Monday, January 4, 2016

FETHULLAH GÜLEN VE HIZMET HAREKETİ’YLE İLGİLİ KARALAMALAR…


Fethullah Gülen ve Hizmet Hareketi aleyhinde özellikle Avrupa ve Amerika’da propaganda ve lobi faaliyetleri yürütecek bir hukuk bürosuyla, astronomik bedeller karşılığında anlaşıldığı haberleri medyaya yansıdı. Ne yazık ki yalanlanmadı da!
Gerek Fethullah Gülen’nin şahsı ve tefekkürü, gerekse Hizmet Hareketi’nin şahs-ı manevisiyle ilgili yapılan ilk kara propaganda faaliyetleri değil bunlar... Denebilir ki, bu tür karalama faaliyetlerinin bir kaç onyıla baliğ  geçmişi var!
1980'lerin sonlarındaki gazeteleri, özellikle de Cumhuriyet gazetesini, tarandığında Fethullah Gülen ile ilgili irili ufaklı onlarca menfi yazının neşredilmiş olduğu görülecektir. Yine, 1990’ların ortalarından başlayarak 28 Şubat sürecini de kapsayan zaman diliminde  Gülen ve Hizmet aleyhinde çok sayıdaki yazı, o zamanın gazete ve dergilerinde genişçe yer bulabilmiş, hatta kitap olarak da yayımlanan mebzul miktarda çalışma okura sunulmuştur. Aleyhte yapılan bu çalışmaların çoğu, deflarca hukuken tekzip edildi; bir çoğu da yine kitap hacmindeki karşı çalışmalarla çürütülmeye çalışıldı. Döneminde, kimi kesimler üzerinde etkili olan, kimi kesimlerin de zihnini karıştıran bu minvaldeki çalışmalar, son zamanlarda tekrar, fakat bu kez en aşırı dozlarla,  piyasaya sunuluyor. Gelin görün ki, bu durum Gülen ve Hizmet Hareketi'nin tarihine bakan araştırmacılar için tam bir “ Déjà vu”
Batı’da da Fethullah Gülen’nin düşüncelerinin farklı akademisyenlerce ilginç değerlendirmelere tabi tutulduğunu, kimi zaman birbiriyle çelişebilen şekillerde mütalaalara mevzu teşkil ettiğini, özellikle 2000li yılların ikinci yarısından itibaren görebilmekteyiz. Literatürdeki bu trendleri sebepleriyle ve kendi bağlamlarında incelemek de pekala ilginç bir araştırma konusu olacaktır. 
Gülen, kimi araştırmacılarca, özellikle 9/11 olayları bağlamında, barışçıl, insancıl, modern bir dindar olarak kabul görmüş, hatta "çağdaş bir Mevlana" olarak tavsif edilegelmiştir; Hizmet Hareketi de, örnek bir İslami ve sosyal hareket olarak tasvir edilmiştir. Bununla birlikte, nispeten daha az sayıda akademisyen de Hareket'i temkinli, eleştirel  hatta biraz da şüpheci bir yaklaşımla ele almıştır. Bu vesile ile, ne zamandır kısaca da olsa değinmeyi düşündüğüm bir çalışmadan söz etmek isterim:
 Dr. Doğan Koç’un Strategic Defamation of Fethullah Gulen: English versus Turkish[1] adlı kitabı, alanında bir ilk olarak,  Gülen hakkında ortaya konan eleştirel literatürü, analitik olarak ele alan yetkin bir çalışmadır. Koç, titizlikle topladığı kapsamlı datasını kualitatif araştırma metodlarına göre tahlil edince şu sonuca varıyor: Gülen ve Hareket ile yapılan “analizler”, bir eleştiri olmanın ötesinde, sistemli ve organizeli bir karalama kampanyası mahiyetinde.
 Koç,  kitap, gazete, dergi, bloglardan 450’den fazla yazıyı incelediği çalışmasında, zaman içinde Hareket aleyhine stratejik ve sistemli bir karalama kampanyası yapıldığına dikkat çekiyor. Yazara göre, Hareket’e karşı yapılan bu kasıtlı operasyonların zamanlamaları da üzerinde ayrıca durulmaya değer bir konu.
Koç, karalama kampanyalarının Ergenakon süreciyle özellikle bir merkezden orkestra edildiği iddiasında. Yazar, Ergenakon örgütüne mensup olmakla suçlanan kimselerin, Hizmet Hareketi’nin kendilerine karşı yasal bir kumpas kurduklarına inandıkları için, intikam ve yıpratma amaçlı bu tür karalama kampanyalarına giriştiklerinin ve Hizmet Hareketi’nin halk nazarındaki kredisini tüketmeyi amaçladıkları görüşünde. Dolayısıyla, yıpratma amaçlı bu hücumların akademik olmaktan ziyade, politik motifli olduğunu savunuyor.
 Dr. Koç çalışması için derlediği zengin malzemesini Türkce ve İngilizce  kaynaklardan edinmiş. Karşılaştırmalı araştırma tekniğiyle ortaya koyuyor ki, karalama kampanyasını yürütenler, Türkçe ve İngilizce dillerindeki iki ayrı okuru etkileyebilmek için farklı metot ve stratejiler benimsemişler. Yazarın, mahreçlerinin müşterek olduğunu ortaya koyduğu bu karalamalar, birbiriyle taban tabana çelişme pahasına, farklı dinleyici ve okuyucunun nabzına göre şerbet vermeyi amaçlamaktadır. Kısaca, İngilizce ve Türkçe okurlar için, birbirinden tamamen farklı iki Fethullah Gülen profili ortaya konmuştur.
Yazar, Hizmet Hareketi’ni menfi kavram ve konseptlerle tasvir eden temaları kategorize etmiştir. Açıkçası, yazarın bu tasnifi ile, bugünkü tahkir ve tezyif amaçlı saldırıları mukayese edince, şöyle dememek imkansız: “ Garb cephesinde yeni bir şey yok”!
 Aksi defalarca hukuken ve aslen ortaya konmus karalamalar, yeni yeni usul ve metodlarla tekrar sürüme sokulagelmekte... Mesela, Koç’un tespit ettiği kimi ana temalar şunlar:
Gülen, Türkçe’de “ CIA ajanı, siyonist, Amerika’nın Ortadoğu’daki kuklası, Papa’nın gizli kardinali… “ olarak tavsif edilirken, yazarın aynı merkezlerce fabrike edildiğini ortaya koyduğu karalamaların İngilizce versiyonunda ise, Gülen, Türkçe’de ortaya konanların tam aksine, "Yahudi düşmanı, Batı karşıtı, Humeyni taraftarı, İslam’ın Batı’daki Truva atı, kainat imamı hatta halifesi…"gibi sıfatlarla sunuluyor Batılı okura…
Koç,1980lerden itibaren Gülen’in Türkiye’deki en önemli muhaliflerinden olan Hikmet Çetinkaya’nin bile, Gülen’le ilgili iddialı tenkitlerinde çesitli hususlarda kendisiyle çelişkiye düştüğünü gözlemlemiştir: Nitekim, Çetinkaya, Gülen’i bazen "Amerika kuklası" olarak eleştirirken, bir başka zaman ise, onu "Batı’yı müslümanlaştırmaya çalışan bir İslamcı" olarak betimlemekte bir beis görmemektedir.
Bir başka amansız muhalif olan Michael Rubin, Gülen’in Batı için Humeyni’den daha tehlikeli olduğunu ileri sürerek Batı’yı bu konuda önlem alması için uyarıyor. Doğan Koç, 2010’dan itibaren Gülen aleyhinde yazılar kaleme almaya başlayan Paul William’ı bir “karalama makinesi” olarak niteliyor. William, Hizmet Hareketi’nin Amerika’daki eğitim faaliyetlerine, özellikle de Charter okullarına odaklıyor eleştirilerini…Bu okullarda, Amerika vatandaşlarının parasıyla, İslamcılar tarafından  Amerikan çocuklarının beynini yıkandığını ileri süren William, Gülen’i “yeryüzundeki en tehlikeli İslamcı” olarak resmediyor.
Dr. Doğan Koç bu kayda değer çalışmasında, teorik olarak eleştiri ile karalamanın ayrımını kısaca ortaya koyuyor. Yazar, karalama faaliyetlerindeki motivasyonun araştırılması gerekliliğinin altını çiziyor, hatta tartışmasını bir adım daha ileri taşıyarak bu motivasyonun tamamen siyasi olduğu tezini işliyor çalışmasında…Karalama faaliyetlerini yürütenlerin hiç bir iddiasını ispatlayamamalarına rağmen, aynı yalanları tekrar be tekrar piyasaya sürerek safi zihinleri idlal etmede kısmen başarılı da olduklarını belirtiyor. Koç’un da altını çizdiği gibi, bu suçlama ve tezvirata karşı Hizmet Hareketi hukuki yollara müracaat ediyor, gerek Türkiye’de gerekse Amerika’da açtığı davaları birer birer kazanıyor. Koç’un çalışması takdire şayan ve iginç, ama daha kapsamlı ve güncel bir data ve daha kuşatıcı bir analiz ihtiva eden başka çalışmalara da ihtiyaç var.





