Sunday, July 5, 2015

UYAN YA İSLAMCI BİRADER


UYAN EY İSLAMCI BİRADER

 

Kimi dostlar, Hizmet Hareketi’nin İslamcıları yanlış anladığını hatta hareket içinde İslamcılara karşı artan bir öfke olduğunu ileri sürüyor. Bunu da Zaman yazarlarının, başta Ali Bulaç, Mümtazer Türköne ve Şahin Alpay’ın yazılarına bağlıyorlar. Hizmet Hareketi gibi, İslamcılık da şeytanlaştırmadan ciddi bir tenkidi fazlasıyla hak ediyor. Hizmet Hareketinde İslamcılığa karşı günbegün artan bir öfkenin a-var olup olmadığını bilemeyeceğim, ama öncelikle, Hizmet Hareketi’nin teolojisi, hizmet anlayışı, toplum ve medeniyet tasavvuru, vizyonu…ile Türkiye İslamcılarının telakkileri arasında temel farklar olduğunu kabul de etmek lazım. Mahut süreçte, bu durum daha da tavazzuh ediyor. Bununla birlikte yine de, pro-AKP neşriyatta adam akıllı bir eleştiri yerine, Hizmet Hareketi ile ilgili sürekli karalama propagandası yapılmasına rağmen, Zaman Gazetesi’nde, özellikle de Hizmet geleneğinin dışından gelen yazarlarca, İslamcılık hakkında çok faydalı eleştiriler yayımlanıyor. Diğer yandan İslamcılar ise, genel itibariyle nasıl bir durumun içinde olduklarının farkında bir görüntü vermiyorlar; dahası bu dostane ihtarlar onların Hizmet’e olan kinini ve nefretini körüklüyor. Burayı Bediüzzaman'ın "Allah'ın bir Peygamberşn bir, kıblen bir..." sözleriyle hızlıca geçip, bu iftirak ve ihtilafın ülkemiz va insanlık adına hayırlara vesile olmasını temenni edelim.

Bu yazıda, Zaman’da çıkan ve çoğu da günümüzün İslamcı kalemin entellik eşiğini de aşan mezkur yazıları bir kenara bırakıp son zamanlarda İslamcılığı kitabın daha ortasından yaptığı keskin eleştirilerle ve daha içeriden gözlemlerle adeta yerden yere vuran Levent Gültekin’in yazılarına bakalım. Memlekette yaşanan yolsuzluklarla ve toplumu tepeden tırnağa kuşatan ahlak buhranıyla ilgili ikide bir yutkunup durmasına rağmen halen “haysiyetli bir cümle kuramamış” olan İslamcı biraderlerin derbeder ve düşkün vaziyetine bakalım. 

Gültekin, yazılarında ve televizyonlarda İslamcılara duyduğu inkisarını kendi kişisel hikayesi üzerinden de okuyarak toplumda müessir olan bir söylem kurguluyor.  Onun eleştirilerinde güçlü bir sitemkarlık ve hayal kırıklığı var, her kesimde makes bulması bundan. Damara dokunacak sözleriyle Gültekin, İslamcı tesmiye olunan pek çoğu orta yaşı devirmiş bu kişileri sarsıyor ve onları artık vaveylalar koparan yolsuzluk ve ahlaksızlıklara kulaklarını tıkarken yakalıyor, gözlerine far tutulmuş tavşan gibi açığa düşürüyor onları. Bu arkadaşların,  
“Sen bizim 100 yıllık emeğimize böyle bir lekeyi nasıl sürersin” diyerek isyan etmeleri gerektiğini söylüyor. Yolsuzluklar konusunda üç maymunları oynayan bu kimi şair, kimi televizyoncu romantik İslamcıları, korkaklıkla itham ediyor. Gültekin’in siham-ı kazasından sadece yukarıda ismi geçen safderun İslamcılar değil, siyaseti yozlaştıran o tüccar zihniyetli, ihale takipçisi Şark kurnazları da nasibini alıyor: “Her türlü ahlaksızlığı yapıp sonra da topluma “Şu haram, bu haram”  demek İslamcılık zannediliyor.Yoksul insanlarımız yer altında can verirken İslamcılığın gösterişi için 1 milyar TL’ye şatafatlı saraylar yapılıyor.

Gültekin’e göre, İsmailler, Hakanlar, İbrahimler… “aslında, durumun  farkında…” Ama kendileri için artık dönülmez bir akşamın ufkundalar da!

Evet, viran o
lası hanede evlad-ı eyal, “yolun yarısını” çoktan yorgun ama devirmiş delişmen gönüllerinde de, artık tekrar köz tutabilmesi kabil olmayan idealism var! Arada sırada, kurdukları şairane cümlelerle günah çıkarsalar da...durumu idare ediyorlar.

Bu arkadaşlar, yazılarında kimi zaman hafiften efelenmiyor da değiller, ama sesleri tam çıkmıyor. Esafil-i şark kalenderliği oynamayı, o rindmeşreb edaları kimseye bırakmayan bu zevallı İslamcılar, kazanan camianın gönüllü kaybedenleri rolünü oynamayı da seviyorlar. Afilililikleri bundan. Onlara, kitap fuarlarında, şiir okuma programlarında veya nargile cafelerde heveskar bir kesimin iltifatları yetiyor. Oysa "köksüz, çilesiz ve destursuz" bazı kimseler bu gün bu İslamcı biraderleri parmağında oynatıyor. Aynen dün Hizmet medyasındaki kimi yazar ve yöneticileri oynattıkları gibi... Oysa farketmiyorlar ki “Tayyip Erdoğan, h
epinizi, gözünüzün yaşına bakmadan harcadı. Hem de çok fena harcadı…”

İktidar, kendine yeni yoldaşlar seçti. Daha yüzeysel, daha gürültülü, daha kullanışlı, daha muhteris yoldaşlar.

