zevksizlik içinde hayat süren kimseler yıktılar milletin hayallerini…Dini politize ederek hak yolun töresini değiştirenler; düşmanlık, kin, nefret, kıskançlık ve saldırganlıkta bir mahzur görmeyenler ve onlardan cesaret alıp kaba kuvvetle kalplere iman kazıyacakları vehmine düsenler kararttılar İslam’ın çehresini…”

Şimşek bu inkisar dönemini “Düşmanın cefadan usanmadığı, dostun da vefayı hatırlamadığı hasret ve hicran günleri” olarak tasvir ediyor. Öyle günlerdir ki, “milletin mana kökleri baltalanmış” ve “mefkure insanları bir kere daha gurbeti acı acı yudumlamışlardır” bu süreçte.

Bu beyit de İnkisar’dan:

"Gönül her zaman arar durur bir yar-ı sadık
Bazen de sadık dedikleri çıkar münafık..."

Şimşek Gülen’in anlaşılamadığı kanaatinde: “Tek makalesini okumadan, bir sohbetini önyargısız dinlemeden ve çoğu zaman neyi niçin söylediğini düşünmeden hükümler verdiler ve aldandılar”.Ve ekliyor:“Keşke çekememezlik ve haset, bakış açılarında eğrilikler hasıl etmeseydi”

Şimşek zaman zaman  dolaylı yoldan da olsa özeleştiriler yapıyor. İşte bir örnek: 

“Varsa içlerinde bir kısım yaramaz kimseler, bulunup sorgulanabilirdi fakat toptancı bir anlayışla bütün adanmış ruhlar düşman yerine konmamalıydı. Zinhar, sırf çizgi birliği bahane edilerek, yurt içindeki birinin muhtemel, belki mevhum cürmünden dolayı dünyanın en ücra köşesindeki bir masum muallim cezalandırılmamalıydı…”Şimşek kitabın satır aralarında en kesif siyasi gelişme ve mevzuları bile, asıl baglanması gereken yer olarak gördüğü yere bağlıyor: “Allah’ın rızası….” Tabir-i diğerle, sohbet-i canan.

Kitabının başlarında Hizmet Hareketi ile siyaset münasebetlerine değinen Şimşek, Hareket’in siyasi duruşunu tafsilatıyla ele almaya çalışıyor. Ona göre “meşru siyaset” adil bir idareye ve iman hizmetine vesile olmalıdır. Burada meşru siyaset tabiri, yazar tarafından fazla açılmasa da, ilginç bir konsept.Şimşek, siyasetin muhtemel vartalarından söz ederken, Bediüzaman’dan alıntılarla tezini güçlendiriyor. Aynı yerde, derdi “oy ütmek” olan siyasilerin “politik egoizminden” ve pragmatizminden söz ediyor. 

Siyaset genel itibariyle menfi tedaileriyle ele alınıyor kitapta...

Siyasetle ilgili genel yaklaşım : Yoğurdun üstünde yoğurt kaymağı, sütün üstünde süt kaymağı, şapın üstünde de şap kaymağı bulunur.. Yani “Siz nasılsanız öyle idare edilirsiniz” hadisi...

Burada sağlam fert, sıhhatli toplum ve adil idareci arasındaki hayati münasebete temas ediyor Şimşek. İslam geleneğinde ve tarihinde, siyasetçiler ve manevi değerlere önem veren kanaat önderleri arasındaki münasebetleri genelce ele arak, sözü Gülen’in siyasi mülahazalarına ve siyasetçilerle olan münasebetlerine getiriyor.Bu bağlamda, Şimşek, Gülen’i “ ulema geleneğinin günümüzdeki temsilcilerinden bir mürşit, kendisini insanlığın islahına vakfetmis bir münevver” olarak konumlandırıyor. “Bütün himmetini iman hizmetine yoğunlaştıran” Gülen, Şimşek’e göre “iradi olarak politikanın uzağında kalmıştır.” Bu mesafeli duruşa rağmen, Gülen ülkeyi ve dünyayı ilgilendiren sosyal meseleleri dikkatle ve yakinen izlemiş ve gerekli gördüğü hususlarda “mektup yazarak, bazen elçi göndererek, kimi zaman da bizzat görüşerek yetkilileri uyarmış, genel kanaatlerini paylaşmış ve muhtemel çözüm yolları salıklamıştır.”