[1]Koc, Dogan. Strategic Defamation of Fethullah Gulen: English versus Turkish. New York: University Press of America, 2012.

Tuesday, August 18, 2015

YAMANLAR...FATİHLER

Ben devlet okullarında okudum. Kimi zaman ders kitabına çıkışmadı para, kimi zaman da eşofmana. Okula yürüyerek gittik, öğle yemeğimi evden getirip, bir köşede sessizce yedik. Yokluk içinde de bir üniversite tahsili. Bunu veren Rabbime binler şükür.

Kaderin ironik bir tecellisidir ki, memuriyetim de hep özel okullarda geçti. Varlık içinde yüzen ailelerin çocuklarıyla düşüp kalktık. Kader, 20 yaşımda bir özel okulda Türk Dili ve Edebiyatı muallimliği nasip etti; ülkenin medar-i fahri olan eğitim müesseselerinden, Sakarya Işık Koleji'nde, başladık öğretmenliğe.
Sonra da ver elini İstanbul'a, efsanevi Fatih Koleji'ne.

.......

Burda sabahın üçü. Şairin tabiriyle, "dertlerin en güçü..." Uyku tutmadı.
Kalkıp da haberlere göz attığımda, manşette " Yamanlar Kolejine Baskın" cümlesini görünce nevrim döndü.

Her gün artarak devam eden, artık eğitim kurumlarına uzanan bu zülme bigane kalmak mümkün mü!

Hatırlarım, 28 Şubat'ın o meşum günleri Fatih Kolejlerinde, Allah'ın günü bir asker, bir müfettiş. Okul koridorlarında, kantinde, öğretmenler odasında, sınıflarda...Sürekli bir şeyler arıyorlar, bir şeyle ölçüp çiçiyorlar... Yani yine zulüm ve tarassut had safhada. Henüz memlekette olduğum günler. Memleket sevdasıyla ayağımın yerden kesildiği günler.

Paşaların gelip destursuzca derslere girdiği, öküzün altında buzağı aradığı, Hizmet Hareketi'nden bir terör örgütü çıkarabilmek için kılı kırk yardığı tarihe kara bir leke olarak geçen o zalim günler.

O kurumlarda çalışan genç biri olarak bunaldıkça bunalmıştım. Siz, hayal-perest, idealist ve yalnız bir genç muallimin ülkenin istikbali için umutlarını birer birer yitirdiğini ve kaldığı bekar odasında geceleri binbir öfkeyle gerilip durduğunu getirin gözünüzün önüne...Sonra kısa dönem, 8 ay askerlik. Bir kaçış belki de. Arkasından baskınların ve zulmüm artarak devam ettiği Fatih Koleji'ne, memuriyete dönüş.

