Tuesday, July 28, 2015

HİZMET’İN MANEVİ ŞAHSİYETİNİN SAĞLIK DURUMU




İnsanoğlu, mana arayan ve iyi ya da kötü başına gelenleri anlamlandırmaya çalışan bir varlık... Sosyal hareketler de öyle.

Hizmet Hareketi, sosyal bir teşekkül olarak çok sayıda insanın hayatının merkezinde. Hizmet, gönüllülerinin hayatına hayat veren bir değerler manzumesi,  umdeleri ve esasları da milyonlarca kimse için bir gaye-i hayal.

Hizmet, “inanç temelli” bir sosyal hareket… Kutsalları var. Özünde ve usaresinde “maneviyat” var; Hareket’in nev-i şahsına mahsus bir geleneği ve kültürü olduğu gibi  canlı bir “ruhaniyatı” da var. Bediüzzaman buna ‘cemaatin şahs-ı manevisi ve kuvve-i maneviyyesi’ diyor.  Bir şahsın ruhu olduğu gibi, bir grubun, bir cemaatin de hissedilebilir, teneffüs edilebilir bir ruhu ve müşterek bir şahsiyeti olduğunu işliyor külliyatında. Beri yandan, kendisi bir ateist olan Irvin Yalom da, çalışmalarında bir grubun manevi şahsiyetinin olduğunu belirterek, bu manevi şahsiyetin grup üyeleri üzerinde iyileştirici, tedavi edici ve şifa verici mahiyeti üzerinde özenle durur.

Hizmet Hareketi’ne gönül verenler, şahsiyetlerini işte bu şahs-ı manevinin havasında yoğuruyor, cemaatin formasyonunda ve maneviyatında adeta ikinci bir fıtrat ediniyorlar; kendi özgünlükleriyle, şahsiyetlerine mahsus koku ve renkleriyle, parçası oldukları şahs-ı maneviyeye ayrı bir hava ve değer katıyorlar. Bu yüzden, Hareket’in manevi şahsı yaşayan bir organizma olarak,  kimi zaman metafizik bir gerilimle şahlanıyor, kimi zaman sükunete gark oluyor; kimi zaman neşve ile geriliyorken, bir başka zamanda ise hüzne ve ıztıraba boğuluyor.

Hükumet’in  yaptığı ise Hizmet’in maneviyatını bozmak! 

Bunu da Hizmetin kutsallarına tehacüm ederek, Hareket’in bireyleri arasında bir bozgunculuk çıkarmaya çalışarak kotarma gayretinde...
Bu aralar, zihnimi kurcalayan sorulardan biri şu: 
Şu mahut süreçte, Hizmet Hareketi’nin maneviyatı, manevi şahsiyeti nasıl etkilendi? 
İnanç temelli bir hareket olan Hizmet, içinden geçmekte olduğu bu sıkıntılı ve tahripkar süreçte manen ve ruhen nasıl bir transformasyon geçirmekte?

Şahsi gözlemim: Hizmet’in manevi şahsiyetinin sağlığı gayet yerinde.

Hizmet, kurucu değerlerine, ilkelerine daha sıkı sarıldı; hizmeti Hizmet yapan özgün özünü, daha sıkı bir koruma altına aldı; ezcümle manen kendini takviye etti.

Hizmet’in amacı, bireyde dini bir teşekkül ettirmek, zaman içinde bu şuuru ziyadeleştirip, şahsı eyleme geçirmek, son tahilde de yüksek biliç sahibi bireylerden adil bir cemiyet inşa etmek…  

Hareket’in kurucusu Fethullah Gülen, 1960’lardan itibaren ülkenin şartlarına uygun olarak böyle bir vizyon geliştirmiş. Bediüzzaman’ın işaret ettiği İslam dünyasının düçar olduğu köklü sorunlardan olan “cehaleti” ortadan kaldırmak için Gülen, himmetini ve gayretini eğitime teksif etmiş; bizzat kendisinin yönlendirme ve teşvikleriyle dünyanın hemen her yerinde yüzlerce, binlerce eğitim kurumu açılagelmiştir. Hayatını, maarife, eğitime, milletin en çok ihtiyacı olan şeye, yani adam yetiştirmeye adamış.

