Tuesday, September 30, 2014

HİZMET'İN KAYIP ÇOCUKLARI...DÖNÜYOR.

Zaman zaman, Hizmet ile yolları ayrılmış gayr-i memnun insanlarla karşılaşırım, çoğu kez de karşılaşmak için sebepler bulurum.
Özellikle memlekete gittiğimde, bu eskimeyen dostları arar sorarım. Daha az kelime tüketerek, daha çok anlaşabildiğim canım dostlarımla...

Kimisi eski bir öğretmen arkadaşımdır, kimi eski bir mahalle dostu, bir hemşehri, bir iş adamı, kimi bir akraba,  taa liseden bir arkadaştır kimi de.

Kimisi hayatın eziciliğinden bir şekilde "yırtmıştır", kimisi de iyice düşkünleşmiş ve hayatın çarkları arasında yıprandıkça yıpranmıştır.
Sabah otobüsle işe giderken, kah devlet lisesindeki çocuğunun haylazlıklarını ve kızının yaklaşan düğününü, kah Beşyüzevler'deki iki odalı evinin kirasını düşünmekle meşguldür kimisi.
Dünyası küçüldükçe küçülmüştür...gittikçe artmıştır yalnızlığı, dostlarla da ayrılınca yollar bir bir.

Sebepler, Hizmet'le aralarına mesafeler koymuş olsa da hiç birinden bir mağduriyet hikayesi duymamışımdır.

Şartlar böyle gelişmiş ve  kader-i İlahi bu şekilde tecelli etmiştir sadece.
Dünyanın binbir hali vardır nitekim, ve herkesin sınavı farklı farklıdır. Evlad u eyal belini bükmüştür koskoca adamların...
Teslim etmek gerek ki bir büyük imtihandır içinden geçtikleri, zamanla alıştıkları, kanıksamak zorunda kaldıkları...ve artık umursamadıkları!

Kimisini vapurda, tramvayda, hafifçe solmuş gözlerinden tanırım.
Kimisini de bunca yıldan sonra dahi üzerlerinden hala atamadıkları ürkekliklerinden, mesela toplum içindeyken hala ayaklarının ucuna bakmalarından...
Yürüyüşünden, duruşundan, oturup kalkmasından belli olur kimisi...
En çok da susuşlarından...

Kimi maddi, kimi manevi sebeplerle Hizmet'ten uzaklaşan bu insanlar, kendilerine yepyeni, bambaşka hayatlar kurmuşlardır geçip giden yıllar boyu.
Kimi mutludur, kimi bedbin. Hepimiz gibi.
Bu çoğu mahcup insanı dinlerken  Mustafa Kutlu hikayelerini hatırlamamak kabil mi!

Kutlu'nun eski ülkücülerin burukluklarını, kırgınlıklarını anlattığı o Uzun Hikayeler, uzun susuşlar...
İdealler, hayat-ı hakikiye sahneleri, evlenmeler, boşanmalar...değişen yüzler, yeni yeni yeme içme alışkanlıkları, kılık kıyafet, oturma tarzı.

Hizmet'i uzaktan uzağa seyreden insanlar haline gelmiştir kimileri..
Kimisi de bağını tamamen koparmıştır eski "dava"sıyla.

Gençliginin en güzel ve heyecanlı günlerini millete hizmet peşinde koşarak geçirmiş, "istikbal inkilabatı" hayalleri kurmuş bu insanlar, yavaş yavaş içlerine çekilmişler, kader rüzgarınca farklı yerlere savrulmuşlardır. Ayine-i devran onlara farklı suretler göstermiş, feleğin çemberinden geçirmiştir.

Mutlu olanları, Hizmet ile geçen günlerini bir gençlik masalı kıvamında yad eder, daha mükedder olanlarının ise kafası biraz daha karışıktır sadece.