Her gelen gün, bir öncekinden beterdi. Yaşayan bilir. Askerler, en kusursuz cinayeti işlemişlerdi: "Birinin yaşama sevincini öldürmek... "

Evet, 28 Şubatçılar, o okulları kapatmak için, öğretmeni öğrencisinden ayırabilmek için her yolu denediler, muvaffak olamadılar. Allah nasip etmedi. Çocuklarını o okullara emanet eden anne ve babalar ikna edilmeye çalışıldı, korkutuldu; öğrencilerle birebir görüşüldü uzun uzun. Öğretmenlerden kimilerine cazip teklifler de sunuldu. Beyhude.

Şimdi neredeyse 20 yıl sonra aynı zulüm!
Değişen ne!
Ne bulacağınızı düşünüyorsunuz Yamanlar'da Allah aşkına? Salonlarında sergilenen yüzlerce başarı madalyasından başka!
Pırıl pırıl öğrencilerden, hasbi öğretmenlerden başka.
Ellerinizde cetvelllerle, mezrolarla vicdanlarınızın ebatlarını mı ölçüyorsunuz!
Bakın.
Başka ülkelerde binlerce mezun vermiş, vatana, millete, insanlığa faydalı hayırlı nesiller yetiştirmiş, milletin parasıyla kurulmuş bu okullar bayraklaştırılır, ödüllendirilir.

Başka memleketelerde resmi hizmete mahsus zevat yanılıp da böylesine köklü kurumlara devlet eliyle bir zorbalik yapmaya kalktığında memlekette yer yerinden oynar.

Bu okullar 30 yıldır parmakla gösterildi, bilmem kaç tane uluslarası ve ulusal başarılarıyla rüştünü çoktan ispat etmiş bir ekol kurum Yamanlar. Temelinde alın teri var, gözyaşı var.

Her türlü baskı ve zorbalık o okullara ancak değer katar. Cevher yere düşmekle, çamura atılmakla değerini yitirmez. Bundan endişem yok. Ülkenin son elli yılına mührünü vurmuş, memleketin en fedakar insanlarına atılan bu çamur tutmaz, yanlış hesap er geç Bağdat'tan döner.

Allah aşkına, kolay mı böyle köklü kurumlar ihdas edebilmek! İşte Hükumet 13 yıldır ortada, kaç kurum bina edebilmiş böyle yarına kalabilecek!

Beni asıl üzen, böylesine aleni bir zulme karşı toplumdaki bu umarsızlık ve umumi sükunet.Toplumdaki bu kahreden sükut, aslında içtimai sukutun (düşüş) da bir göstergesi.
 Artan terör olaylarının Hükumeti zor durumda bırakmasıymış,, peşi peşine gelen şehit cenazelerindeki tepkileri yatıştırmakmış, yok İŞİD'miş, patriotlarmış, yolsuzlukları ve hırsızlıkları örtbasmış. Bunları geçtim. Bir eğitim kurumuna yapılan bu baskını hiç bir şeyle izah edemiyorum.

Ama, unutmayın, zorba en büyük güç ve motivasyonunu, masumun aczinden ve zayıflığından değil, bu zorbalık vakasını el ovuşturarak, zevkle temaşa eden riyakar ve duyarsız seyirciden alır.
Zorbanın iştihasını besleyen işte seyircideki bu umursamazlık, hatta zorbayı destekleyici şakşakçılıktır.
Ne ki o zorba, bir gün gelip de  kendisine artık dur bakalım deneceği ana kadar, sırayla kendisini yardakçılıkla seyreden diğerlerine de çullanır ve onları da haklamanın en zalim yollarını arar.
İşte o zaman o gafil seyircilere de sadece "Eyvah aldandık" demek kalır.

Wednesday, August 12, 2015

Cemaat'e idam! Ülkenin istikbalini idam.

Bazen, ülke adına. memleketin istikbali nam-ı hesabına, kahreden bir karamsarlığa düçar kaldığınız oluyor mu!

Bu bir hastalık, ve itiraf etmeliyim ki, bütün iyimser halet-i ruhiyeme rağmen ben bu illete müptelayım. Özellikle de son dönemlerde. Ne kadar zorlasam da kendimi gamdan azade bir halete bürünemiyorum. "Kendi derdim billah gelmez yadıma..."

Tarihimizdeki bunca travmatik vakaya, yakın mazimizdeki bilumum darbelere rağmen hala bir ders alınamamasına üzülmemek elde mi!

Onlarca yıldır ortaya konan bunca emeğe ve semeğe, çekilen eza ve cefaya rağmen, ciddi anlamda bir mesafe kat edemeyişimize!

Elimizde sadece içi boş hamasetin kalmasına!

Neden dünya başka milletlere terakki dünyası olsun da bize tedenni dünyası olsun ki!

12 Eylül 1980'e bakalım. Kenan Evren'i hepimiz, idamların altina attığı imzalardan dolayı kıyasıya eleştirmedik mi! Ben eleştirdim. Kendisine lanetler okumadık mı, pek çoğumuz yıllar yılı  öfke ve intikam duygularıyla dolup taşmadık mı!

Çünkü nesiller heba edildi, emekler zayi oldu, milli servet ziyan edildi, toplum kutuplaştıkça kutuplaştı, dahası kardeş kardeşe düşman kesildi.

O idamlar, bilinçaltımızı tedhiş etti, toplumsal dokumuzu tahriş etti.

Ve yıllar sonra, bugün... Devletin başı, Paralel diye tesmiye ettiği bir Cemaat'in aslında nasıl bir terörist grup olduğunu bilmem kaçıncı kez izah etmek için yine muhtarları toplamış...
Muhtarlardan biri Cumhurbaşkanı'nın konuşması esnasında, belli ki galeyana kapılarak, yüksek sesle:

" Sayın Cumhurbaşkanım, idamı geri getirin" diye bağırıyor.

Cumhurbaşkanı bunu duyuyor. Tepkisi? Gülüyor. Manalı manalı tebessüm ediyor.

Bugün, memleketim hakkında beni derin bir inkisara salan vaka varsa işte budur.

