Tuesday, September 16, 2014

Yeni Insan Olmadan Yeni Bir Turkiye, Asla...

İtiraf etmeliyim ki şu Yeni Türkiye lakırdısını ben de bir zamanlar çok severdim. 
Vaidkardı, ilham vericiydi, fiyakalıydı...ezcümle yeniydi. Ki eskiden ve eskilerden de gına gelmişti artık.

Onyıllardır üzerimize karabasan gibi abanmış, ufkumuzu husuf ve küsuf kasvetiyle istila etmiş Eski Türkiye heyulasından bizi kurtaracağını düşünüyordum bu efsunkar Yeni Türkiye kelimesinin. Meğer tam bir gençlik malihülyasıymış!

Evet çok geçmedi, bunun hayal-i muhal olduğunu anladım.  Heyhat!
Kaldı ki ben eski hal muhal, ya yeni yeni hal ya izmihlal diyenlerden de değilim. Zamanın hükmüne inanıyorum. Hepimiz kendi zamanımızın çocuklarıyız, düşüncelerimiz ve düşüncelerimizi dile getiriş tarzımız çevresel unsurların doğrudan etkisinde.

Ol sebeple, ne eski mutlak manada kötüydü ne de yeni. Yine, ne yeni mutlak manada iyiydi ne de kötü. Aslolan her şeyi yerli yerine koyabilmektir. 
"Huzma safa da'ma keder" fehvasınca, güzelliğini alıp, kötülüğünü de yele vermek ve işimize bakmak...

Bizim sadece şimdiki yeni yetme Yeni Türkiye çığırtkanlarının değil, ta Namık Kemallerden başlayarak, Tanzimat'ın hem birinci, hem ikinci kuşak münevverlerinin meftun olduğu, sonrasında İttihat ve Terakkicilerin, Kuvvacıların... gücü geçici bir süreliğine eline alınca iktidarı ve bu hayatı baki zannedenlerin yıllardır dilllerine pelesenk ettikleri bir rüyaydı bu Yeni Türkiye. 

Oysa...Esamisini andığım zevatın da şimdiki Yeni Türkiye çığırtkanlarının da atladıkları bir mesele vardı: İnsan. 

Maddesiyle manasıyla yetişmiş insan, birey. Devleti, dünyayı, toplumu yaşatacak insan.

Hayalini kurdukları yeniliği yaratacak, Akif'in tabiriyle adeta " halk edecek" insanı, bireyi unutmuşlardı bu idealist toplum mühendislerimiz...

Oysa ki, Hz. İnsan sırr-ı azimine vakıf bir insan, yeni nizamın olmazsa olmaz yapı taşı olmalı değil miydi!

Yeni İnsan'ın, bizde ilk farkına varanlardan biri Bediüzzaman Said Nursi olmuştur, farkına varmakla kalmamış, Yeni İnsan'ın inşa ve ibdasına hayatını adamıştır. Yaşadığı onca içtimai gaile sonrasında, Barla'nın dağlarında, Van'ın yaylalarında, Denizli'nin, Isparta'nın hapishanelerinde, iğneyle kuyu kayarcasına Hazret, hep insan'a eğilmiş ve bilinçli (zi-şuur) birey yetiştirmeye öncelik vermiştir.

Zamanın cemaat zamanı olduğunu ısrarla vurguladığı yerlerde de, o adil ve güçlü bir toplumun iyi yetişmiş mümin bireylerden, kamil insnalardan müteşekkil olacağına inandı. Çaycı, tamirci, çoban, esnaf, memur... hiç ayırt etmeden insan'la, bireyle ferden ferda ilgilendi, iğneyle kuyu kazdı.

Sonrasında, Nurettin Topçuların, Fethi Gemuhluoğluların, Necip Fazılların...hep bu kurtarıcı insanı, diriliş ruhunu, ideal şahsı aradığını görürüz. Selden kütük kurtarır gibi, yangından mal kaçırır gibi adeta, ümid vaad ettiğini düşündükleri her bir kimseye el uzatmaya çalışmışlar, "kalmasın bir mahzun gönül" idealizmiyle  insanla, iyi yetişmiş sadece tek bir insanla, yeni medeniyetler kurma rüyaları görmüşlerdir. 

Fethullah Gülen de bu geleneğin önemli halkalarından biridir bugün...

