Sunday, October 26, 2014

KANADALILARDAN ORNEK BIR OLAY

Kanada'nın başkenti Ottawa'da geçtiğimiz Çarsamba günü yaşanan terör olayı, dünya gündeminde ilk sıralarda yerini aldı; hakkında konuşuldu, yazıldı, çizildi; bir kaç gün içinde de unutuldu. 
Fakat, sözkonusu meşum olay, Kanada'da bütün yönleriyle ele alınmaya devam ediyor, hala ülkenin ilk gündemi. Uzun bir sure daha konuşulacağından ve olayın Kanadalılar üzerindeki etkisinin kalıcı olacağından şüphe yok.
Kanada medyası, bir kaç küçük istisnası hariç,  iyi bir sınav verdi.
Duyarlı ve titiz yaklaştı olaya. 
Genelleyici ve olumsuz itham ve isnatlardan özellikle kaçınıldı, vakanın sunumunda özenli bir dil ve anlatım kullanıldı.

Hatırlatmak gerekirse, geçen hafta içi, iki gün arayla Kanada’da birbirini takip eden iki olay yaşandı.
Aralarında belli hususlarda ilişki de kurulan bu iki olaydan ilki, dünya gündeminde fazla yer bulmadı.
Yeni müslüman olan Couture-Rouleau adlı 25 yaşındaki Kanada vatandaşı, Quebec şehrinde bir askere saldırmış ve saldırıdan sonra asker ölmüştü. Saldırgan da, olay yerinde polis tarafından silahla vurularak öldürülmüştü.

Bu olaydan iki gün sonra, ilk olayın ortaya çıktığı yere fazla uzak sayılmayacak başka bir şehirde, başkent Ottawa’da, dünya gündemine oturan müessif bir teror olayı yaşandı.
Babası müslüman olan Michael Zehaf-Bibeau adlı 32 yaşındaki biri de, Ottawa’da Meclis bahçesinde düzenlediği silahlı saldırılarda bir askeri öldürdü.

İkisi de Kanada doğumlu olan bu genç isimler, müslümandı, İslamla sonradan tanışmışlardı.
Konuyu inceleyen uzmanlar bu iki olayda şu iki ortak unsuru tespit ettiler. Din ve uyuşturucu.

Maalesef, barış, güven ve huzur dini İslam, iki kendini bilmez, insaniyetten nasipsiz mecnunun ve uyuşturucu müptelası zavallının yaptıkları yüzünden yine olumsuz tartışmaların odağında yer aldı.
Medyanın olayları müspet sunmasına, halktaki genel hoşgörülü ve anlayışlı tutuma rağmen zihinlerde soru işaretleri hasıl oldu. Bilmem ki bu önyargılar nasıl, ne zaman ve hangi gayretlerle izale edilebilecek!

Şu bildik ve yanlış söylem, "Bütün müslümanlar  terorist değildir; ama nedense bütün teröristler de Müslümanlardan çıkıyor" bir kez daha pekiştirilmiş oldu.

Müslümanlar, kendilerini yine böyle vahşi olaylar bağlamında ve savunma refleksleri içinde anlatma durumunda kaldılar.

Ben, Ottawa’daki saldırı olayını, sevgili dostumuz Wilfrid Laurier Üniversitesi’nde Ilahiyat Fakultesi Dekanı Prof. Dr. David Pfrimmer’den duydum.
Çarşamba sabahı, bana haberi verdiğinde, gayr-i ihtiyari ağzımdan şöyle bir cümle çıkıvermiş; "Fail, inşallah bir müslüman değildir!"  

İlk bakışta çok bencilce görülebilecek bu cümle, aslında gurbette yaşayan ve oturup kalktığı yerlerde İslam’ın barış ve emniyet dini olduğunu anlatmaya çalışan insanların bilinçaltını da ifade ediyordu. Gerçekten de yapmak zor, yıkmak kolaydı.

Nitekim olayın akşamında birlikte katıldığımız bir toplantıda Dr. Pfimmer, yaklaşık 300 kişiye yaptığı konuşmasında, sabahleyin kendisiyle aramızda geçen  bu diyaloğu aktardıktan sonra şunu sordu Kanadalı dinleyicilerine:
"Kanada'da yaşayan müslümanların psikolojisini düşünebiliyor musunuz?"!