Koca koca adamların ağzı nasıl böyle sözlere varıyor, vallahi de billahi de tallahi de anlamıyorum.

Bu nasıl bir hüsumettir yahu! Bu nasıl bir çığırtkanlıktır! Bu ülkenin  bu tiplerden yıllardır çektiği yetmiyor mu!

Eminim, o muhtar, gelecekte herhangi sebeple bu ülkenin herhangi bir Cumhurbaşkanı yargılandığında da,aynı narayı atacaktır. Çünkü bu ülke, ani ve fevri insiyaklarla coşup köpürenlerin diyarıdır. Ve ben görürsem o anı, o gün yine derin bir inkisara kapıldığım gün olacaktır.

Eskiden güce tapınan bu türden muhtarları, solcuların kaleme aldığı köy romanlarında okurdum, ve solcu yazarımızın yine ayaklarının yerden kesildiğini, hakikati ideolojik bir kurguya feda ettiğini vehmederdim. Meğer gerçekmiş. Bu tür muhtarlarımız varmış.  Aramızda yaşamaktaymışlar.

Üzgünüm dostlarım hem de çok! Beyhude eyyamcılığın gemi azıya aldığı ve bu çığırtkanlığın prim yaptığı günlerden geçiyoruz.



Monday, August 10, 2015

Hizmet'in Omuzlarında Kariyer



Ahmet Turan Alkan, "Hizmet'in en büyük suçu, seçici olmaması" deyiverdi kibarca. 
Bariz bir hakikatin en net ifadesi!

Öteden beri her fırsatta Hizmet'in imkanlarıyla ikbal yıldızını parlatma peşinde olanları, daha düne kadar kimsenin yüzüne bakmadığı onlarca samimiyetsiz insanı... değer verip, televizyonunda, radyonda, gazetende baş köşede ağırladın! 

İşsiz kaldığında iş verdin! Düştüğünde elinden kaldırdın. Evet, bir yerde müslümanca bir tutum! Ama hüşyar ve müteyakkız olmak kaydıyla. 

İşte, açın bakın Burç Fm arşivini. Henüz bir yıl öncesine kadar Ahmet Taşgetiren konuşup durmuş gece gündüz. Televizyonunuzda düzenli programlar yapmış. O da kesmemiş olacak ki, gazetenizde ser-muharrir muamelesi çekmissiniz kendisine. Sonra gezdirmediğiniz yer kalmamış. Hani, yazdıkları da bulunmaz Hind kumaşı olsa bari! Sadece Taşgetiren değil, açıp bakın gazete, radyo ve televizyon arşivlerinize. Kimler kimler gelip geçmiş. 

Dün,sabah akşam peşinizde koşanlar, bugün telefonunuza çıkmıyor.

Üzgünüm ama, bu denli haşır neşir olduğunuz, onlarca, yüzlerce samimiyetsizi çoktan tanımış olmalıydınız!  Mesafeni çoktan koymalıydınız! 

Nereden bilebilirdik demeye hakkın yok!

Kendi yetiştirdiğine hüsn-i zann adem-i itimad dengesi.
Seni sömürene aydın adam muamelesi!..

Elverir artık!

Kimsenin esamisini duymadığı bir şiir yorumcusuna, ekranınızın kapılarını ardına kadar açmışsınız. Maişetini temin etmesinin yanında, ekranlarınız onun için tam da bir staj mekanı olmuş. Kullanıldığının farkına bile varmamışsın.

O ince ruhlu şiir yorumcusu dostunuz da mübarek mübarek, buğulu sesiyle Medine'nin Gül'ü adlı şiiri okumuş zaman zaman. Doğrusu hem işi biliyormuş, hem de gönlünüzü almasını !
Şimdi ise, devletin televizyonunda size mersiyeler okuyor.

O tuhaf dizilerinizde başrolleri ulüfe olarak bağışladığınız sıradan oyuncular, ttelevizyonunuzda yeşil magazin programı yapan aktörler sadece sırtlarını çevirmekle kalmamış size bugün,  sizi karalamak için  çevrilen filimlerde başröllerde oynamakta.

Gazetenizde yazdırdığınız, televizyonunuzda yeme içme programları yaptırıp şöhretine şöhret kattığınız bir Sonradan Görme, şimdi sizin aleyhinizde haftasonu ekleri çıkarmakla meşgul, bilesiniz.

Sizin ekranlarınızda vatan millet Sakarya edebiyatı yapan onlarca kişi... kimi siyasetçi müsveddesi, kimi çapsız muhteris, kimi tarihten bi-haber tarihçi, kimi sosyolojiden behresiz sosyolog...bugun ya falan partinin saflarında, vekil, mebus veya propaganda şefi, ya da tek kişilik vakıflarında ücret-i hükumete ram olmuş ve hikmet-i hükumetle uzlaşmış “uzman” kılığında maaşa bağlanmış!

Abant Toplantılarında ağırladığınız isim listelerini alın önünüze. O toplantılara katılmak için takla atanları.
Onca masraf ile ala-yı vala ile misafir-perverane ağırladığınız o isimler, şimdi kimlerin arkasında saf tutmuş!

Ya, ülke ülke gezdirdiğiniz kerameti kendinden menkul o aydınlar!
Çıkıp tek kelime söyleyemediler sizin için, söylemeyemiyorlar!

Topu sizin tezgahınızdan geçti halbuki. Nerden bilirdik bu zevat-i kiramın tam ahraf-i na-şerif olduklarını diye ah u enin etmenizin kime, ne faydası olur ki şimdi!
Oysa, tanımalıydınız kimlerle düşüp kalktığınızı, ne menem insanlarla yola çıktığınızı. 

Yetişmiş insanınız olmadığından mıydı bütün bu çapsızlarla olan muahedeniz!
Halbuki, Hizmet Hareketi’nin insan gücü bugün  değil Türkiye’nin dünyanın hiç bir teşekkülünde yok!

