Sunday, July 12, 2015

HİZMETİN ENTELEKTÜEL KAPASİTESİ 2


Hizmet’in Entelektüel Kapasitesi 1 başlıklı yazı tahmin ettiğim gibi ilgi gördü, küçük çaplı bir tartışmanın da kapısını araladı. Bu minvalde, şimdi de bir entelektüelin teşekkülünde mühim unsurlardan olan “sosyal muhit” üzerinde duracağım.
Asırlardır, düşünmeden, sorgulamadan körü körüne "ulü’l-emre itaat et kurtul" anlayışını hayat tarzı telakki etmiş bir toplumuz biz… Askerde yontulan halkımızın daha sonra içselleştirdiği kayıtsız şartsız itaat olgusunu, hayatının sonraki evrelerinde siyasetçi de kullanır, dini cemaatler de, tacizkar eşler de...
Sahabenin  “Ey Ömer, sen eğrildiğinde seni şu eğri kılıçlarımızla düzeltiriz.hakperestliğinden, körükörüne itaat anlayışına sürüklenmemiz ne hazindir!
Asırlardır yaşadığımız fikir üretimi konusundaki kısırlığın kaynaklarından biri bu sorgusuz sualsiz tabiiyet olsa gerek!
"Türk'e Türk propagandası"ndan, bayrak ve ezan hamasetinden, vatan millet Sakarya edebiyatından yakamızı kurtaramadığımızdan uzunca bir zamandır yerimizde sayıyoruz.
Hizmet Hareketi’ndeki kimseler de işte böyle bir toplumun fertleri.  Bu toplum, bir cadı avına perde yapılmak istenen Suriye’ye girme mizansenini, Başbakanlıktaki böcek skandallarının gerçek failleri iyot gibi açığa çıktığı halde bütün olup biteni afyon yutmuşçasına izliyor.  Diğer yandan ise, kısm-ı ekseri “sigara” dahi içmeyen vatandaşlarına “haşhaşi” demekten haya etmiyor!
Herkesçe malum, memleketteki kitap okuma oranları da ortada. Okumak ve yazmaktan çok konuşmayı seviyoruz. Oysa, konuşma sürekli aktığı için derin efkarı uyandırmaz. Nitekim, Alain de, “Düşünmek için durmak lazımdır” der.
Ezcümle, Hizmet Hareketi, işte bu toplumsal ve kültürel zemin üzerinde doğdu, gelişim gösterdi. Geniş kesimlere, okumayı sevdirmesine, onları eğitime teşvik etmesine rağmen Hizmet’in  birinci önceliği düşünce ve kültür adamı yetiştirmek de değildi nitekim. Çıkardığı dergi ve gazeteler, öncelikle kendi meselesini anlatmaya ve kendi ajandasını işlemeye yönelikti.  

 Entelektüelin yetişmesinde muhitin yeri büyük... Entel, kucağında yetiştiği cemiyetin çocuğudur, oradan beslenir. Sokaktan, çarşıdan pazardan, kahvehanden, sohbet meclislerinden, ailesinden, okullarından, kurumlarından…
Mekan, zamanla insanın halet-i ruhiyesini ve şahsiyetini yoğurur. Bireyin ve cemiyetin duygu, düşünce ve hayal dünyasının gelişiminde, zenginleşmesinde hayati bir rol oynar. Sosyal, siyasal, kültürel ve edebi her hareket ve düşüncenin ortaya çıkma ve gelişme sürecinde etkisi olan bir mekanı bulmak mümkündür. Nitekim, Fethullah Gülen’in öncülük ettiği Hizmet Hareketi’nin de temelleri İzmir’de atılmıştır. Bu Kestanepazarı’dır, İzmir’in özgürlükçü havasıdır, o mekanın, hizmetlere ev sahipliği yapabilecek tecrübesi, müktesebatı ve insan keyfiyetidir. Hareket’in bugünkü şahsiyetinde bariz bir İzmirlilik micazı vardır.
Diğer yandan gazete ve dergi ortamları, kahvehane muhitleri adam yetiştirir. Mesela Marmara Kıraathanesi, nam-ı diğer Küllük, kültür tarihimizin önemli mekanlarındandır. Nice edebiyatçı ve kültür adamının yetişmesine ev sahipliği yapmıştır. Tanpınar, Peyami Safa, Orhan Veli, Tarancı, Reşat Nuri, Necip Fazıl, Tarık Buğra, Çamlıbel, Neyzen Tevfik ve daha niceleri hep bu kahvehanenin çayını içip, külünü yutmuşlardır; o mekandan beslenmişler, orada serbestçe memleket meselelerini tartışmışlardır.
Değerli hocam Orhan Okay da derslerinde, Tanzimat sonrası ortaya çıkan Türk Edebiyatındaki yenilikçi düşünce ve hareketleri anlatırken zamanın dergi ve gazetelerinin idarehanelerinden ısrarla söz eder, bu mekanların genel havasının kültür adamının yetişmesindeki işlevinin altını çizerdi. Okay hocanın anlatmasına göre, Paris’te de aynı işi kahvehaneler, gazete ve dergi yazıhanelerinin yanısıra tarihi kitapçılar da görürmüş. Yazarların, şairlerin, akademisyenlerin uğrak mekanları olan bu kitapçılarda, gençler de kendi çalışmalarını görücüye çıkarır, kitaplarını okudukları yazar ve şairlerle tanışma ve sohbet etme imkanları bulurlarmış. Sanırım bizde de aynı işlevi bir dönem Beyazıt’taki Sahaflar görmüştü. Oralarda kültür tarihimizin nadide isimleri yetişmiştir. Bir dönem solcular arasında da “Papirüse gitmek” diye bir deyim vardı. Tam bir mektep olan Papirüs adlı lokantada bir araya gelinir, ülkenin ve solun meseleleri mütalaa edilirdi. 