Bu yüzden “Dersane meselesi” sıradan bir konu olmanın çok ötesinde. 
Eğitim, Hizmet Hareketi için varoluşsal mahiyettedir, fundamentaldir. Dersane meselesinde, Hükumet'in sergilediği aculiyet ve hoyratlık, milletin bir asırdır kanayan maarif yarasını tamir etmeye müteveccih değil; bilakis, siyasi garez sahibi bir kesimin, bir Camia’nın kutsalına hayasızca saldırısından ibarettir. Hayır, sadece bir Camia’nın kutsalına yapılmış saldırı değil, milletin bu kanayan yarasına çeyrek asırdan fazladır öyle ya da böyle merhem olmaya çalışan bir sistemi, hiç bir altyapı hazırlığı yapmadan ortadan kaldırmaya çalışarak, o yarayı kangrenleştirmesidir.

Dersane ve diğer eğitim kurumlarına yapılan sistemli ve stratejik saldırılara, Hükumet’in algı fabrikası gibi çalışan kimi medya organlarının da tahammül-fersa karalama ve iftiraları, bizzat Hareket’in liderine yapılan tezyifkar ithamları, toplum nezdinde küçük düşürmeye yönelik tahkirleri de eklenince Hizmet Hareketi sarsıldı! Evet sarsıldı, fakat maddeten!

Asıl konuya geçmeden Gülen’in şahsına yapılan tahkir propagandalarıyla ilgili şu cümleyi kurmak isterim: 
Hareket içinde, her şey bir yana, en çok Gülen’e yapılan saldırılardan dolayı üzülen ve müteessir olan kimselerin varlığını biliyorum. Bununla birlikte, tarih boyunca İslam dünyasında çeşitli sebeplerle karalanmaya çalışılan manevi şahsiyetlere ve hassaten de ülkenin bugün içinde buluduğu talihsiz siyasal ve toplumsal bağlamına bakarak, acizane Gülen’in manevi şahsiyetine hiç bir halel gelmeyeceğini, bilakis süreç sonunda asıl kazananın bizzat kendisinin olacağını düşünüyorum. Dolayısıyla, tavsiyem, insanların kendi şahsi durumlarına ve duruşlarına dikkat etmesi yönünde..

Bu yazıda,  ruhaniyatı (spiritualite), bilimsel anlamda psikoloji ve zihin sağlığı gündemine sokan çağdaş düşünür Kenneth Pargement’in Sorunlarla Ruhsal Olarak Başaçıkabilme şeması olarak tercüme edebileceğim formulasyonu üzerinde durup bu formulasyonu Hizmet Hareketi özelinde kısaca da olsa değerlendirmek istiyorum. Bu arada, bilmeyenler varsa Pargement’in bu alandaki çalışmalarını hararetle öneririm, özellikle de Spiritually Integrated Psychotherapy adlı kitabını.

Maneviyat ve ruhi hayat, Hizmet’in en hayati unsuru. Bu sebeple, Hareket’in kutsal boyutlarına yapılan saldırılar, Hareket içinde olumlu ve olumsuz olarak manevi gerilimi artırıyor; Hareket gönüllülerinde bir öfke, bir endişe, bir mahcubiyet, bir hırs da meydana getiriyor.

Hükumet, Hareketin hem liderini, hem gönüllülerini, hem kurumlarını sürekli “şeytanlaştırmaya” devam ediyor. Dahası, Hükumet'i destekleyen medya da bu şeytani (demonic) dil ve üslupla tezvirata hiç ara vermeden devam ediyor. Bu noktada kabul etmek gerekir ki, Türkiye toplumunun hatırı sayılır bir kesimi, Hukumet'in yapageldiği Hareket karşıtı bu sistemli propagandadan etkilendi. Ülke sathında, zihinler karış(tırıl)tı.

