Wednesday, June 4, 2014

DOĞU ERGİL: 100 SORUDA GÜLEN VE HİZMET HAREKETİ

Son gelişmeler ışığında bakıldığında görülüyor ki, belli çevrelerde Fethullah Gülen’in şahsına, düşüncelerine ve Hizmet’e karşı beslenen olumsuz yargılar ötedenberi sözkonusuydu ve uygun bir zemin bulur bulmaz da yüksek sesle ve ısrarla dile getirilmeye başlandı. Sözkonusu kesimler,  Hizmet’e saldırabilmek için adeta uygun bir ortam bekliyordu. “Saldırı“ kelimesini kasden kullandım, çünkü ileri sürülen iddialar ve bu iddiların dile getiriliş tarzı, eleştiri sınırlarını aşalı bir hayli zaman oluyor. Türkiye’de 1980’li yıllardan itibaren etkisini hissettiren, şimdi ise artık küresel bir etki gücüne ve etkinlik alanına sahip ve Türkiye merkezli bir toplumsal hareket olan Hizmet hakkında, Türkiye’de yeterli sayıda ve nitelikte uzmanın olmaması, mevcut tartışmadaki bilgi kirliğini artırıyor.

Belirtilmeli ki, daha önce Hizmet’in içinde bulunmuş, hatta yönetici kadrolarda görevler üstlenmiş, sayıları da fazla olmayan kimi isimlerin, Hareket hakkındaki konuşma ve değerlendirmeleri ilginç bilgiler ihtiva ediyor. Ne var ki, bu isimlerin yaklaşık 10-15 yıl gibi uzun bir süredir çeşitli sebeplerden dolayı Hizmet’ten uzak kalmaları, konuşmalarında sık sık bireysel meselelerini bir hesaplaşma üslubuyla dile getirmeleri, kendilerini, Hareket hakkında, güvenilir ve soğukkanlı “içeriden” bir perspektif sunmaktan uzak kılıyor; son tahlilde de hem söylediklerinin muhtevasını hem söylemlerini sorunlu bir duruma sokuyor. Hareket ile ilgili aleyhte yayın yapan bazı basın yayın organlarına zengin denebilecek malzeme  tedarik eden bu isimlerin Hareketin bu gün geldiği konum ve sahip olduğu kapasite ve potansiyelle ilgili değerlendirmelerinin zayıflığı, isabetsizliği ortada...

Hükumet ile Hizmet arasındaki mahut “tartışma”da aslolanın olgu ve bilgiden ziyade algı olduğu daha en başlarda kendini belli etmişti. Medyada bu konuda kitaplar dolduracak bollukta bir literatür şimdiden birikti bile. Yazılanların çoğu ne yazık ki kara propaganda mahsulü. Yalan yanlış bilgi kırıntılarının manşetlerde yer bulduğu bu süreçte yazıp çizen pek çok kimse Gülen’in hayatını, eserlerini ve Hizmet’ini ana kaynaklarından, birinci derecede önemli belgelerden okuyup değerlendirme zahmetinde bulunmuyor. Gazetecileri bırakalım bu konuların uzmanı olarak görüş beyan eden kişilerin de çoğu buna dahil!  Kasden veya bilmeyerek, sistemli ve stratejik olarak fabrikate edilmiş algılara teslim etme kolaycılığına düşülüyor!

Gittikce siyasi bir zemine kayan- kaydırılan, son zamanlarda da Gülen’i bir örgüt lideri, Hareket’i de bir yasadışı bir örgüt olarak yansıtma gayretleriyle daha da illetli bir seyir takip eden bu tartışmada, fikirlerin, olayların, durumların ve kişilerin belgeler ve ana metinler ışığında, soğukkanlılıkla ele alınması çok önemli. Sesi daha gür çıkanın, ağzı daha güzel laf yapanın ve kalemi daha güçlü olanın… haklı gibi algılatılması büyük haksızlık. Olayları daha yansız, hakkaniyetli ve en önemlisi de belgelere dayanarak analiz etmenin ihtiyacı ortada.