Aydınlar, her zaman kendilerine mahsus daha özgür mekanlar, kültürel atmosferler aramışlar, bu yerlerde bir enteletüel birikim edinmişlerdir. Mesela, bir dönem Türkiye'de aydın olmak isteyen kimseler stajlarını meyhanelede yaparlardı. Merhum Mehmet Kaplan hoca da, 1970 ve 1980’lerin siyasi kaosunda kaybolan gençler için fikir kulüpleri üzerinde çok durmasına rağmen muvaffak olamamıştı. Bütün o ocaklar sonradan birer propaganda merkezleri haline geldi.
Yine İstanbul’daki Kirazlı Mescid, disiplinli ve müzakereli ortamıyla bir dönem en iyi Nurcuların yetişmesine vesile olan bir mekan haline gelmiştir.
Bugününün kimi yetkin İslamcı kalemleri de, nargilehanelerde, dergilerde, kitapçılarda, kahvehanelerde yetişmiş; o mekanların idealist atmosferlerinden gıdalanmışlardır. Bir kısmının bugün geldikleri nokta ise başka bir tartışma konusu. Aynen, gençliklerinde kafe şantanların, Beyaz Rus lokallerininin müdavimi olan solcuların devletle münasebetlerini düzelttikten sonra Anadolu kulübüne üye olup sınıf atlamaları gibi...
Buradan hareketle Hizmet Hareketi’ne müteallik akla gelen bazı sorular şunlardır:
Hizmet Hareketi’nin sosyal, kültürel, sanatsal, entelektüel ortamları nasıl?
Düşüncelerin serbestçe müzakere edilebileceği mekanlar var mı, varsa nereleri?
Bu muhitler, gerçekten de bir entelektüelin kendini  yetiştirmesine müsait mi?

