Tuesday, August 18, 2015

YAMANLAR...FATİHLER

Ben devlet okullarında okudum. Kimi zaman ders kitabına çıkışmadı para, kimi zaman da eşofmana. Okula yürüyerek gittik, öğle yemeğimi evden getirip, bir köşede sessizce yedik. Yokluk içinde de bir üniversite tahsili. Bunu veren Rabbime binler şükür.

Kaderin ironik bir tecellisidir ki, memuriyetim de hep özel okullarda geçti. Varlık içinde yüzen ailelerin çocuklarıyla düşüp kalktık. Kader, 20 yaşımda bir özel okulda Türk Dili ve Edebiyatı muallimliği nasip etti; ülkenin medar-i fahri olan eğitim müesseselerinden, Sakarya Işık Koleji'nde, başladık öğretmenliğe.
Sonra da ver elini İstanbul'a, efsanevi Fatih Koleji'ne.

.......

Burda sabahın üçü. Şairin tabiriyle, "dertlerin en güçü..." Uyku tutmadı.
Kalkıp da haberlere göz attığımda, manşette " Yamanlar Kolejine Baskın" cümlesini görünce nevrim döndü.

Her gün artarak devam eden, artık eğitim kurumlarına uzanan bu zülme bigane kalmak mümkün mü!

Hatırlarım, 28 Şubat'ın o meşum günleri Fatih Kolejlerinde, Allah'ın günü bir asker, bir müfettiş. Okul koridorlarında, kantinde, öğretmenler odasında, sınıflarda...Sürekli bir şeyler arıyorlar, bir şeyle ölçüp çiçiyorlar... Yani yine zulüm ve tarassut had safhada. Henüz memlekette olduğum günler. Memleket sevdasıyla ayağımın yerden kesildiği günler.

Paşaların gelip destursuzca derslere girdiği, öküzün altında buzağı aradığı, Hizmet Hareketi'nden bir terör örgütü çıkarabilmek için kılı kırk yardığı tarihe kara bir leke olarak geçen o zalim günler.

O kurumlarda çalışan genç biri olarak bunaldıkça bunalmıştım. Siz, hayal-perest, idealist ve yalnız bir genç muallimin ülkenin istikbali için umutlarını birer birer yitirdiğini ve kaldığı bekar odasında geceleri binbir öfkeyle gerilip durduğunu getirin gözünüzün önüne...Sonra kısa dönem, 8 ay askerlik. Bir kaçış belki de. Arkasından baskınların ve zulmüm artarak devam ettiği Fatih Koleji'ne, memuriyete dönüş.

Her gelen gün, bir öncekinden beterdi. Yaşayan bilir. Askerler, en kusursuz cinayeti işlemişlerdi: "Birinin yaşama sevincini öldürmek... "

Evet, 28 Şubatçılar, o okulları kapatmak için, öğretmeni öğrencisinden ayırabilmek için her yolu denediler, muvaffak olamadılar. Allah nasip etmedi. Çocuklarını o okullara emanet eden anne ve babalar ikna edilmeye çalışıldı, korkutuldu; öğrencilerle birebir görüşüldü uzun uzun. Öğretmenlerden kimilerine cazip teklifler de sunuldu. Beyhude.

Şimdi neredeyse 20 yıl sonra aynı zulüm!
Değişen ne!
Ne bulacağınızı düşünüyorsunuz Yamanlar'da Allah aşkına? Salonlarında sergilenen yüzlerce başarı madalyasından başka!
Pırıl pırıl öğrencilerden, hasbi öğretmenlerden başka.
Ellerinizde cetvelllerle, mezrolarla vicdanlarınızın ebatlarını mı ölçüyorsunuz!
Bakın.
Başka ülkelerde binlerce mezun vermiş, vatana, millete, insanlığa faydalı hayırlı nesiller yetiştirmiş, milletin parasıyla kurulmuş bu okullar bayraklaştırılır, ödüllendirilir.

Başka memleketelerde resmi hizmete mahsus zevat yanılıp da böylesine köklü kurumlara devlet eliyle bir zorbalik yapmaya kalktığında memlekette yer yerinden oynar.

Bu okullar 30 yıldır parmakla gösterildi, bilmem kaç tane uluslarası ve ulusal başarılarıyla rüştünü çoktan ispat etmiş bir ekol kurum Yamanlar. Temelinde alın teri var, gözyaşı var.

Her türlü baskı ve zorbalık o okullara ancak değer katar. Cevher yere düşmekle, çamura atılmakla değerini yitirmez. Bundan endişem yok. Ülkenin son elli yılına mührünü vurmuş, memleketin en fedakar insanlarına atılan bu çamur tutmaz, yanlış hesap er geç Bağdat'tan döner.

Allah aşkına, kolay mı böyle köklü kurumlar ihdas edebilmek! İşte Hükumet 13 yıldır ortada, kaç kurum bina edebilmiş böyle yarına kalabilecek!

Beni asıl üzen, böylesine aleni bir zulme karşı toplumdaki bu umarsızlık ve umumi sükunet.Toplumdaki bu kahreden sükut, aslında içtimai sukutun (düşüş) da bir göstergesi.
 Artan terör olaylarının Hükumeti zor durumda bırakmasıymış,, peşi peşine gelen şehit cenazelerindeki tepkileri yatıştırmakmış, yok İŞİD'miş, patriotlarmış, yolsuzlukları ve hırsızlıkları örtbasmış. Bunları geçtim. Bir eğitim kurumuna yapılan bu baskını hiç bir şeyle izah edemiyorum.

Ama, unutmayın, zorba en büyük güç ve motivasyonunu, masumun aczinden ve zayıflığından değil, bu zorbalık vakasını el ovuşturarak, zevkle temaşa eden riyakar ve duyarsız seyirciden alır.
Zorbanın iştihasını besleyen işte seyircideki bu umursamazlık, hatta zorbayı destekleyici şakşakçılıktır.
Ne ki o zorba, bir gün gelip de  kendisine artık dur bakalım deneceği ana kadar, sırayla kendisini yardakçılıkla seyreden diğerlerine de çullanır ve onları da haklamanın en zalim yollarını arar.
İşte o zaman o gafil seyircilere de sadece "Eyvah aldandık" demek kalır.