Tuesday, August 4, 2015

Allah da var, gam da var.

Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkıt ne bilir,
Mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç sâ'at.
                                                                       Fuzuli


Size de slogan haline getirilen sözler itici geliyor mu? 
Özellikle de son süreçte, nice inci mercan sözleri kendi bağlamından çekip çıkararak, kendi amacımıza uygun olacak biçimde yerli yersiz kullanmayı ne kadar sevdik!

Mesela, "Bu işi artık Allah çözecek" sözü? 

A kuzum! Ya sen, bütün bu işleri daha önce kimin çözeceğini sanıyordun ki!

Eskiler, mecaz cehlin elinde hakikat yerine geçer demişler ya, şimdi ise hakikati iri iri sözlere, beylik laflara kurban ediyoruz. Kısa süreli kazanımlarımız ve anlık tatminlerimiz için.

Yine, mesela artık bir slogan haline getirilmiş şu  "Allah var gam yok" sözü...

Rahatsızlığım şundan: 
Hadd-i zatında ve hakikat nazarında doğru olan bu sözün ideolojik bir slogan haline getirilmesi... Kelimeleri, cümleleri hoyratça, umursamazca tüketmemiz, ilham kaynaklarımızı kurutmamız...

Amenna ne doğru bir sözdür; inanç sahibi elhak emindir, esenliktedir. Ama keder, endişe onun da kapısını çalar. Dünya onu da sarsar. Hem onun kutsal bir hüznü de vardır içten içe, çoğu kez belli etmemeye çalışsa da.

Şimdi, slogan kalıbına dökülen  bu sözün hakiki manası, zamanla sadece "anlam aşımı"na uğramakla kalmıyor; bu anlam aşımı daha başka hakikatlerin de değerine halel getiriyor, dertsizliklere, rehavete kapı aralıyor. 

 Hani mümin tam bir “ıztırap insanıydı”! 

Derdimizi, derman olarak gören bir medeniyetin mensubuysak eğer, ilkin müptelası olduğumuz derdin, maruz kalınan musibetin ne olduğunu bilmemiz icap eder. Derdini bilmeyen derman bulamaz demişler.

İnsan olmanın hüznü,...ölümlü olmamızın melali, yalnızlığımız, kanatlarımızı özgürce açıp kendi ufkumuzda serazad, kimseye eyvallah etmeden uçabilme arzumuz, uçamayışımız...geçip giden zaman...bizi insan olarak ardı gelmez gamlara salar.

Gam'a bir medhiye düzeceğim hiç de aklıma gelmezdi. Hayır, Enderunlu Vasıf gibi:

"Mihneti kendine zevk etmedir alemde hüner
Gam-ı şadi-i felek böyle gelir böyle gider"  de demiyorum. Kuru dünya gamını yüceltmiyorum da. Nef'i'yi haklı bulurum: "Ağyar elemin çekme gönül nafile gamdır".
Meramım, varsa eğer bir elem, bir keder -ki fazlasıyla var- yokmuş gibi davranmamamız. 

Hele bu milletçe muztar kalınan bir musibetse...

Yas tutmaksa evet yas tutmak...ıztırapla iki büklüm olmaksa, hakeza!

Gam da gussa da keder de hüzün de insan için. Üzülmek, gamlanmak, melallenmek...tabii ve fıtri insan hallerinden. Yadsınamaz, inkar edilemez, ihmal edilemez.

Divan şiirimizin ilklerinden, Çeng-name şairi Ahmed-i Dai'nin dediği gibi:

" Cihanda hiç kişi bi-gam değildir
Meğer kim ol kişi adem değildir..." 

Şair, bu alemde dertsiz, gamsız, gussasız kimse olamayacağını söylüyor.  Diğer pek çok divan şuaramız ve halk ozanlarımız gibi Çorlulu Zarifi de aynı fikirde onunla:

"Bu bağ içinde bi-gam adem olmaz
Dikensiz gül, elemsiz alem olmaz"

Üzülmesi gereken, insanı yemeden içmeden kesen bir hal karşısında, mesela hala şen ve şakraksak, şen ve şakrak olmaya zorluyorsak kendimizi, veya en azından düçar olduğumuz bu derde layıkı veçhiyle mukabelede bulunmuyorsak, en insani manevi hallerimizi, yüzleşmemiz gereken halsizliklerimizi… tabiri caizse hasır altına süpürüyorsak! 

