Monday, July 20, 2015

Hepimiz 28 Şubatçıyız...

Tam 4 yıl önce Rotahaber.com'da yazdığım bir yazıyı, aynen buraya alıyorum ve soruyorum: Değişen ne!


İstiklal  Mücadelesi  veren bir milletin evladını İstiklal Mahkemelerinde  yargılayanlar, Ulucanlar’da asanlar, kesenler kimlerdi, nereden gelmişlerdi? Hepsi işte bu "necip millet"in ahfadıyı!
Şefkatli, merhametli  bir milletin içinde, o caniler, zorbalar, katiller nasıl  barınabilmişti ve kendi çocuklarına hunharca nasıl  kıyabilmişlerdi!   
Gelelim 28 Subat'a...
Faturayı sadece bir kaç paşaya, bazı gazetecilere, milletvekillerine, bürokratlara, hatta  bazı cumhurbaşkanlarına,  başbakanlara kesip  işin içinden çıkıyoruz. Böylelikle, giriftar olduğumuz müşterek  günahımızdan  (collective guilt), utancımızdan... kurtulduğumuzu sanıyoruz!  
Halbuki  bu  günah, gelecek nesillerin de ibret alabilecekleri bir  tevbe-i  nasuh gerektiriyor.  O da toplumun demokrasi bilincini içselleştirmesine  ve birlikte yaşama anlayışının yerleşmesine vabeste...Heyhat,  toplum olarak, bundan hala ne kadar da uzağız.
28 Şubatçıları yargılamak için eğer bir Nurnberg Mahkemesi kuracaksak , topyekün bir millet olarak sanık sandalyesine oturmamız  gerekiyor.  Evet, ne yazık ki suçlular ve suçlu olma potansiyeline sahip  olanlar  aramızda:  sen ben o siz biz onlar...