Bu yazının da ana tezi olduğu gibi, işte bu zorlu süreç, bizzat Hizmet’e ve gönüllülerine, hem dünyevi hem uhrevi kıymetli fırsatlar sunmakta. Sunulan bu imkanları değerlendirebilmek ise, farkındalık, şuur ve esneklikle birlikte, manen güçlü olmaya bağlı.

İnsanlar, bu süreçte bulundukları durumu sorguladılar, kimi önyargılarından ve çekincelerinden kurtuldular, içinden geçmekte oldukları süreci daha derince bir değerlendirmeye tabi tuttular; bireysel ve toplumsal hayatlarına daha yoğunca bir ruhi perspektiften bakabilme, kendi manevi hayatları hakkında düşünebilme, daha sistemlice tefekkür edebilme imkanı buldular.

Genel itibariyle, Hizmet gönüllülerinin zihinlerindeki yakıcı soru şuydu:

Başımıza gelen bütün bu olup bitenler ne anlama geliyor?

Ve bu eksende uzayıp giden sorular: Bütün bunlar neden oldu? Burada Allah’ın mesajı ne? Hikmet-i İlahiye ne murat ediyor? Peki ama, Allah kimin tarafında….minvalli onlarca manevi ve ruhani sorgulamalar...

Hareket gönüllüleri, bu anlam ve hedef aradıkları süreçte, zaman zaman birbirinden çok farklı duygular sarmalında gidip geldi. Öfke, endişe, güven duygusunun zail olması ve utanç gibi bir dizi güçlü ve olumsuz duygular, cesaret, itminan ve özgürlük gibi müspet hissiyatla kol kola girdi çoğu zaman...

Evet, zihinler de, gönüller de karmakarışıktı. 
Kimi, derin bir utanç ve mahcubiyet duygusu besledi içten içe, kendine karşı, Hükumet’e karşı, ülkeye karşı, Hizmet’e karşı... Ülkeyi terkedip hizmet için hicret etmek isteyenlerden tutun, süreçte Hizmet'in kimi uygulamalarını ve şahsiyetlerini sorgulayanlara kadar, İktidar ve Hareket arasında başgösteren müzahemeye ve cemaatin düçar bırakıldığı hallere, kendi günahlarının ve ibadet eksikliğinin neden olabileceği düşüncesiyle, kendini suçlayan kimseler  oldu.

Böyle bir halet-i ruhiye, Kenneth Pargament’e göre, krizlerle yoğunlamasına boğuşan kimseler için değerlerini, ilkelerini sorguladıkları ve zamanla da kristalleştirdikleri normal bir süreçti.

Böylesine gitgel duygular insanların her günkü yaşamının bir parçası oldu. Bu belirsizlikle başaçıkabilmek, her gün üstüste gelen tehditlerle  mücadele edebilmek için, insanlar manevi kaynaklarına bir kez daha, fakat bu sefer daha güçlü olarak yöneldi, o kaynaklardan kendilerince çözüm usulleri üretti; ayakta kalmaya, dimdik durmaya gayret etti.

Aynı zamanda, Hizmet’in bu süreçte daha şeffaflaştığı ve esnekleştiği de bir gerçek. Belki de ilk kez, insanlar Hizmet’le ilgili olan bitenleri daha farklı, özgün ve otantik açılardan yorumlamaya başladı. 
İnsanlar, kendi ruh ve mana köklerinden devşirebildikleri ipuçlarıyla eşya ve olaylara karşı daha mütehammil (resilience) hale geldiler. Bir yere tutunmadan ayakta kalabilmeyi öğrendiler.... (Evet, bu son cümleyi kurduktan sonra bir nebze düşündüm. Dünyanın en ücra beldelerine giden insanlar, oralarda elbette kendi ayaklarının üzerinde duruyorlardı, kastım bu değil. Zorluklar karşısında, kendini zaman zaman “şirket-i amali uhreviye” konseptinden tefrik edebilmeyi (disintegre) kasdettim). Sonuçta ne kadar anlamlı ve sık dokulu bir bütünün parçası olursa olsun, insanoğlu kendi dünyasında, kendi hayatını yaşıyor.