Gerek 1960'larda yazdığı Gurbet Dergisi yazılarında, gerekse 1980'lerdeki Sızıntı ve sonraki yıllarda da Yeni Ümit ve Yağmur Dergisi yazılarında Altın Nesil konseptiyle formüle ettiği ideal bireyi anlatır uzun uzun Gülen. Ona göre Yeni Türkiye'nin hem inşasını hem de ibdasını gerçekleştirecek Yeni İnsan'dır.


Bakın 1991'de kaleme aldığı bir yazıda şöyle diyor Gülen:

"Her şeyiyle mükemmelin peşinde, heptenci, dünyâ ve ukbâ muvâzenesiyle kanatlı, kalb ve kafa izdivacına muvaffak olmuş yepyeni bir insan."

Böylesi bir insan yetiştirmenin kolay bir iş olmayacağının farkındadır Gülen. Emek isteyen, fedakarlık, hasbilik, feragat ve kendi tabiriyle adanmışlık isteyen bir iştir bu. Topçu'nun tabiriyle yaşatmak için yaşama sevdasından vaz geçmeyi gerektirir. Yıllara vabeste bir yatırım olduğu için bu insanın yetiştirilmesi sabır ister. Vefasızlığı, kadir ve kıymet bilmezliği sineye çekerek yola revan olmayı gerektirir. Velhasıl Yeni Türkiye'nin mimarı olacak Yeni İnsan'ın yetiştirilmesi adeta bir doğum gibidir ve bunun da sancısız olması düşünülemez. 

Gülen ümidvar bir şekilde:

"Bu yeni insan da belki bugün -belki de yarın, ama mutlaka gelecek..." der.

Sözkonusu makalesinde Gülen'in Yeni İnsan tasavvurunu dile getirdiği diğer paragraflara da kısaca bakalım:


"Yeni insan, her türlü hâricî tesirlerden sıyrılabilmiş ve kendi kendine ayakta durmaya kararlı bir şahsiyet insanıdır. Doğu-batı, ayağına pranga vurup onu esir edemeyeceği gibi, manâ köküne ters 'izm'ler de, ona yol-yön değiştirtemeyecek ve hatta yerinden kıpırdatamayacaktır. Evet onun, düşüncesi hür, irâdesi hür, tasavvurları hür ve hürriyeti de Allah'a kulluğu ölçüsündedir. Başkalarına benzemeye, başkalarına özenmeye değil, kendi kendine benzemeye ve târihî dinamiklerle bezenmeye çalışacaktır."

"Yeni insan, düşünen, araştıran, inanan, rûhâniyata açık ve rûhânî zevklerle dopdolu bir insandır. O kendi dünyâsını kurma yolunda, azamî derecede çağının imkânlarından yararlanmanın yanında, kendi millî ve mânevî değerlerine de sahip çıkarak çok farklı bir performans ortaya koyacaktır."

"Şanlı geçmişindeki inananlar gibi inanacak, düşünenler gibi düşünecek; onlar gibi soluklarını duyurma arzusuyla şahlanacak ve onlar gibi karanlıkların bağrına nurlar saçacak.. bunları yaparken de, derin bir vefâ hissiyle bir lâhza bile Hakk düşüncesinden ayrılmayacak.. Hakk'ı tutup kaldırmak için her gün birkaç defa ölüp ölüp dirilecek.. icâbında yurt-yuva, evlâd u iyâl her şeyi terketmeye hazır olacak.. mal-can kaygısına, refâh-saadet arzusuna kapılmadan bugün mazhar olduğu her şeyi, yakın-uzak milletinin istikbali yolunda tek zerresini dahi zâyi' etmeden tohumları toprağın bağrına saçtığı gibi, Hakk'ın inâyet yamaçlarına saçacak, sonra kuluçkanın yumurta ve civcivler üzerine abandığı gibi bir ızdırâp ve bekleyiş faslına girerek inleyip kıvranacak, ürperip yakarışa geçecek ve her gün ölüp-ölüp dirilecek. Hakk yolunda olmayı, Hakk yolunda ölmeyi hayatının gâyesi bilecek ve böyle bir gâyeyi fevtetmiş olmayı da şahsı adına telâfisi imkânsız en büyük bir kayıp sayacak..."