Meşrutiyet sorununuz mu vardı da bu kimselere tutunmak ihtiyacı hissetiniz! Halbuki, Hizmet Hareketi, bu toprakların sadece en meşru topluluğu değil, tesahüp ettiği değerler ve mefkureler cihetiyle en matlub ve merğub damarıdır da.


Bu meyanda söylenecek çok söz olmasına rağmen, uzatmadan sadece, eşya ve eşhas aslına rücu ediyor diyebiliyorum.

MUHATABINIZI TANIYIN

Bunlar güzel laflar:

Hizmet Hareketi herkesi muhtap alıyor. Ayrımcılık yok. Sinesini herkese açıyor. Sağ yanağına vurana sol yanağını çeviriyor. Hizmet insanının kalbinde herkesin ama herkesin oturabileceği bir sandalye var...

Peki gerçekten böyle bir şey mümkün mü!

Well, it is too good to be true!

Hizmet böyle idealistik bir anlayışı benimsemiş olabilir, Ama bunun ne kadar gerçekliği var? Herkese sine açmak ve her ne olursan gel anlayışının hastalıklı yorumları, Hizmet Hareketi'nin kör noktası ( Blind spot)... Dolayısıyla da sömürüye, istismara en açık alanı.

Hani anlı şanlı biri demişti ya şu mahut sürecin başında:
Biz Hükumeti destekleyelim, olmaz da Cemaat süreci kazanırsa, Fethullah Hoca anlayışlıdır bizi affeder. 

İşte durum aynen bu.

Sadec küçücük bir örnek vereyim, kendimden:

Yıl 2013. Memleketin büyük şehirlerinden birinde konferanstayım.
Vali bey, benimle birlikte, yurtdışından programa katılan bir başka akademisyeni ve o şehirdeki üniversitenin bir fakultesinde dekanlık yapan bir başka hocayı evine davet etti, şehrin en hakim noktaındaki velayet konağına. Şöförü gelip aldı bizi. Gece yarısına kadar güzel sohbet oldu. Dört kişiyiz. Vali bey, ziyadesiyle mültefitti. Münevver bir mülkiyeliydi.

Sohbetin bir yerinde Vali bey bana dönerek:

"Madem Cemaat hakkında araştırmalar yapıyorsun, o Cemaat'in dış bağlantılarına da iyi bak, angajmanlarını iyi araştır" dedi.

Sohbetin bundan sonraki kısmında, Hizmet Hareketi'nin Türkiye ve dünya genelindeki etkinlikleri üzerinde konuştuk. Sonradan bir başka dini cemaate mensubiyetini öğreneceğim Vali beyin, Hizmet Hareketi ile ilgili derin şüpheleri vardı. Doğrusu, düşüncelerini çekincesiz paylaşmasını takdir de etmiştim içimden.

Bu sohbet esnasında, Dekan bey, Vali'ye dönerek:
"Efendim malum-ı aliniz olduğu üzre, yoğun akademik programlarımdan ötürü sık sık yurt dışına çıkıyorum. Gittiğim ülkelerin istisnasız her yerinde cemaatin okulları var. Mesela Hollanda, İsviçre, Belçika gibi yerlerde Devletimizin okulları yokken bunların neredeyse her şehirde bir kurumu var. Ben bunu anlayamıyorum. O ülkeler, Devletimize imkan tanımazken nasıl oluyor da bu cemaate okul açma izni veriyor. Ben de işaret buyurduğunuz gibi, bu cemaatin uluslararası karanlık bağları olduğu düşüncesindeyim. Aksi halde dünyanın her yerinde bu kadar geniş ve etkili bir varlık tesis edemezlerdi"...

Güngörmüş Vali beyin goygoyca söylenmiş bu sözlere herhangi bir mukabelede bulunduğunu hatırlamıyorum.
Ben, Dekan beyin bu münasebetsizliğine yuvarlak bir cevap verdim.
Kısaca şunu söyledim:

"O kurumlar bu milletin. Oralarda görev yapanlar da bu ülkenin çocukları"...

Velhasıl hoş bir yaz gecesiydi. Yedik içtik.

Ertesi sabah, Dekan beyle karşılaştım kahvaltıda. Heyecanla yanıma geldi:

"İnşalah dün gece beni yanlış anlamadın" dedi.

"Ne gibi"?

"Bak, Cemaatin okulları bizim yüz akımız. Gittiğim her yerde cemaatin çocukları beni daha havalanında karşılıyor. Beni alıp yurtlarına, misafirhanelerine götürüyorlar. Mümkün değil, otele salmıyorlar. Kendi yerlerinde  en güzel şekilde ağırlıyorlar, gezdiriyorlar. Çok efendi çocuklar".

Şaşırıp kalakalmıştım. Hangisi doğruydu! Dün gece mi bu sabah mı! Dekan bey, bu minvalde daha bir sürü şeyler söyleyecek oldu ama bu tabasbusu duymaya tahammülüm yoktu.
Daha fazla dinlemeden ayrıldım ordan.

Bu zat, dün akşam bir devletlünün huzurunda yerin dibine batırdığı kurumları, ertesi sabah, o kurumlarla bir gönül bağı olabileceğini düşündüğü bir kimseye gelip şimdi de o kurumları överek sadece vicdanını rahatlatmıyor, aynı zamanda o kurumlardan ücretsizce yararlanmaya devam etme imkanını da korumanın yollarını arıyordu!

Aman Allahım bu nasıl bir riyaydı!

Sonradan meydana duydum, o Vali bey vefat etmiş. Allah rahmet eylesin.

Ya Dekan bey! Bilmem ki şimdi nerelerde ikbal avlıyor. Nerelerde karşılanıp ağırlanıyor!

Sen kullanılmaya müsait olursan, kullanılırsın! Değersiz insanlara gereğinden ziyade değer verirsen kendi değerini kaybedersin. "Kobralarla bile geçinmenin yollarını bulmak" için kendini zorlarsan, kobralar tarafından sokulursun!

Sunday, August 9, 2015

FETHULLAH GÜLEN'İN EN SEVDİĞİNİZ SÖZÜ NEDİR?