Saldırı olayı gerçekleştiği andan itibaren insanlar bizi arıyor.
ISIS hakkında, Quebec ve Ottawa'daki  olaylarla ilgili, bir müslüman olarak ne düşündüğümüzü soruyor. Okulda, sokakta, mahallede, medyada…

Kanada da faaliyet gösteren İntercultural Dialog Institution'un yetkilileri, konuyla ilgili ortalıkta dolaşan yanlış anlamaları giderebilmek için ülke genelinde  yoğun bir mesai sarf ediyor.
Basın açıklamaları, siyasetçi ziyaretleri, dini çevrelerle ortak programlar düzenlenmesi, akademik toplantılar, halkı aydınlatıcı kouşmalar… Kanada genelinde seri bir sekilde yapılmakta.

Gerçekten de böylesine hayati bir dönemde, sağduyulu, açıklayıcı, yanlış anlamaları giderici mesajların değeri çok büyük. Makul Kanadalılar güzel  bir sada duymak istiyor, "hayır İslamiyet bu değil, bu zavallılar birakın müslüman olmayı insan bile olamazlar" diyeyecek makul müslümanlar görmek istiyorlar çevrelerinde.

İnsanlara ısrarla, tekrar be tekrar anlatılan şu; 
"Müslüman terörist olamaz. Bir kimse de terör faaliyetlerine karıştığı müddetçe gerçek bir müslüman olarak kalamaz."

İslam dünyasından çıkan bu  güçlü mesajın ve söylemin sahibi, Fethullah Gülen Hocaefendi.
İslam’ın özünü ihtiva eden bu mesaj, bugün Kuzey Amerika’da kendine hatırı sayılır bir yer edindi. Mesajın ayrıntıları, birebir veya toplantılar çerçevesinde muhataplara anlatılınca da, ortaya fevkalade müspet bir hava çıkıyor.

Terörün amacının toplumsal kargaşa çıkarmak, insanları, fikirleri ve zihinleri terörize etmek olduğunda şüphe yok! Dolayısıyla teröre verilecek en güzel cevap sevgi ve hoşgörü şeklinde bu ana mesajın çevresinde biçimlenecek müspet hareketlerde, etkinliklerde yatıyor.

Ne mutlu ki iki gün once böyle mutlu ve ruhlara inşirah salıcı bir haber de aldık Kanada’dan.
Vuku bulan bütün bu talihsiz olayların, terör vakalarının estirdiği  menfi havaya rağmen, hadiseler kader-denk noktasında çok güzel inkişaflara da vesile olabiliyor.

Son olaylar müvacehesinde ortaya çıkan bütün kötü algılamara rağmen, Kanada'da bu olaylar bağlamında oh be dedirten, insanlığa nefes aldıran bu haberi, bana telefonla ileten dostumuzun sevincini hissedebiliyordum. Yaşanan, gerçekten de Kanadalılar için bir gurur vesilesi, müslümanlar için de göz yaşartıcı, teskin edici bir tabloydu. Vakayi sizler için özetleyeyim:

Ottawa'daki talihsiz olaydan sonra, geçen Cuma sabahı, kimliği belirsiz, kendini bilmez vaziyetten vazife çıkarmak isteyen bazı kimseler, Edmonton'nın Cold Lake bölgesindeki bir camiye saldırmışlar, ibadethaneyi tahrip etmişlerdi.
Caminin kapıları, pencereleri kırılıp dökülmüştü.
Dahası, bu vandal zihniyetli kişiler sağa sola dinimizle ve müslümanlarla ilgili yakışıksız ibareler de yazıyorlar.
Mesela, caminin iç ve avlu duvarlarına defalarca " Müslümanlar! Eve dönün" cümlesini karalıyorlar. 

Dünyanın her yerinde iyilerle kötüler içiçe yaşar. Ama Kanada, iyilerin kötülere kahir ekseriyetle galebe çaldığı, daha da onemlisi iyilerin kötülerden çok daha cesur olduğu nadir diyarlardan..

İşte bu yıkım ve tahrip olayından sonra Kanada'nın kahir ekseriyetteki iyi insanları, Cold Lake'in makul vatandaşları ne yapıyor?

Yediden yetmişe, kadınından erkeğine hemen kolları sıvıyorlar, müslüman arkadaşlarının, komşularının yardımına koşuyorlar.
Gönüllü olarak bir araya gelip, tahrip edilen camiyi tekrar güzelce temizleyip tamir ediyorlar. Cuma namazı için de hazır hale getiriyorlar.
Nefret soylemli yazıları siliyolar. 
Caminin pencerlerine  bütün dinlerin ortak yaklaşımını sergileyen "Komşunu sev" levhaları asıyorlar.