Süreçte, manevi ve dini değerler, en mühim başvuru kaynaklarından oldu;  Hareket’in gönüllüleri, kendilerine gelmeleri ve zorluklarla başaçıkabilmek için bu değerleri tekrar be tekrar ziyaret etti. Pargament, inanan insanların, yaşadıkları maddi zorluklar karşısında temelli değişimler içine girebileceğini ileri sürüyor, bunun için de o kişilerin ne yaşadığının, nasıl bir süreçten geçiyor olduklarının farkında olması ve yaslanabilecekleri sağlam kaynaklarının bulunması gerekiyor.

Ne ki, manevi değişimler, ruhi büyümeler kolay olmuyor. Tekamül zamana vabeste, bilinçli olmaya, cemali de celali de bir bilmeye bakıyor. Batı’da ortaya konan çok sayıdaki akademik çalışma, zorluklar karşısında manevi mücahedenin büyüme ve olgunlaşmaya önemli bir vesile olduğunu ortaya koymakta. Manevi değişim, bireyler için de camialar için de zahmetli bir süreç. Kabuk değiştirmek, acıyı bal eylemek, acıları sağaltıp yola devam etmek kolay değil.

Hizmet’in de hal-i hazırda içinden geçtiği böyle bir bilinçlenme ve tevhid süreci... 
Maddi düğümleri mana anahtarlarıyla açma süreci...
Hizmet’in kendine mahsus zengin manevi beslenme ve ilham kaynakları var. 
Hareket’in gönüllüleri, bu kaynaklara müracaat ederek, zorluklar esnasında, tashih-i niyet ve tecdid-i zaviye yapabilmeleri her zaman mümkün.

2013’te başlayan zor süreçle, Hizmet Hareketi’ndeki kimseleri yoğun bir Kuran-ı Kerim okuma faaliyeti içinde görüyoruz. Süreçte, gönüllüler arasında binlerce hatim paylaştırıldı, mahkeme koridorlarında, kapısına kilit vurulması beklenen dersane odalarında ellerinde Kuran-ı Kerim ve cevşenli erkekler ve bayanlar, çocuklar ve yaşlılar gördük. 
Maddi baskı arrtıkça, manevi direnç de kesafet kesbediyordu.

Hizmet dairesinde, Bediüzzaman Said Nursi'nin Risale-i Nur külliyatının da bu dönemde önceki dönemlere göre daha fazla okunduğunu tespit ettim. Fethullah Gülen’in kitapları, sohbet ve vaazları, Hareket’e gönül verenlerin altını çizerek okudukları, can kulağıyla dinledikleri başvuru kaynaklarındadı. Çoğu kimse, şu anda yaşanan zorluklar hakkında Gülen’in daha önceden haber verdiğini, önceki yıllarda yayımlanan yazılı, sesli ve görüntülü materyallerden bulup çıkararak yürüdükleri yolun doğruluğu ve hakkaniyeti hakkında deliller ileri sürdü. Gülen'in, yıllar önce kaleme eserlerinde değindiği Hareket'in istikbalde karşılaşması kuvvetle muhtemel böylesi durumlar vardı. Gülen'in, Hareket'e gönül verenlerin ne yapmaları gerektiğini de tavsiye ettiği bu kitaplar yeni yorum ve perspektiflerle bir kez daha değerlendirildi. Gülen’in Bamteli'ndeki sohbetleri de insanların can kulağıyla dinleyip ilhamlar, çareler, şifalar, hikmetler ve çözüm yolları aradıkları manevi kaynakların başında geldi.

İnsanlar gerek ferdi, gerek bir araya gelerek manevi keşif yolculuklarına çıktı; bu yolculuklarda manevi itiminan, emniyet ve sükunet ile birlikte, teselli bulacakları bir beşaret, bir muştu da arandı.  
İnsanların, kendi yolunun esslarına göre evrad ü ezkarla, dua saatiyle, hacet namazlarıyla, teheccütlerle, oruçlarla manevi duruşlarını netleştirdikleri, takviye ettikleri görüldü. Mesela, kemmiyetin keyfiyetle uyum sağlamakta zorlandığı önceki dönemlerde, çeşitli festival organizasyonları, kurum sayısını çoğaltma vesair gibi daha maddi konularda hızla ilerleyen Hareket’in bu süreçte ise, biraz daha içe çekilerek daha fazla mana ve marifet sohbeti düzenleme, Kuran okuma, ibadet, taat ve dua etme gibi manevi konulara ağırlık verdiği gözlemlendi..