Bir düşüncenin en kısa ve en çarpıcı biçimde dile getirildiği aforizmalar, bilgeliğin, hikmetin ete kemiğe bürünmüş halleridir… 

Kompleks bir felsefeyi, duyuşu, düşünüşü özlü biçimde ortaya koymak, belli bir zihni seviye ile birlikte zengin bir lisan da gerektirir. Mütefekkir, muhayyilesinde bakımını görümünü ince bir işçilikle yaptığı düşünce ve duygu meyvesini en hoş biçimde sunmak ister. İyi vecize klişeden uzaktır. Okurun, dinleyenin dikkatini celbeden bir üslubu vardır.

Düşüncenin gücü ve etkisi, daha geniş kesimlere ulaşabilmesi, bu kesimlerce benimsenmesi, aynı zamanda onun icazlı ve i'cazlı bir şekilde veczedilmesiyle de yakından ilgilidir. 

Hilmi Ziya Ülken'in deyişiyle "tefelsüf veya hikemiyyat" türünden eselerde daha sık görülen bu tür özlü sözlere, bizim kültürümüzde ayrı bir önem verilmiştir.

Bizde 40 Hadis geleneği vardır. Eskiler, İslam’ın ruhunu en iyi ifade ettiğini düşündükleri hadisleri derlemişler, ve bu ehadisi, gerek tasavvufi açıdan, gerekse fikhi açıdan şerh etmişlerdir. Bu hadis seçkilerinin neredeyse hepsinin bir serlevha olarak aldığı ortak hadis, "Ameller niyetlere göredir" hadisidir. Bu söz, İslam'ın ruhu, özü ve usaresi olmalıdır.

Yine, Sadi’nin Gülistan ve Bostan’ındaki, Aşık Paşazade’ nin Garibname’si, Mevlana’nın Mesnevisi, Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Billig’i, Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ndaki derin düşünceler, özlü biçimde ifade edilmeye çalışılıştır.

Fethullah Gülen, kadim bir geleneğin post-modern zamanlardaki muhkem mümessillerinden biri olarak, hikemi tarza önem vermiştir. Kendisi, bir eylem adamı olduğu kadar aynı zamanda bir tefekkür insanıdır da. Bugün daha iyi görülebilmektedir ki, Gülen, yazarlık ve vaizlik kariyeri boyunca, yarına kalmayı hak eden çok sayıda veciz ifadenin altına imza atmıştır. 

Yazılı ve sözlü verimlerinde, kuşatıcı tefekkürünün birer meyvesi olarak formülize ettiği çok sayıda birbirinden veciz ve beliğ cümleyi bulmak mümkündür. 

Hizmet Hareketi içinde Fethullah Gülen'den sadır olan bu vecizelerin önemi büyük! Hareket'in ana söylemleri bu sözlerle biçimleniyor.

Fethullah Gülen, yıllardır Sızıntı dergisi için resim üstüne, sayfa başlarına ve derginin ön ve arka kapaklarına tefekkür mahsulü, çok sayıda özlü sözler kalem almakta. Bu sözlerin Cemaat için önemi ve anlamı büyük. Nitekim bunlar Ölçü ve Yoldaki Işıklar adıyla basıldı. El kitabı hüviyetindeki bu çalışmada mündemiç pırlanta hakikatler, hem sosyal ve beşeri münasebetlerde, hem de Hizmet meselelerinde Hareket’in usülünü erkanını belirlemede kilometre taşları mahiyetinde.  Bu kitap, Gülen tefekkürünün de kristalize olmuş hali.  Herkul sitesindeki Hakikat Damlalar köşesi de bu mahiyette bir derleme sayılır.  Gülen’in kaldığı yerde  ekranlarda ve eloktronik levhalarda tefekküre medar çeşitli vecizeler var.

Gülen Hocaefendi, yazı ve sohbetlerinde veciz ifadeler kullanmayı seviyor. Mesajını, özlü sözlerle vermek onun nev-i şahsına mahsus bir üslub özelliği. Gülen’in tarz-ı ifadesi, kendisinden önceki din bilginlerinden de muasırlarından da belirgin farklılılar arz ediyor. Onun için kelime, cümle, üslup, esalib, neredeyse, mesajın kendisi kadar önemlidir. 

Fethullah Gülen, konuşmasının herhangi bir yerinde, ansızın çok özgün bir hüküm ortaya koyabilir. Kendisini sevenler, onu dinlerken adeta bir inci mercan avcısı gibi, sohbetlerinden tek bir kelime bile kaçırmamaya gayret etmekte ve onun sehl-i mümteni suhuletiyle hikmetli sözler terennüm eden bir şahsiyet olduğuna inanmakta.

Hizmet Hareketi’ne gönül verenlerin Hocaefendi’ye, onun düşüncesine ve dolayısıyla da Hizmet’e nasıl baktığını anlamanın bir yolu da onların Hocaefendi’nin hangi sözlerini önemsediklerine bakmak olsa gerek!.

Öyleyse, Hareket dairesindekilere sorulacak önemli sorulardan biri şudur:

Fethullah Gülen Hocaefendi’nin sizin en çok hoşunuza giden, beğendiğiniz, ilham verici bulduğunuz, hayatınıza ilke ve düstur edindiğiniz, Hizmet’i en iyi yansıttığını düşündüğünüz sözü veya sözleri var mı? Varsa bu sözler neler?

Ben bu soruyu kendisini Hizmet camiası içinde görenlerle birlikte, Camia’dan olmamakla birlikte Hizmet’e sempatisi olanlara da yönelttim. Emaille ve sosyal medya üzerinden ( web survey ), kimine telefonla kimiyle de yüzyüze görüştüğüm kimselere sordum:

“Hocaefendi'nin en sevdiğiniz sözü hangisidir”?

Evet, Cemaat’in bilınçaltı müktesebatında Gülen Hocaefendi'nin hangi sözleri vardı?


Mesela sıradan bir Nurcudan, Bediüzzaman’ın vecizelerinden kimi örnekler isteseniz bir dakikaya on vecize sığdırabileceğini görebilirsiniz.