Kimisi hala "yeni" yerini yadırgamaktadır, kimisi  yerini bulmuş ve bambaşka bir insan olup çıkıvermiştir.
Kimisi ise iş yerinde canı sıkılmış Eve Dönmek isteyen bir adam gibidir.

Sanki gece gündüz talebe peşinde koşan, kurban derileri toplayan, dergi aboneliği için sokakları, mahalleleri arşınlayan, bayramda seyranda memleket yollarını unutan...ve ağlayan, durmadan ağlayan...hiç kendileri değildir!.

Necatigil'in o " Bir suçlu gibi ezik, sana selam söyledi..." dizesinin eşlik ettiği sohbetlerimizde saatlerce onlar konuşsun ben dinleyeyim isterim.
Seslerindeki dokunaklık bamtelimi sızlatır zaman zaman.
Bizim hikayemizdir o. Bütün idealizmlerin, realizmlerin verasında gepegerçek bir insan hikayesi...

Okulları uzatanların, arkasına bakmadan gidenlerin, patatesle beslenenlerin,otobüs duraklarında üşüyenlerin, evlerinden ikişer ikişer çıkanların hikayesi...ve sonradan da gayet insani sebeplerle yolları ayrılanların hikayeleri..

İşte o hikayeler kaleme alınmadan Hizmet'in gerçek anlatısının yazılamayacağını düşünürüm. Anlatacakları ne çok şey vardır bu insanların.
Dinleyecek biri olsa!

Sonra sohbetin bir yerinde, mesela geçen yaz, Boğaz'a karşı sigarasının dumanlarını savururken birinin dediği gibi, " ..ama ne günlerdi ya! Hey gidi günler" diye iç geçirirler...aradaki tüm mesafelere isyan edercesine.

Hizmet hala bir yad-ı cemildir hayalhanelerinde. Asla pişman olmadıkları bir şeydir gözyaşlarına karışıp giden o hülyalı günler. Hizmet, zamanında samimiyetle sarıldıkları bir şeydir.

Hatayı kusuru kendilerinde ararlar; tenkitte en ileri gideni ise, bir kaç isim verir en çok ve bazen bir lanet bazen bir sitem gönderir hayata.
Hiç birinin aklına Hocaefendi'ye küçük bir eleştiri getirmek bile gelmez.
"Hocamın yeri başka. Layık olamadık demek ki" diyen onlarcasını duymusumdur.

Zaman zaman hafifçe bir vefasızlıktan bahsedecek olurlar.
Mesela, zamanında yetişmeleri için gözyaşı döktükleri talebeleri okumuşlar, master, doktora yapmışlar ve yine gözyaşı ile terle harcı karılarak açılan o gözbebeği üniversitelerde hoca olmuşlar, çeşitli akademik ünvanlar edinmişlerdir, amma kendilerini yetiştiren abilerini tanımamaktadırlar artık. İşte bu gibi bir vefasızlık dokunmuştur bazılarına..

Kendileri gecesini gündüzüne katarak çalışmış çabalamış; ama bu işin çilesini çekmemiş, elini hiç bir taşın altına koymamış birilerinin üst makamlara gelmesine bir de umursamazlık ve dünyevileşme eklenince  bu işlerden sıtkı sıyrılıvermiştir kimilerinin... Her şey anlamsızlaşıvermiştir birden.

Kimisinin sınavları daha çetin olmuştur! Çok da üzerinde konuşmak istemeseler de...

Hayatın gerçekleriyle harmanlanmış böyle hikayelerin yanında bu gayr-i memnun dostlarımı sevindiren hoş vakalar da olur zaman zaman:

Mesela bir gün kendilerinin melül mahzun bir köşeye çekildiğini, Hizmet işlerinden ayrıldığını haber alan eski talebelerinden birinin mektubu, telefonu veya emaili gelir;

"Abi, dualarımdasın, nerelerdesin, okul çıkışlarımızda bize hazırladığın o maklubeleri unutamıyorum. Emin ol, verdiğiniz hiç bir emek boşuna gitmedi" yollu bir mesajla sarsılırlar, içlerinde gençlik aşkı sızısına benzer aşina bir duygu parlar...şaşırıp  kalakalırlar ortada.

