Tuesday, October 14, 2014

Daha fazla diyalog ve diyalogçuya ihtiyaç var

Dindarlar, farklı kültür ve inançlardan insanlar arasındaki diyalog faaliyetleri yükselen bir trent

Çeşitli inanç ve felsefelerden organizasyonlar, sistemli olarak bu alanda çalışıyorlar; daha yaşanabilir bir dünya için etkinlikler düzenliyor, projeler üretiyorlar.

Alberta Üniversitesi İslami Araştırmalar kürsüsü başkanı Prof. Dr. İbrahim Abu-Rabi’, “İnançlararası diyalog çalışmaları için daha fazla müslümanın eğitilmesine büyük ihtiyaç var” diyor. Kanadalı akademisyen, diyalog faaliyetleri için yeterli donanıma sahip müslüman sayısından müşteki! Aslında sadece kemmiyetten değil, keyfiyetten de muztarip. 

Kuzey Amerika’da mühendislik, doktorluk gibi iddialı sahalarda azımsanmayacak oranda müslüman profesyonel var. Mesleki performansları, ciddiyet, vakar, tevazu gibi hasletleriyle, hal lisanlarıyla İslam’ın hoşgörüsüne ayna oluyorlar. Bununla birlikte, toplumsal hayatın her sahasında,  İslam’ın mehasinini temsil edenlerin yanında, müslüman bir kimliğe sahip olmasına rağmen, temsilde yetersiz kimseler de çıkabiliyor.   

Dindarlararası diyalog konularında ders veren Abu Rabi’nin amacı, her kesim ve meslek grubundan müslümanı, diyalog konularında düzenli ve sistemli bir eğitime tabii tutabilmek.

Kanada, çokkültürlü bir toplum olsa da, dindarlar arasında farklı kültürlere, geleneklere karşı bir ilgisizlik ve bilgisizlik var. Herhalde, ahseni bulmuşa hasen gerekmez diye düşünülüyor. Halbuki bilmediğimiz şeylere, zamanla düşman olabilme ihtimalimiz de hiçbir zaman unutulmamalı. 

Müslümanlar arasında diyalog ve hoşgörüye tahammülsüz kimseleri gördükçe, İslamiyet, tarihin başka herhangi bir döneminde böylesine skolastik bir  bağnazlığa, dargörüşlülüğe maruz kalmış mıydı acaba diye acı acı düşünüyorum.

İsminin önündeki tüm şaşaalı sıfatlara, anlışanlı diplomalara rağmen, bazı kimselerin nasıl bu denli hoşgörüsüz ve müteassıp olabildiklerini anlayamıyorum! Ancak, tahsille edinilebilecek bir taassub!

Müslüman cenahtan, dünyeviliğin son bulduğuna dair tumturaklı nutuklar irad edenler, bu boşluğun dini bir yobazlık, cehalet ve yasakçılıkla doldurulmaya çalışıldığını görmeliler! Bu korkunç cehaletten kaynaklanabilecek dar görüş ve düşüncelerin yerini, ancak dinin hikmeti, marifeti, hoşgörüsü alabilecektir. Ne  ki ilimle birlikte, hoşgörü de müminin yitik malı haline gelmiştir.  Böylesine bir ortamda, diyalog eğitimi veren merkezlerin açılması artık ekmek su kadar hayati bir hale geldi. 

İslamiyetle ilgili bunca önyargı varken, her gün de yeni önyargı tohumları ekiliyorken; dinin doğru anlatılması, tebliğ ve temsili; yabancı zihinlerdeki, bilinçaltlarındaki  soru isaretlerininin “doğru” cevaplanabilmesi  için diyaloga yatırım elzem. Keza, dindarlar arası diyalog faaliyetlerinin, eğitimlerinin yapılacağı merkezlerin açılması, buralarda, selahiyetli bireylerin yetişmesi, yetiştirilmesi de büyük  ihtiyaç