Öğrenci evlerini, diğer adıyla dersaneleri veya Işık evleri ele alalım: Bu evlerin kütüphanelerine baktığımızda genel itibariyle şu eserleri görürüz: Kuran-ı Kerim, Hadis Külliyatı, HayatüsSahabe, İlmihal, Risale-i Nur ve Pırlanta Serisi… Son zamanlarda da Işık, Kaynak, Sütun…yayınlarından çıkan çoğu derleme mahiyetli olan kitaplar… Aslında oldukca sağlam olan bu kütüphane bir entelektüel yetiştirecek mahiyette eklektik değil. Bir hareket adamı, bir dava adamı yetiştirmeye kafi, ama entelektüel bir şahsiyet teşekkülü için yetersiz bir kütüphane. Nitekim, yukarıda da değindiğim gibi Hizmet Hareketi’nin de öncelikli meselesi bu değil! Oysa Hizmet, tek bir külliyattan müteşekkil bir doktrin değildir, yüzlerce eserden mürekkep, insani ve İslami değerlerle mücehhez bir vizyondur. Zamanın ruhuna göre de sürekli kendini yeniler.
Işık Evler, Hizmet Hareketi umdeleri ışığında keyfiyetli hizmet adamı yetiştirmeyi önceleyen mekanlar. Umumiyetle üniversite öğrencilerinin tahsilleri süresince kendi eğitimlerine devam ederken, hizmet ile ilgili kimi konularda da sorumluluk alıp aktif oldukları ve dini hayatlarına daha fazla ihtimam ettikleri mekanlar. Günlük ibadet saatleri yanında, müşterek ve muayyen okuma zamanlarının da olduğu öğrenci evleri, 1980’lerde Risale-i Nur’dan, 1990’larda Pırlanta Serisi’nden başka herhangi bir kitabı okumanın çok da anlayışla karşılanmadığı yerler. 2000’ler ise kısmen daha rahat. Post-modern şartlar, yeni neslin ilgi ve ihtiyaçları,  daha fazla ve zengin yayınların olması gibi onlarca sebep sayılabilir bu değişime…
Hizmet muhitlerinde, serbest düşünceli ve destekleyici kimselerin yanında inhisarcı, buyurgan ve dayatmacı kimseler de yok değil. Sayısı da az değil. Bu kimselere göre, bireyin önemi yok, şahsi deha ve kabiliyetler yerine kayıtsız şartsız itaat eden kişiler daha makbul, daha şakirt. Bu ortamda, düşünen, yazan çizen, eleştiren, sorgulayan birey yerine, itaat eden kimsenin önü daha açık. Bu mekanlarda, sadece kendi ajandasına göre hareket eden, umumiyetle  mülayim görünmekle beraber çetrefilli mevzularda  müzakereye kapalı, farklılığa açık olmayan şahsiyetler de var. Donanımsızlığını itaatle setretmeye çalışan, kalkamadığından oturan kimseler... Halbuki düşüncenin boğulmadığı, her farklılığa karşı hemen bir savunma hissiyatıyla hareket edilmediği, insanların önyargısız dinlenildiği serbest ortamlar; fikri hür, vicdanı hür, evrensel bireyler yetiştirir. Nitekim çağdaş yönetim felsefe ve teorileri de bunu tavsiye eder.
Hizmet ortamlarında, düşünen, ve düşündüğünü de üslub-ı münasiple dile getiren kimseleri sürüdeki “kara koyun” olarak görmemek, bu kimseleri potansiyel bir tehlike olarak algılamamak, hemen dudak büküp burun kıvırıvermemek hayati önem taşır. Geçmişte nice deha, nice kabiliyet kıyımı olmuş olabilir. Hizmetin yüzü sürekli istikbale müteveccih olduğundan Hizmet gönüllülerinin de geçmişten dersler devşirip geleceğe bakmaları; kendi bağrında boy atıp serpilecek aydınlara, yenilikçi düşünenlere, entelektüllere dayelik ve mihmandarlık yapmaları gerekiyor. Entelektüel, zaten kendi krizini bir şekilde yaşayacaktır, ama içinden zuhur ettiği toplumun, camianın taz’ic ve müzahemesiyle de beyhude zaman ve enerji tüketmemeli, körelmemeli ve inkisarlar yaşamamalıdır.
Hizmet çok sofistike ve heterojen bir insan kaynağına sahip. Farklı mezak ve mizaçta yüzbinlerin bir araya gelmiş olması Hizmet’in zenginliği ve gücü.  Hizmet, gerek tarihi, gerekse beslenme kaynaklarıyla bugün dünyanın her coğrafyasında kendi ayakları üzerinde durabilecek, her zaman da sürekli üstüne koyarak gelişim gösterebilecek bir keyfiyette.
Hizmet, cemaatten, camiadan bir sosyal harekete evrildi. Kendisine bir isim bulunması bu yüzden kolay değil; temelleri sağlam, ufku geniş bir sosyal fenomen. Görünen o ki, adı ne olursa olsun daha da ileriye “entelektüel gücüyle” gidecek bir oluşum!
Cemaatler ise, belli düsturlar etrafında bir araya gelmiş bireylerden oluşur.  Örneğin Hizmetin de beslendiği Nur geleneğindeki ihlas düsturlarından “Bu hizmet-i Kur'âniyye'de bulunan kardeşlerinizi tenkid etmemek” bir cemaat ilkesidir. Hareket ise ortak bir fikir etrafında zenginliklerle örgülenir.  Oradan çıkacak aydının ufku, yerellik değil, evrensel insani değerlerdir. Bu kişi kültürel referans kaynakları itibariyle yerli olabilir ama, dünyaya hitap etmelidir. Bu keyfiyet de tahditle, kontrol altına almak insiyakıyla, Molla Kasımcılıkla olmaz.

Şeffaf, açık görüşlü ve rahat olmanın kıymeti şimdilerde daha iyi idrak ediliyor. Şu mahut süreç, düşüncede esnek, serbest ve şeffaf olanların, bağnaz olmayanlara rüçhaniyet kesbedeceği bir süreç. Bu da iyi yetişmiş entelektüel yaklaşımıyla olacak. Oraya buraya laf yetiştirmeye çalışan pazarcı ve troll ağzıyla değil!