"Yeni insan, insanların akıl, kalb, ruh ve duygularına ulaşma yolunda, kitaptan gazeteye, gazeteden mecmua ve bültene, onlardan da radyo ve televizyona kadar bütün modern imkânlardan-kitle iletişim vasıtalarını kastediyorum- yararlanacak ve kendini bir kere daha ispatlamaya çalışacak.. sadece kendini ispatlamak değil, aynı zamanda gasba uğrayan devletlerarası muvâzenedeki yerini ve itibârını istirdat edecek..."

"Yeni insan, rûhunun kökleri itibâriyle çok derin, içinde yaşadığı dünyâ itibâriyle de çok yönlüdür. O, ilimden sanata, teknolojiden metafiziğe, her sahada söz sahibi ve kendini alâkadar eden her mes'ele ile içli-dışlıdır. Evet o, doyma bilmeyen ilim aşkı, her gün daha bir başkalaşan ma'rifet tutkusu ve idrâk üstü ledünnî derinlikleriyle, ak devrin aydınlık insanlarıyla omuz omuza ve her gün yeni bir mirâcın süvarîsi olarak da rûhânîlerle atbaşıdır."

"Yeni insan, bütün varlığa karşı sevgiyle dopdolu ve insânî değerlerin koruyucusu ve kollayıcısıdır. O, bir taraftan insanı insan yapan ahlâk ve fazilet gibi esaslarla kendi yerini belirleyip kendini bulurken, diğer yandan da bütün varlığı şefkatle kucaklayacak kadar âlemşümûl 'evrensel' ve diğergâmdır. Kendisinin nasıl olmasını seçtiği aynı anda, beraber bulunma mecburiyetinde olduğu insan vesâir eşyânın da nasıl olması gerektiğini tasarlar; fırsat doğunca da bütün tasarılarını gerçekleştirmeye çalışır. O, çevresinde iyi olan her şeyi korur-kollar ve onu başkalarına da salıklar.. bütün fenalıklara karşı savaş ilân eder ve onları, içinde yaşadığı toplumun bünyesinden söküp atacağı âna kadar bir yay gibi hep gerili kalır. İnanır, inanmayı herkese tavsiye eder.. ibâdete 'güzel' der ve onun gürül gürül dili olur. Okunması gerekli olan kitapları okur ve okutur. Ruh ve manâ köküne saygılı gazete ve mecmualara omuz verir.. sokak sokak dolaşır, kendi insanının ihtiyâcı olan her şeyin işportacılığını yapar.. ve bu hâliyle de o, bir sorumluluk ve mükellefiyet remzi olur."

"Yeni insan, inşâ rûhuna sahip her türlü şablonculuğun karşısındadır. Öze saygısı içinde kendini yenilemesini, hâdiselere söz dinletmesini bilir. Ve hep yaşadığı devrin önünde yürür.. hem de irâdesinin sınırları ötesinde bir gayretle, şevkli, çalımlı ve Allah'a itimat içinde. Onun hayatında sebeplere riâyetle teslimiyet o kadar içiçedir ki, işin iç yüzünü bilmeyenler onu, ya esbâbperest -sebeplere tapan, sebepleri her şey sayan- veya tam cebrî -kaderci- sanırlar.. oysa ki, ne o, ne de o; yeni insan tam bir denge insanıdır.. sebeplere riâyeti bir vazife bilir, Hakk'a teslimiyeti de îmânın gereği sayar."

Evet, Gülen'in 1991'de ortaya koyduğu Yeni İnsan ve Yeni Türkiye vizyonu bu. Beğenilir beğenilmez, hayatı ve eserleri incelendiğinde de görülecektir ki, hayatını milleti yolunda azimete adayan Gülen, bu Yeni İnsan ve Yeni Türkiye vizyonunu, gaye-i hayali yapmıştır.

Biraz Türkiye'den haberler izleyince, geçen bunca zamana rağmen, insanımızın, tahsilli -tahsilsiz, çok da değişmediğini görüyorum. Yıllar öncesine mahsus onlarca müzmin sorunumuz hala devam ediyor, zaman zaman da çok feci bir şekilde nüksediyor...