Kenneth Pargament'e göre kişiler, yaşadıkları zorluklara, müspet bir biçimde şu şekilde mukabelede bulunurlar:

1-      Müşfikane ve hayırhahça değerlendirme ve yorumlarla:

Pargament, mana nokta-yı nazarından bakıldığında travmaların, trajedilerin bir hikmeti olduğunu, her bir bela ve musibetin Kudret-i Sonsuz’un hususi bir mesajını taşıdığını ileri sürer. Bu bakış, Bediüzzaman'ın Lemalar adlı eserinde örnek verdiği Hz. Yunus ve Hz. Eyyüp vakalarını anlatırken sunduğu perspektifle aynıdır. Bu bakışa göre, başa gelen bela ve musibetler Allah’tandır, alan da veren de odur. Dolayısıyla şekva ve isyan yerine sabır ve şükür esas olmalıdır. Felaket ve helaket zamanlarında, has kulunu imtihana tabii tutan, onu türlü zecir ve kabz hallerine koyan Allah, bu şekilde kuluyla daha hususi bir münasebet kurmaktadır. 

İslam teolojisinde, hiç bir şey tesadüfi değildir; başa gelenin bir esbab-ı nüzulu ve sebeb-i hikmeti vardır. Hilkatin de neticesi sabr u sebatla tekamüldür. Allah, kimseyi tahammülünün fevkınde sınamaz. Pargament de, acı ve çilenin anlamsız olamayacağını, hatta gerekli olduğunu, manevi imtihanların kişinin tekamülüne vesile olduğu düşüncesindedir. 

Burda, başımıza gelen imtihanların bizim için bir izzet vesilesi olabileceği gibi, zillete sebep de olabileceğini unutulmamalı. İsyan duygularının esiri olup bela ve musibetlerin altında ezilmemeli...

Hizmet dairesindeki çoğu kimse, bu süreci bir ikaz ve ihtar-ı İlahi olarak değerlendirdi, bütün muztar kalınan bu eza ve cefanın bir hikmetinin olduğuna inandı. Ümidvar olmaya özen gösterildi.
Hareket’in gönüllüleri, Hizmet’in umdelerine daha sıkıca sarıldı; sadakat yenilendi. Bu başlık altında kısaca söylemek gerekirse, stresli dönem ve durumlar maneviyat zaviyesinden tekrar değerlendirildi, tanımlandı ve daha iyi anlaşılmaya çalışıldı. Bu zulmün, birileri sadece vesile kılınarak, kendilerine Allah tarafından musallat edildiğine olan inanç pekiştirildi, hatta bu baskın bir söylem haline geldi. Bu zulmün, kendilerini intibaha sevkedecek olmasından bu duruma şükredenler de oldu!

Konuyla belki doğrudan alakası yok ama, affetme, bağışlayabilme gibi son derece İslami ve insani olan bir diğer kavram da bu dönemde öne çıktı. Hizmet camiasındaki çoğunluk, ne olursa olsun kendilerine bu zulmü reva gören Hükumet’e ve kimi zatlara haklarını helal edebileceğini ve onları bağışlayabileceğini belirtirken, daha azınlık bir diğer grup ise, haklarını asla helal etmeyeceğini, bu zulmü mahkeme-i Kübra’ya havale ettiklerini arayacaklarını ifade ettiler.