28 Şubat döneminde ben de özel  okulun birinde idealist bir  muallimdim.  Gestapolar tarafından takip,  teftiş  ve tedhiş edildiğim o meşum günlerde,  alelade işlerimi bile sakit bir infialle, bir mezar-ı müteharrik meskenetiyle görüyordum. Evet, verdiğim bir mücadele vardı;  ama genç yaşımda beni çok yormuştu;  hatta derin bir  ümitsizliğe  boğulmak üzereydim.  O dönemlerde yapılabilecek en iyi şey askere gitmekti, ben de gittim. Haziran fırtınasının ortalığı  kasıp kavurduğu o günlerde askerdim.
Sonra, o zalim 28 Şubat günlerinde nice öğretmenler tanıdım, dindardılar, perukluydular, aralarında  yakınlarım da vardı.  Bir sabah ellerine  zarflar  tutuşturulanlar vardı: “Devlet memurluğundan çıkarıldınız" “Umut ne kadar azdı.”
Onbinlerce  özbeöz vatan evladının  hayatı karartıldı. 
Ellerindeki master  ve doktora diplomalarıyla ortada kalakaldılar,  sekreter bile olamadılar; evlerinde ah vah edip  kafayı  yedi onbinlercesi.
Binlerce avukat, doktor, mühendisin canına okundu.
Toplumda yüzde bir  bile  tabanı olmayan bir  şirzime -i  kalil, masum insanlardan cüzzamlı, vebalı insanlar üreten üfunetli bir sistem yarattı..
Bugün, tarihimizin o kapkara sahifesi,  28 Şubat, bitti diye sahte kahramanlara mahsus bir zafer vaveylası koparaların hiç biri de o günlerin mağdurlarından  değildi. 
Güce  tapan bu topraklarda, 28 Şubat ruhunun her an hortlayabilme ihtimali ve potansiyeli  sürekli sözkonusu olacak,  28  Şubat  farklı  şekil ve şemaillerde bin yıl değil, ebediyen  sürecek.
Ülkemizdeki neme lazımcı, hepbanacı  ve hamsofta kaba yobaz bir din anlayışı, kafatası milliyetçiliği,  bağnaz laiklik her zaman 28  Şubatlara zemin hazırlayacak...
 Bu meyanda, isterseniz o  dönemin perde arkasındaki  bazı  aktörlerine kısaca bir  göz  atalım:
Bölüğünü, taburunu,  tugayını  fişleyerek terfi- rütbe peşinde koşan komutan  ne kadar  28 Şubatçıysa,  mangasındaki erleri, silah ve kader arkadaşlarını,  dini  durumlarına göre, üstlerine   gammazlayan  Tokatlı onbaşı,  Çankırılı  yazıcı,  kısa dönem asker arkadaşlarının fişlemelerini  maharet  ve şevkle  bilgisayara  geçiren ilahiyatçı  yedek  subay da  o  kadar 28  Şubatçıydı. Askerliklerini rahat  yapıp  bitirdiler, terhis  olunca da gerektiğinde  hortlamak  üzere 28  Şubatçı zihniyetlerini  de yanlarında  alıp memleketlerine  döndüler.
Yegane vazifesi okulundaki öğretmenlerini gammazlamak ve raporlamak olan gölgesinden korkan ülkücü, mukaddesatçı, muhafazakar, dinidar  bilumum okul müdürleri de dönemin gaddar  Maarif nazırı kadar 28  Şubatçıydı!
Kazanılan bütün işten atılma davalarına  hiç geciktirmeden cevab-ı red veren Danıştaydaki devletlüler de.
Başıörtülülüleri Milli  Eğitim Müdürlüğü binalarına sokmayan kapıdaki görevli, itiraz dilekçesini bile almayarak çöpe  atan kraldan fazla kralcı evrak  kabul memuru  siz 28  Şubatçı  değil  misiniz?  Ve bugün Türkiye’de yaşamıyor musunuz!
Kararlara imza çakan muhterem siyasiler...
Cumaları kürsüde ellerine  tutuşturulan hutbeleri  harfi harfine  okuyan, imani meseleler bir  yana,  her biri  bitki çiçek  börtü  böcek  vaizi olan resmi hizmete mahsus imamlar...Neylersin viran olası  hanede evlad u iyal var...değil mi!
Üniversitedeki odasında pısırık pısırık oturup da dua hakkını,  inşallah  sıra  bana gelmez diye  kullanan miskin akademisyenler...
·       Her dönemin  adamı ve idare-i maslahatçısı...
·       Bugün mağduriyet edebiyato yapan ve İslamcı analizleriyle mangalda kül  bırakmayan muhafazakar köşe  yazarları...
·       Ellerinde çetele, halkı sokak  sokak ev  ev fişleyen mahalle  muhtarları...
·       Sadece vicdanlarımızı değil,  ceplerimizi  de  kurutan 28  Şubat’ın siz sayın banka memurları,  ultra çağdaş memureleri...ihlaslı  kazanç  kurumlarının  genel müdürleri...
·       28  Şubat  şahs-ı manevisinin  prototipi  ve mümessil- i azamı Demirel’i 40 yıldır  bu memleketin başına musallat  eden siz bilumum sağcı,  muhafazakar,  mukadesatçı halk  kitleleri...
·       Muhafazakar dergilere,  gazeteler  vs.  reklam vermekten korkan muhafazakar işadamları...
·       Ve ben... Her gün çalıştığı okulun öğretmenler odasına gelip üniformalarıyla  oturan, keyfine göre derslere girip okulu  teftiş eden askere  “komutanım siz  niye  kışlanızda  değilsiniz, burada ne işiniz var” bile diyemeyen ben....Nihayetinde terk-i diyar eden ben, ben de 28 Şubatçıyım.
Milli iradenin şaha  kalktığı Kurtuluş Savaşından hemen sonra bile,milletin iradesini  darbe ve sadmelerle mefluç  eden gizli komitaların  heveskar  gönüllüleri aramızda oldukça... işimiz  zor. Biri gidip bir diğeri gelecek!
Ama duam şudur:
Allah bir daha bu millete  ebediyete kadar 28 Şubat  zulümleri göstermesin; ve biz 28 Şubatçılara ilk taşı 29 Şubatta doğanlar, masumlar, genç kuşaklar,  atsın.