İçimizde böyle çözülmedik ne çok sorunumuz var kimbilir! Hakkıyla yüzleşemediğimiz, ağlayıp sızlayamadığımız…ve inkar ettikçe bizi içten içe kemirip duran. 

Dertler, musibetler... irili ufaklı rahatsızlıklar hayatımızın bir parçasıdır ve hayatımızda bir şeylerin yolunda gitmediğinin işareti, uyanışımıza, intibahımıza vesile... 
Acılarımızla, hüznümüzle, gam u kederimizle büyürüz, hamlıktan geçer pişeriz. Gam deryasının haddi hududu da yoktur. Ruhen ve manen büyüdükçe kederimiz de efzun olur.

"Hüzün peygamberi" sözünü ne çok severiz yeri geldiğinde!

Dünyanın zevk u safa yurdu olmadığını, Allahın en sevgili kullarının bela ve musibete, gam ve gussaya en çok maruz olanlar olduğunu ser-levha ederiz sohbetlerimizde...Hüzün senesini hicranla tahattür ederiz.. Sonra, Hz. Eyyub’ten, Hz. Yunus’tan bahisler açarız, kendi yaralarımızı sağaltmak için, zor anlarımızda doğrulmak için, önümüzü görebilmek için.

İster maddi ister manevi gam gussa olsun, fıtridir, yüzleşilmesi, yudum yudum tadına varılması, farkına varılması gereken güçlü, karşı konulamaz duygudur. Hayatımızın her aşamasında belli tonlarda karşımıza çıkacaktır sıkıntılar, ne kadar olgunlaşırsak olgunlaşalım, maddi anlamda imkanlarımız ne kadar genişlerse genişlesin, dini ve manevi bakımdan ne kadar güçlü olursak olalım.... 
Acı, keder, ıztırap semtimize ansızın uğrayacak, kimi zaman biz davet edeceğiz, kimi zaman davetsiz gelecek... 

Sloganlardan medet ummadan, bu güçlü duygumuz,  her kapımızı çaldığında bizim, devekuşu gibi başımızı kuma gömmesek! Her defasında yüzleşerek üstüne gidelim kahr u belanın. Kucaklayalım onu, ağırlayalım aziz bir misafir gibi gönülhanemizde. 

Burada arabeskçe düşünceler kapılıp, melankolik hissiyatın gayyalarına düşüp de ümitsizliğinize ümitsizlik eklemek değil kastım elbette. Hüznü de neşeyi de bir bilip, bu iki aziz ve kudsi duyguyla yudum yudum gıdalanmak.

Biz biz olalım, düşünce evrenimizi mümkün mertebe slogan-vari kalıpların tahaddütünden ve tasallatundan azade etmeye bakalım. "Allah var gam yok" kolaycılığından sıyrılalım. Derdimizin kıymetini bilelim.Derdimizin bizi olgunlaştırmasına izin verelim, davetsiz bir misafir olarak gelse de gönlümüzde baş köşeyi ayıralım ona. Şu beyti hatırlayacaksınız:

“Dilde gam var şimdilik lutfeyle gelme ey sürur
Olamaz bir hanede mihman mihman üstüne...”

Ya baştan ayağa gam olan Fuzuli’nin şu beyti:

“Ney-i bezm-i gamım, ey ah ne bulsan yele ver
Oda yanmış kuru cismimde hevadan gayrı”

Elbette bir gamlı baykuş olun demiyorum. Darlığınızla, kasvetinizle oturup kalktığınız yerlere ümitsizlik serpin demiyorum. YaO anki duygu ve halet-i ruhiyenizle barışık olun, başa gelen bela ve musbete, bela ve musibet gibi mukabelede bulunun ve insani hallerinizin çarelerini slogan haline getirilen laflarda aramayın. 

Gamsa gam, neşeyse neşe...halimize razı olmak, ahvalimizin farkında olmak düşer bize. 