Muhtemelen şunları söyleyecektir:

Bismillah her hayrın başıdır.

Helal dairesi keyfe kafidir.

Hakiki imanı elde eden adam kainata meydan okur.

İman insanı insan eder.

Bizler muhabbet fedaisiyiz, hüsumete vaktimiz yoktur.

Şu istikbal inkılabatı içinde en yüksek ve gür sada İslamın sadası olacaktır.

Güzel gören güzel düşünür.

Cennet ucuz değil, cehennem lüzumsuz değil

Haksızlığı hak zanneden adamlara karşı hak dava etmek hakka bir nevi haksızlıktır.

Peki ya Fethullah Gülen Hocaefendi’nin hangi sözleri geliyor aklınıza!

Herkes aslında Hocaefendi'nin en sevdiği sözünü söylerken, aynı zamanda bir nevi kendisinin de Hizmet’ten ne anladığını ifade etmiş olmuyor mu!

Şöyle bir uygulama yapılabilir:
Hocaefendi’nin hatırladığınız ya da hoşunuza giden sözlerini elinize kalem alıp birer birer yazmaya çalışınız.  Zaman sınırlaması yok. Üstelik bu vecizeleri, kelime kelime hatırlamak zorunda da değilsiniz. Bu ekzersizle Hocaefendi’yi ve Hizmeti’i nasıl anladığınızı, algıladığınızı, onu kendi zihin dünyanızda ve hayal hanenizde nasıl kurgulamakta olduğunuzu, bu düşüncenin sizin bilinçaltınızda nasıl yer ettiğinizi de gözlemleme imkanı elde etmiş olacaksınız. Arkasından tüm zamanlarda en beğendiğiniz üç sözü bir kenara ayırın. Bu üç söz arasında bir tema birliği olup olmadığını gözlemlemeye çalışın. Bu sözler kalbe mi aklama mı hitap ediyor, bireye mi topluma mı? Cemaat genelinde de yapabileceğiniz bu çalışmadan ilgnç sonuçlar çıkabilir.

Daha fazla beklemeden, sözkonusu mini soruşturmaya gelen kimi cevapları paylaşmak istiyorum sizinle. Bu iktibaslar işliğinde uzun uzadıya metin tahlilleri, hatta kimi karakter tahlilleri yapılabilir, ama o kapıyı hiç aralamayacağım.

Öncelikle şu tespiti paylaşayım. Hizmet Hareketi dairesinde bulunan kişiler arasında, Fethullah Gülen’in en benimsenen ve beğenilen sözü şu:

“Aç açabildiğin kadar sineni ummanlar gibi olsun. Kalmasın alaka duymadığın ve el uzatmadığın bir mahzun gönül”

Aynı zamanda, bestelenen de bu söz Hizmet’in genel felsefesini  açıklamaya yetiyor: Farklılıklara hoşgörü ve herkesi kendi konumunda kabul etmek. Aynı minvalde, bir başka yerde Fethullah Gülen, “Gönlünüzde herkesin oturabileceği bir sandalye olsun” da der.

Ankete cevap verenler arasında, Figen Es, Vedat Bilgiç ve Osman Şimşek’in en beğendiği bu söz, Muhammet Çetin’in de en sevdiği Fethullah Gülen vecizeleri arasında.

Bahattin Karataş'a göre en önemli Hocaefendi vecizesi: "Başkasının sizi kabulü, sizin herkesi kendi konumunda kabulünüzden geçer".

Karataş'ın beğendiği bir diğer söz de şu: "Bir alanda olmak istiyorsanız, her alanda olmanız gerekir".

Televizyon programcısı ve eğitimci Ahmet Bozkuş, Fethullah Gülen’deki Peygamber sevgisine dikkat çekmekte. Bozkuş, Gülen’in Peygamber Efendimiz’le ilgili şu sözünün altını çiziyor:

“Bir peygamber bakışı, kömürü elmasa çevirir”. Bozkuş, kendisine en büyük düşmanlıkları yapanlara bile Hz. Peygamber’in fevkalbeşer müsamahasıyla onları birer sahabeye inkılap ettiğini belirtiyor.
Gerçekte de gönülleri aydınlatan, karanlıkları ışığa doyuran o Nur-i Muhammediye ne kadar muhtacız bugün!

Sedat Koçar’ın tercihi Gülen’in istişareyle ilgili bir sözü:
“Tek olan şeytandır, problemlerinizi tek  başınıza çözmeyin. Haddini aşan her şey zıddına inkılab eder”.

Süleyman Erkişi’nin tercihi kısacık şu söz: “Küçük şey yoktur”. Bugün önemi daha da tebeyyün eden bu söz, aynı zamanda Kemal Ural’ın bir kitabının da ismi.

Yazar Arif Akpınar ise:
“Allah katındaki yerinizi görmek istiyorsanız, O’nun kalbinizdeki yerine bakınız” sözünün altını çiziyor.

Senarist ve öykücü Niyazi Şanlı’nın tercih ettiği şu söz de, Hareket içindekilerin en çok tercih ettiği bir diğer vecize :
“Kaça giderseniz gidin, Allah rızası dışında ucuza gitmiş sayılırsınız”.

Önder Aytaç:
“Allahım! Benim hataalrımdan dolayı arkadaşlarımı, onların yanlışlarından dolayı da beni mahcup etme”.

Asım Yıldırım samimiyetin altını çiziyor:
“Kimde olursa olsun, azıcık bir samimiyet bir başarı vesilesidir”.

İlahiyatçı Ahmet Kurucan, ilkin Hocaefendi'nin birbirinden manidar vecizeleri arasından bir tercih yapmanın zorluğunun altını çizdikten sonra daha önce de pek duyulmamış olan şu ilginç tercihte bulunuyor:
 “Önce plan ve program, sonra lütuf ve ihsan”. Ben bu sözün Kurucan'ın Hizmet anlayışında da belirleyici bir önemi olduğunu sanıyorum.