İçme suyumuzdan, insana olan saygımıza kadar yüzlerce, binlerce irili ufaklı sorun, hala dağlar-vari önümüzde dururken, bizim sabah akşam Yeni Türkiye neşideleri terennüm etmemiz ne kadar aldatıcı.

Asıl meselemiz ahlaki buhran...Felaket tellalığı olmayacağını bilsem, maneviyatı iflas etmiş bir toplum derdim ve sadece bir haftalık ülke gelişmelerine bakıp uzun uzun tasvirler yapardım bu Yeni Türkiye hakkında.

Hata sonucu arabalı vapurdan denize düşen araçta biri 5 yaşındaki çocuk olmak üzere iki kişi ölür. Pikniğe gittikleri alanda açılan baraj kapısıyla ölüme giden insanlar... 
Asansörün olmayan kabinini fark etmeyen çocuk düşer ölür. İnşaat çöker, işçiler ölür, ya da ölüm durup dururken, kaldırımdayken gelir bulur vatandaşı. Yolda yürürken kafasnıza 5 katlı binadan beton parçaları düşer ve ölürsünüz. Sokak ortasında adam kesilir. Yetkililer, sorumluluğu, yağan yağmura, esen rüzgara yükler.  
Ne yazık ki bunlar adiyattan hadiseleri olmaya başlar ve insanımız da aldırmaz, sorumlulular işin içinden sıyrılır. Üzerine gidilmez.

Demem o ki, siz  Yeni Türkiye'ye dair istediğiniz kadar destan kesin, AVM dikin, meydanlarda avazınız çıktığı kadar bağırın, malzeme aynı.

Devlet imkanlarıyla meltuf ve  mefluç bir kısım aydınımız, hakkında tefrikalar düzdükleri bu Yeni Türkiye lakırdısıyla ilgili derinlikli tek yazı çıktı mı ortaya! 

Yeni Türkiye'de Hukuk, Yeni Türkiye'de Ekonomi, Yeni Türkiye'de Siyaset...yollu çok sayıda yüzeysel yazılar kaleme almaktan başka...!

Birileri Yeni Türkiye deyince sağda solda yükselen binalardan, AVM'lerden, kaba inşaattan söz ediyor olmalı.İçerikten, muhtevadan, özden söz eden yok!

Ya da kerameti kendinden menkul gazeteci makülesinin bol ontolojili, epistomolojili kompozisyon ödevlerine bakarak Yeni Türkiye böyle bir şey olsa gerektir diye düşünüyor bir kısmımız...

Son tahlilde, her sistemin kendince bir medeniyet tasavvuru vardır. Bunun da özünde birey olmalı. Asgari olarak, nezih, nezaketli, mütevazi, saygılı, itidalli, müsamahakar, insaflı ve izanlı bir birey. Bu sıfatları taşımayan yığınların oluşturduğu kitlelere siz istediğiniz sıfatı, Yeni Türkiye vs. sıfatlar bulun anlamsız kalır. İnsanı, insanı değerlerle yüceltmeyen devlet yeni de değildir saygın da.

Bediüzaman'ın dediği gibi bitirelim sözü:
Eğer Yeni Türkiye'niz bir fırkanın istibdatından ibaretse, ben Eski Türkiyedenim, eğer Yeni Türkiyeniz, hırsızlık, arsızlık ve hukuksuzluksa ben Eski Türkiye'denim.
Ekranlarda avurdunu şişire şişire konuşan altyapısız İslamcılar, devlet ümerasının uçaklarında gerine gerine poz veren muhteris müptezellerin, parti bültenlerine yazdıkları kompozisyonların kendilerini gazeteci yaptığını vehmeden siyaset esnafının söz ettiği Türkiye, yeni olamaz!

Eski Türkiyede, bu işleri hiç olmazsa, dini diyaneti, manevi değerleri, bayrak ezan gibi milli sembolleri kullanmayan kişiler yapıyordu! Kurt gövdenin içine girmemişti!

Namık Kemal ile başladık onunla bitirelim..

Ne efsunkâr imişsin ah ey didâr-ı hürriyet
 Esîr-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esâretten

Yeni Türkiye kasidecileri, bu yeni Türkiye'nin esiri ve meftunu olmadan önce keşke ne menem bir şey olduklarını yazsalardı önce, bakarsın hoşumuza giderse bakarsın biraz da biz meftunu olurduk, biraz da biz ölürdük!