Caminin yetkililerinden Mahmut Elkabri, muspet bir yakalsi sergliyor ve " Camimize bu çirkin saldırıyı düzenleyenlerin herhangi bir dini grup ile irtibatli olduğuna hiç ihtimal vermiyorum; sanırım bu çevreden olmayan serhoş birinin eylemi" deyip geçiyor.

Tahrip edilen cami sehrin oldukça muhafazkar bir bölgesinde. Bununla birlikte bu üzücü haberi alan çevre sakinleri Camiyi tekrar ihya etme ve ibadete hazır hale getirmek için seferber oluyorlar.

Kanada Federal polisi, RCMP,  bu menfur  olayı butun yonleriyle araştırıyor, faillerin peşinde. Şehrin Belediye Başkanı Craig Copeland, hadiseyi, "son derece büyük bir hayal kırıklığı" olarak betimleyerek, Cami'nin kendi toplumlarının sosyal dokusunu tamamlayan unsurlardan biri olduğunun altını çiziyor.

Cami yetkileri, olaydan sonra çok sayıda gayr-i muslim Kanadali’nin, camilerini ziyaret ederek bu vandalizmden ve nefret icerikli yazilardan dolayı geçmiş olsun dileklerini ilettigini ve yapabilecekleri herhangi bir şeyin olup olmadığını sorduklarını belirtiyorlar. 

Hatta, bu müessif olay sebebiyle, Camii çevresindeki halktan, müslüman olmayan bazı kimselerin ağladığını, nasil boylesine menfur bir vandalizmin kendi bolgelerinde olabildigine bir anlam veremedikelrini, bu olaydan dolayı çok ziyadesiyle müteessir oldular. Caminin temzilik ve tamir islerinde gonullu olarak calisan digger Kanadalilara yeek, cay ve kahve ikramlarında bulunarak müslümaların yanında yer aldılar.

Onarım çalışmaları esnasında medyaya konuşan bazı gönüllüler, bu olaya tevessül edenlerin "cahil, dar goruslu ve kötü niyetli" olduklarının, bu zorbalığın Kanadalılardaki karekteristik  hoşgörü özelliklerini gölgeleyemeyeceğinin özellikle altını çiziyorlar.

Camii'ye yakin bir adreste ikamet eden Kelly Ross adlı bir Kanadalı, çevreden haberi alan insanların, yoldan geçenlerin  camiye gelerek, tamir için para yardımında bulunmak istediklerini anlatıyor. Caminin tamir işlerinin  imece usuluyle kendiliğinden organize edildiğini, herhani bir kimsenin ya da kurumun öncülüğünde gelişmediginin de özellikle altını çizmek lazım. 

Camii imamı da  Cuma hutbesinde, Kanada’da yaşayan müslümanlar ile gayr-i müslimler arasındaki bu etkileyici diyalog faaliyetinin üzerinde duruyor. Müslüman olmayan kimi Kanadalılar da gözlemci olarak Cuma namazına iştirak ederek bu zor günde müslümanların yanında olduğunu gösteriyor, hem haksız yere ithamlara maruz kalan hem de ibadethaneleri tarumar edilen müslümanlara destek veriyorlar. Terörizme karşı bundan daha etkili hangi mücadele yöntemi olabilir! Bu tavır, tam da Kanadalılardan beklenebilecek bir jest.

Nitekim İmam şunu söylüyor:
 "Bu ülkeye sonradan gelmiş olsam da bugün şu anda  bir kez daha anladım ki, Kanada benim ülkem, benim evim.”

 İmam ülke genelinden, Vancouver'dan Ottawa'dan, Montreal'den, küçük şehirlerden olayı kınayan desteklerini belirten telefonlar ve emailler yağdığını belirtiyor. Ayrıca menfur olayı haber alır almaz, şehrin bütün resmi zevatının olay mahallini ziyaret ederek, üzüntülerini, teessüflerini ilettiklerini de ifade ediyor İmam.

Bu tür hikayeler çok önemli. Savaşları, terörü engelleyici hikayeler işte bunlar. 
Yunus’un “söz ola kese savaşı” dediği jestler, anlatılar bunlar.

Miyonlarca insanın Kanada’da yaşamak istemesinin nedeni sadece ekonomik değil. İşte bu gibi sebepler. 

Long live Canada!