Todays Zaman Genel Yayın Editörü Bülent Keneş, bir yerine üç söz gönderdi: 

1-      Terörist Müslüman olamaz.
2-      Müslüman da terörist olamaz. İşim bitti diyenin işi bitmiştir. 
3-      İnsanlar, iradesinin hakkını veriyorsa, kim ne diyebilir ki!

İlahiyatçı akademisyen Ayhan Tekineş bir dörtlük tercih ediyor:

“Yaşlı dudaklarda beliren tebessümlerden
Artık gök ehlinin arza yöneldiği belli
Meltemler esiyor amber kokulu günlerden.
Ay kadehi toprağın bağrına dökeli”

Halit Esendir ise 1974 yılında Fethullah Gülen’in yaklaşık 40 tane Işık Evi- Dersane abisine yaptığı özel sohbeti hiç unutamıyor. Gülen’in o sohbetini şu sözlerle özetliyor Esendir:

“İhlas ile Hizmet edin. İhlaslı olmanın en önemli göstergesi gıybet yapmamaktır. Kim ihlaslı ise Allah onları büyütür, az da olsa ihlası bozup da birbiriyle uğraşanları Allah dağıtır”

Sanatçı ve televizyon programcısı Reha Yeprem’in tercihi de calib-i dikkat: “Tenasüb-i illiyet prensibine göre kuvetler arasında dengenin bulunmadığı zamanlarda, teknik davranmakta zaruret vardır”

Bediüzzaman Said Nursi'nin talebelerinden ve İzmir yıllarında Fethullah Gülen'e  olan yakınlığıyla bilinen, 1971 Muhtırasında Hocaefendi ile birlikte yargılanıp hapis yatan İzmirli Mustafa Birlik'in oğlu Abdullah Birlik ise, Fethullah Gülen'deki Bediüzzaman hayranlığına ve üstad bellediği bu pir-i faniye olan hürmetine değiniyor. Abdullah Birlik'in  beğendiği Fethullah Gülen Hocaefendi vecizeleri ise şunlar:


" Çağımızda Hazret-i Bediüzzaman kadar Hizmet felsefesini bilen ve tutarlı hizmet yapan ikinci bir insan çıkmamıştır". Birlik'in altını çizdiği diğer bir söz de şu: " Bediüzzaman Hazretlerinin yaptığı her şey, benim için bir hüccettir".

Yıllardır Fethullah Gülen’in yanında bulunan İlahiyatçı yazar Osman Şimşek’in “çocukken çok sevip ezberlediğim” dediği Gülen vecizesinden yukarıda bahsetmiştim. Bu söze ek olarak Şimşek Hoca şunları da zikrediyor: 

“Son dönemlerde çok hoşuma giden ve Muhterem Hocamızın küçük farklarla dile getirdikleri Hoş gör, en azından nahoş görme. Nahoş görüyorsan, bari dillendirme!

Şimşek Hoca sözlerini şöyle sürdürmekte:

“Genel hayat felsefesi olarak hep hatırda tutmaya çalıştığım ise Muhterem Hocamızın şu sözleridir:
“Her türlü gurbetin iksiri, Hakka kurbettir”.

Şahsen, Fethullah Gülen'in bizzat kendisine, hayatının muhassalası mahiyetinde nasıl bir cümle kurabileceğini sormayı ve kendisiyle bu minvalde konuşabilmeyi çok isterdim!


Ben, bu cümlenin tek kelimelik olduğu düşünüyorum: “Hizmet”

Thursday, August 6, 2015

Kumarhane vakası.

Algı'nın Olgu'nun önüne geçtiği post-postmodern bir zamandayız. 

Hani Atalarımızın, "şuyuu, vukuundan beterdir" dediği zamanlar.


Önde olanların, görünenlerin, temsil makamını ihraz edenlerin... kılı kırk yararcasına bir hassasiyet sergilemelerinin elzem-der-elzem olduğu bir dem. 


Hizmet'le irtibatlı olanların yakinen takip edildiği bir dönem bu. 

Hani, Fethullah Gülen'in "12 Eylül'de Sefiller'deki şaki gibi izlendim" dediği dönem.


Sadece Hizmet Hareketi ile kurumsal bağlantısı olanların değil, gönül bağı olanların bile cedd u emcedine kadar iğneden ipliğe hallaç edildiği bir dönem.


Dolayısıyla, kendisini Hizmet dairesinde görenlerin derin bir hassasiyet, teyakküzlü bir temkin ve daimi bir teenni halinde yaşamalarını da iktiza eden böyle dönemde bir yanlışın onlarca, hatta yüzlerce, binlerce doğruyu hela edebilme ihtimali sözkonusu.


İnsan demhaneye de gidebilir meyhaneye de. Bu kendisinin bileceği iş. 


Ama böyle bir dönemde, STV de çalışan herhangi birinin bu lüksü yok! Ne kadar da kendi parasıyla giderse gitsin, öküzün altında buzağı arayan karakter celladı bir kısım insanlar, mal bulmuş mağribi gibi bunu istismar e de cek lerdir!!!


Bizde fikirlerden, değerlerden ve sistemden daha ziyade şahıslar konuşulduğundan, kişisel zaaflardan beslenen bel altı vuruşlar, bir kimseyi veya kurumu itibarsızlaştırmak ve şeytanlaştırmak için çok sık başvurulan bir yöntemdir.


Kumarhane olayının savunulacak bir tarafı yoktur. Yanlıştır. Hizmet Hareketi için yıpratıcı olmuştur. İnsafsız eyyamcıya malzeme verilmiştir. Fırsatı fevtetmeyen bu eyyamcı, Hizmet'in kutsallarına, mesela himmete dil uzatmış, abilik makamını diline dolamıştır. 

Neticede, STV, bu vahim olayı ivedilikle ve suhuletle çözmüştür. 

Keşke, AKP de kendi içinden çıkan Bakan seviyesindeki insanlara isnad edilen daha vahim ithamlara kayıtsız kalmasaydı!


Heyhat. Bu vadide hiç de umut vaad etmiyorlar!