Ayrı gayrı kalsalar da. hizmetlere candan sahip çıkan birilerini görünce yüzlerine icten bir serinlik yayılır. Hissedersiniz.

Bazı isimler sorarlar, o nerde, bu nerde..
Kaç okul oldu, falan yerde de müessese var mı! Sorular uzayıp giderken, ruhlar yıllar öncesine sığınır, gider taa İstanbul'daki, Ankara'daki o altı yedi öğrencinin birlikte kaldığı evlere, odalara, balkonlara geri döner..Hemen hemen hepsi icin " hayali cihan değer" o evlerin serin iklimlerinde ararlar teselliyi...

Bu asil ruhlar keşke seslerini duyurabilseler, keşke seslerine kulak verilebilse onların diye düşünürüm yanlarından ayrılırken...

Yillar gecse de, araya mesafeler girse de bu insanları, konuşmalarından, tavırlarından, yürüyüşlerinden kolaylıkla tanıyabilirsiniz..Çoğu da zaten hadi çay hazır gelsene davetini bekler gibidirler.


Derken...ekranlarda baska birileri belirdi. Kendilerini hizmet mağdurları olarak sunan, dilleri, üslupları, yüzleri ve sözleri bambaşka birileri...

Bir dönem Hizmet'te bulunduğunu, ve sonra da bir şekilde mağdur edildiğini söyleyen birileri görülmeye başlandı ekranlarda.

Bu üslup çok farklıydı her şeyden önce. Yüzlerinde bir öfke, gözlerinde bir hırs vardı bu insanların. Edaları, sadaları farklıydı.

Vakıa, bir kısmı Hizmet ile çok da köklü bir hukuku olmayan, nicedir çatabilmek için fırsat kollayan kimselerdi.
Bununla birlikte aralarında, hayatlarının bir döneminde Hizmet ile birlikte olmuş kimseler de vardı.

Mağduriyetlerini ekranlarda, en galiz ifadelerle, hak ve hukuk gözetmeksizin dile getiren bu kimseleri görünce, benim yıllardır görüştüğüm, uzun uzun sohbetler ettiğim eskimeyen arkadaşlarıma düşündüm.

Ekranlarda arz-ı endam eden bu kişilerin üslupları ayarsızdı. Yıllardır köşelerinde sinip kalmanın ezikliği içinde ve eyyamcılık hissi uyandıran tavırlarla konuşarak, kişisel hesaplarını görüyor gibiydiler.

Onları dinlediğimdeyse,gayr-i memnun ama eskimeyen dostlarımın kıymetini daha iyi anladım.

Bu günler gelip geçer. Dostluklar bakidir. Bir tas çorbanın, bir bardak çayın, omuz umuza yapılan iki rekat  ibadetin büyük hatrı vardır. Vefalılar bunu unutmaz.

Hizmet, kendi çocuklarına sahip çıkmalı. Kardeşlerine. Eskimeyen abilerine...
Onlar bu toprakların gerçek evlatları.
Evet o çocuklar, Hizmet'in her zaman kahrını çekmiş, Hizmet'e kahır çekmek için girmiş o eyvallahsız adamlar bütün kıyıda köşede kalmalarına rağmen, Bu Ülke'nin en temiz ve namuslu çocuklarıdır.
Bütün tahrik ve teşviklere rağmen de biri çıkıp  bir kaç  şahısla olan kişisel hesabını topyekün bir camia üzerinden görme namertliğine de girişmedi!

Şimdi...Bugüne kadar, Hizmet'in içinde el bebek gül bebek ağırlanmış ve en küçük bir muhalif rüzgarla da savrulmuş, ama hala pişkin pişkin mağduriyet edebiyatı yapan nice eyyamcıyı görünce, bu çocukların gerçek değeri daha da tebarüz etmiyor mu!