2-      Manevi bir destek ve irtibat aramak:  

Pargament, zorluklarla manen başaçıkabilmenin, ibadet ve taatle, meditasyonla, dini liderlere sadakatle, aynı cemaatten kimseler arasındaki bir araya gelmelerle, dini ritüelerle, sanatın muhtelif formlarıyla, tabiatle de sağlanabileceği düşüncesinde… 

Süreçte de görüldü ki, daha önceden aralarındaki en ufak konularda anlaşmazlıklar yaşayabilen bazı Hizmet gönüllüleri, bu süreçte birbirlerine karşı daha tahammülkar ve birbirlerinin hayırhahı olmaya başladılar; aralarındaki irtibat eskisine nazaran daha da güçlendi. Birbirlerine olan ziyaretler arttı, birbirleriyle daha çok zaman geçirmeye başladılar. Mesela, süreçte, Hareket'in yanında durmak ciddi bir sadakat emaresi sayıldı ve gönüllüleri birbirine yakınlaştırdı, eski dostluklar pekiştirildi. Bu süreçte, “davaya imanım arttı” diyenlerin çoğunlukta olduğu görüldü. Nostaljiye özlem arttı. Hareketin mutfak kültüründeki önemli gıdalar, maklube, patateli yumurta, çay...daha özel bir anlam kazandı.

Musibet ve belalar ile, topeykün Cemaat halinde başaçıkma sürecinde, Hareket dairesinde zengin olanlar eskisine nazaran daha fazla bağışta bulundu, himmetler etti, öğretmen olarak vazife yapanlar mesai mefhumunun çok dışına çıkarak gecesini gündüze kattı, maaş almamasına rağmen özverileri daha da ziyadeleşti.

Şurası da ilginçtir ki, Hizmet gönüllüleri, birbirlerine tutunarak ayakta kalma ve duruşlarını takviye etme sürecindeyken bir araya geldikleri içtimalarda, meşveret ve sohbetlerde siyasi mevzulara girmekten özenle kaçındı. Maruz kalınan kötü ve haksız muameleye rağmen siyasi mevzulara girilmedi, bunun yerine manevi konulara odaklanıldı ve cemaat halinde ibadet edildi.

3-      Manevi arınma:

Pargament, kişinin hayatına anlam katan manevi kaynaklarının, kriz zamanlarında kişinin zihin ve kalp sıhhati için, ruhen arınması ve özüne ermesi için hayati önemde olduğunu vurgular. Bediüzzaman’ın da özellikle vurguladığı gibi, insan sıkıntı ve hastalıklarla tasaffi eder, hafifler, saflaşır, maddi ve manevi yüklerinden kurtularak kendini ayıklar, sadeleştirir. 

Ünlü yazar Harold Kushner, “When Bad Things Happen to Good People" ( Güzel İnsanlara Kötü Şeyler Olduğunda) kitabında, 14 yaşında vefat eden oğlunun trajik ölümünü anlatır. Oğlunu kaybetmesini bir ikaz olarak değerlendiren Kushner, zorlu bir ruhi ve nefsi bir mücahededen sonra kendisin koruyup gözeten bir Allah’ın varlığına inanır ve bu vakanın kendisinin uyanışına vesile olduğunu, hayatını değiştirdiğini anlatır.

Ezcümle, herşeyde bir hayır vardır, ya sebebi ya da neticesi itibarıyle… Zaman, başa gelen bu hadiseleri tefsir edecek, yerli yerine oturtacak.  Hizmet Hareketi için zahiren sıkıntılı ve kasvetli geçen bu dönemde Cemaat, topyekün  başarılı bir manevi transformasyon geçiriyor. Genel itibariyle, Hareket’in gönüllüleri, sebebi ne olursa olsun, başa gelenin bir şefkat tokadı olduğuna ve bu zulmün toplu bir silkinmeye vesile olacağına inanıyor. 

Süreçte, Hizmet Hareketi’nin manevi direnci bileylendi, gönüllüler arasındaki saflar sıklaştırılmış oldu. Süreçte, tahripkar hamlelerle, Hizmet Hareketi'nin dağılacağını sananların aldandığı, Hareket’in adanmışlık, sadakat, vefa, fedakarlık benzeri manevi kaynaklarından bihaber olduğu görüldü. 
Kendisini yıllardır görmediğim bir dostumun şöylediği şu sözler, Hizmet Hareketi'nin ruhu olan "yaşatmak için yaşamak" düsturunu açıklıyordu:
“Biz güzel bir hayatın değil, güzel bir ölümün peşideyiz”...