Şimşek’e göre Gülen’in beğendigi, çalışmalarını takdir ettiği kimi siyasetçiler olmasına rağmen  “hiç bir partinin siyasi destekçiliğini yapmamıştır.” 
Bu meyanda kişisel bir gözlemimi paylaşmak isterim. Bir secim sürecini yaşadığımız bu günlerde, oy verme sürecinde kendisiyle röportaj yaptığım hem Hareket’te belli düzeylerde görevler almış hem  de halktan Harekete destek ve gönül vermiş farklı kimselerin çok çeşitli siyasal tercihlerinin olduğunu tespit ettim. Kimi ileri gelenler, yıllarca Hareket’in içinde olmasına rağmen, seçim dönemlerinde kesinlikle doğrudan bir partiye oy verilmesi konusunda Hareket’ten kendilerine bir talimatın gelmediğini belirttiler. Kendisiyle konuştuklarım arasında, ki anket değerlendirmelerini de daha sonra paylaşacağım, bu seçimlerde iktidar partisi AKP’yi destekleyenlerin yanında CHP, MHP ve HDP’ye oy vereceğim diyenler de gördüm. Bu durum, Hizmet Hareketi içindeki kültürel ve siyasal zenginlik, farklılık ve demokrasiyi gösterdiği kadar, kişilerin merkezi bir talimatla  belli bir siyasal partiye yönlendirilmediğini de ortaya koyuyor. Bidayetten bu yana Hizmet Hareketi’nin seçimlerdeki temel yaklaşımı bu şekilde olmuştur. Kişiler kendi özgür iradeleriyle istedikleri tercihlerde bulunurlar ve bu tercihlerinden dolayı da sigaya çekilmezler, Hizmet Hareketi içindeki konumları herhangi bir zarar görmez. Ancak, Hareket içindeki kimselerin kendi aralarında çeşitli ortamlarda kurdukları münasebetler sonucunda hakim bir kanaatin oluşması da gayet tabiidir.

Şimşek, Gülen’in en çok takdir ettiği siyasetçilerin Turgut Özal ve Bülent Ecevit olduğunu da belirtiyor. Ve bunun sebeplerini kitabında açıklıyor. Nitekim bu siyasi isimler, Hareket’ten de bir çok kimsenin sevdiği, beğendiği siyasetçilerdir.


Burada, Gülen ve Hizmet Hareketi hakkında çalışmalar yapan pek çok akademisyenin ısrarla üzerinde durduğu Gülen’in siyasetle olan münasebetlerinin Said Nursi’nin temel düşünceleri ekseninde  biçimlendigini Osman Şimşek de söylüyor. Bu yaklaşım, her hal ve karda Müspet Hareket ilkesiyle davranma, milli ve dini meseleleri bir müslüman duyarlılığıyla takip ederken ve toplumsal faydayı gözetirken siyaset üstü kalmaya gayret etmek, kısır politik mücadeleler içine girmemek…

Seçimler sürecinde bu temel prensipler ışığında bir hatt-ı hareket belirleyen Hizmet Hareketi’nin son 20 yılda siyasilerle olan münasebetleri ve Türkiye Demokrasi’sine olan hizmetleri umarım daha detaylıca ele alınır ve bu değerler tespit edilir.

Sonraki yazılarımızda “ Cebrail parti kursa…” sözünü Osman Şimşek’in kitabı ve son 7 Haziran Seçimleri bağlamında ele almaya çalışalım.