Şöyle diyor Gültekin:“Sarayda siz yoksunuz, Yiğit Bulut var. Erdoğan’ın medyasında siz yoksunuz; Cemil Barlas, Cem Küçük, Nagehan Alçı ve benzerleri var. Erdoğan’a yakın medyanın tamamı neredeyse devşirmelerden oluşuyor. Partide siz yoksunuz, fakat Markar Esayan, Muhsin Kızılkaya, Şamil Tayyar gibileri el üstünde tutuluyor.”

Ve altın vuruş şu:“Siz de biliyorsunuz ki Erdoğan’ın nezdinde hiçbirinizin Yiğit Bulut’un jölesi kadar kıymeti yok. Artık kabul edin; Cem Küçük’e, Yiğit Bulut’a kızarak bu işleri düzeltemezsiniz. Onlar sizin generaliniz. Siz onların emir eri bile değilsiniz.”

Gültekin de Bulaç ve Türköne ile şurada aynı noktada: “Önce ‘dava‘ harcandı, sonra siz. Şimdi de Türkiye harcanıyor.”

AKP’nin 
önce kendi çocuklarını mağdur ettiği aşikar. Omuzlarında yükseldiği, kah pankart taşıttığı, kah mitinge taşıdığı, kah nutuklar irad ettirdiği, cami çıkışlarında broşürler dağıttırdığı o çocuklar belki de AKP'nin Milli Görüşçü kimliğiyle az da olsa hala var olan irtibatını sağlayan tek iltisak noktası... Ama AKP'ye göre bu samimi çocuklar çantada keklik. Gerektiğinde ağzına bir parmak bal çalınır, sırtı sıvazlanıverir. AKP'nin Mevlana'dan anladığı "dün dğn ile beraber geçti cancağızım" dolayısıyla bugün yeni isimlerle yola devam etmek lazım!.. Bu İslamcı kardeşler, bir gazetede köşeye, üçüncü lig bir tv kanalında ikinci sınıf bir televizyon programcılığına, sunuculuğa tamah ederler...Tabii o bile bir şarta kayda bağlı: Sanat kültür vesair diyerek geyik yapacaksın, gerekirse Suriye'den, Mısır'dan falan bahsedecek, Zarifoğlu'nun, Necip Fazıl'ın, İsmet Özel'in şiirlerini aynı basma kalıp cümlelerle 
yorumlayacak, Malcom X  romantizmi yapacaksın....ama asla ve kata eleştirmeyeceksin. Bir de kör hafız gibi desteklediğin hükumetin İsraille ticari ilişkilerde tavan yapmasına rağmen, İsrail düşmanlığı yapmak  sana ihale edilecek!

Halbuki diğer yandan bin bir afra tafrayla televizyonların prime timelarında boy gösteren, uçaklarda, saraylarda, genel merkezlerde ağır sultan gibi ağırlanan, bir yandan gücün nimetlerinden alabildiğine müstefid olurken diğer yandan gözü kapalı iktidar kasideleri düzen ve istihbarat örgütleriyle halvete giren nevzuhur tipler el üstünde olacak… Genel kültürleri lise seviyesini bile tutmayan bu “disposable” hokkabaz zümrenin tek meziyeti ise, gücün yanında stratejik bir pozisyon tutmaları. Yarın bir muhalif rüzgarda yivi herkesten önce kıracak bu tufeyli güruh, şimdilik eleştiri işini Anadolu’nun bu saf çocuklarının omuzlarına yüklemiş vaziyette.

Ezcümle, vatanperverliklerinden zerre şüphe duymadığım muhlis ve samimi İslamcı biraderlerin eksik yanı, riyakar ve bivefa siyaseti bilmemeleri...Siyasetin acımasızlığını, hatır niyaz  gütmeyeceğini, cnasıl adam harcayacağını bilmemeleri... 

İşte İslamcı dostların yolları, işin tam burasında, kendisi de kelimenin tam anlamıyla bir siyaset acemisi olan Hizmet Hareketi ile kesişiyor. Ne yazık ki, bu iki grup da, kendi aralarında amansız ve dahi anlamsız bir mücadeleye girip, meydanı yukarıda tasvir edilen eyyamcılara bırakıyorlar. Oysa, enerjilerini boşa israf edip de, siyasetteki bu hamaset lafazanlarına ve ganimet meftunlarına fırsat vereceklerine, keşke, siyasetten ictinap ettiğini söylemesine rağmen boğazına kadar politikaya batan bir kısım nurcuları kendilerine örnek alsalardı!


Onu yapmaya vicdanları el vermeyecekse eğer, o zaman da kendilerine sunulan bir avuç iktidar nimetine tenezzül ve tabasbus etmeden yolsuzluğa, hukuksuzluğa ve adaletsizliğe hep birlikte bayrak açsalardı!