Fethullah Gülen, Ketencizade’nin şu beytini çok zikreder: 

“Yansam da ocak gibi gayre eylemem izhar
Yakma beni ateşlere ey çarh-ı cefakar”

Bu beytin sözlerini de şöyle değiştirir:

“Yansam da ocak gibi gam eylemem izhar
Yakma beni nar-ı ağyara ey Gaffar u Settar”

Şeyh Galib ise testinin içinde olan mutlaka dışa da sızar diyenlerden:

"Gerçi gam-ı dil beyan olunmaz
Ateş gibidir nihan olunmaz" diyerek gamı izhar etmemenin kabil olamayacağını söyler.

Kan yutulsa da dava adına kızılcık şerbeti içtim diyebilme Gülen'in hayat felsefesinde önemlidir. Onun hem hayatında hem tefekküründe çile, ıztırap, hüzün, hafakan, gam-gin olma  hayati önemdedir.

Ne ki, Fethullah Gülen gerek kendisinin bir insan olarak, birey olarak, gerekse Hareketi'nin düçar olduğu eza ve cefaya karşı kayıtsız mı! Belki şahsına yapılanlara evet. 
Ama davası adına, Hizmet Hareketi'ne yapılan hakaretlere ve iftiralara asla! Hareket'e yapılan naseza ve nabeca itham, isnad ve iftiralara kayıtsız kalmıyor, gerektiğinde çıkıp cevap veriyor. Hiç bir şey olmamış gibi bir tavır sergilemiyor. O da belli ki Üstadı gibi "Bana elem veren yalnız İslamın maruz kaldığı tehlikelerdir" cümlesinden hareket ediyor. 

Çıktığı sohbetlerde, kendisini sevenlere moral motivasyon vermek için etrafa tebessümler mi yağdırıyor! Bu süreçte, bilakis, onun derdine dert katan, yapılan bunca zulme karşı, Hizmet Hareketi dairesindekilerden bazılarının dertsizliği...

Son süreçte, Fethullah Gülen'in ses tonuna, yüz ifadelerine, el ve kol hareketlerine dikkat ettiniz mi! Dert halinde, daimi bir iztırap ikliminde...Evet, bu kendisi için yeni bir durum da değil. O, her zaman teyakkuzda, her dem ıztırab yudumluyor, her an endişeli...ama kendisi adına değil.

Kendisinin haleti belki de "sussan olmuyor söylesen olmuyor" kıskacında:
"Takrir edemem derd-i derunum elemim var
Allahını seversen beni söyletme gamım var".

O da söylüyor, bütün bu olup bitenlerden dolayı geceler boyu uykusuz kaldığını...

 Ahmet Kurucan, Gülen'in bu halini şöyle tasvir etmekte: 
"Son iki yıl içinde birkaç defa kendi kulaklarımla duydum Fethullah Gülen Hocaefendi'den; “Eğer annem-babam, kardeşlerim, eğer evli olsaydım eşim, çocuklarım aynı anda ölselerdi; bugün ülkemizin içine düştüğü durum karşısında duyduğum üzüntü ve ıstırap kadar üzüntü ve ıstırap duymazdım.”

Bir başka yerde Gülen şöyle diyor:

"Arifin gönlün Hüda gam-gin eder, şad eylemez! Allahla azıcık münasebetiniz varsa ve Onu, rızasını, rıdvanını az biliyorsanız, irfana adım atmış sayılırsınız. Onun için de gönlünüzü hep gamgin eder şad eylemez. "Bende-i makbulunu Mevlası azad eylemez". Efendinin hoşuna gitmişse şayet, aad edip sen, hürriyetine kavuşturmaz.O sana bakar, sen de hep ona bakarsın. Bu karşılıklı bakış Cennet nimetlerinden, Cennet lezzetlerinden daha leziz, daha taravetlidir. Alah ona erdirsin"

 Gam-gin olmak, duyarlı olmak bir mümin hali... Düçar olunan bela ve musibete layıkı veçhiyle mukabelede bulunmak da.

Şikayet ettiğimiz dünün sloganlar dünyasından kendimizi kurtarmaya çalışırken bir başka sloganın esiri ve zebunu olmayalım. Bir müddet de o sloganın ağuşunda aram edip gönlümüzü eğlemeyelim. Evet, Allah da var gam da.

Ezcümle, ben dahi  Keçecizade İzzet Molla gibi derim:

"Ya Rab, ahvalimiz diğer-gundur
Derdimiz ömrümüzden efzundur".