Bu meyanda, kimi akademisyenler, tartışmayı biçimlendirebilme yetkinliğine ve potansiyeline sahip çalışmalarıyla literatüre katkıda bulunmaya devam ediyor. Siyaset Bilimci Prof. Dr. Doğu Ergil’in hazırlığı ve 2.5 yıllık bir emeğin mahsulü olan 100 Soruda Fethullah Gülen ve Hizmet Hareketi adlı çalışma, bu minvalde değerlendirilmesi gereken ve bu tartışmada uzmanından, gazetecisine ve ortalama okura kadar herkesin rahatlıkla baş vurabileceği kaynak eserlerden biri haline geldi. Tarafgirlik ya da hüsumet hissiyatından uzak, duyarlı bir sosyal bilimci titizliğindeki Doğu Ergil’in 2010 yılında Timaş Yayınları’ndan çıkan eserindeki tespitlerinin önemli olduğunu düşünüyorum.

Ergil, Zaman’a verdiği röportajında çalışmasının amacını şöyle açıklıyor: 
Bu kitabı hazırlamam için üç neden var:
Birincisi, adından en çok söz edilen ama bir mevki, makam veya resmi sıfatı olmayan kişi hakkında çok az şey biliyoruz. Dolaşan rivayetler de ciddi bir araştırmaya dayanmaktan uzaktı veya yazılanlar genellikle cemaat içindendi. Bu boşluğu doldurmak bir soysal bilimci için iyi bir meydan okumaydı.
İkincisi, devletin başat aktör olduğu Türk toplumsal hayatında ilk kez böylesine bir sivil toplum örgütlenmesine şahit oluyorduk ve onun oluşum ve gelişme dinamikleri hakkında neredeyse hiçbir somut bilgiye sahip değildik.
Son olarak Fethullah Gülen Hareketi, Türkiye'nin en büyük ihraç ürünüydü ve biz dünyaya devlet desteği olmadan açılan ve sürdürülebilirliğini kendisi sağlayan bir başka gayri resmi oluşum görmemiştik. Nedir, nasıldır sorularına yanıt arayacağımıza rivayetlerle yetiniyorduk. Artık birisinin, hem de "laik kesim"den birisinin bu konuda bir şeyler yapması gerekiyordu.”

Ergil, çalışmasını soru cevap şeklinde düzenlemiş. Kitabındaki yüz adet sorunun cevaplarını Gülen’in eserlerinden ve iki kez de Gülen ile yaptığı özel mülakatlarından ve sohbetlerinden derlemeye çalışmış. Bu cevapları, kendi yorum ve analizleriyle de zenginleştirmiş, süslemiş. Kitabında, Gülen fenomenini anlamaya çalışan yazar, yararlandığı kaynakları şöyle açıklıyor:

“Birisi doğrudan doğruya Gülen Hoca'nın kendisi. Bundan üç yıl önce kendisine düşünceleri ve ilham verdiği harekete ilişkin Türk okurunun aşina olduğu "100 soruda" kitapları cinsinden bir çalışma yapsam sorularıma yanıt verip vermeyeceğini sordum. "Tabii veririm." dedi. Bunun üzerine yüz soru hazırladım ve kendisine takdim ettim. Bu arada bir keresinde 3 gün süren, diğerinde bir gün süren iki ziyaretim sırasında uzun uzun konuştuk”

Kitabın son bölümünde Hareket’i tarihsel perspektiften ele alan Ergil’in, Ahilik teşkilatı ile Hizmet arasında bezerlikler bulması, Hizmet’i Yunus ve Yesevi çizgisinde konumlaması ilginç. Ergil, “Gülen öğretisindeki kuvvetli  milli damar hemen sezilir” (31) diyerek Hareket’teki Türkiye Müslümanlığının kültürel referanslarını kısaca da olsa veriyor. Ergilin Hareket’le ilgili üzerinde durduğu hususlardan biri Türkiye Müslümanlığı konusudur, ki kanaatimce konuyla ilgili çeşitli çalışmalarda da değinilip geçilen bu hususun çok daha derinlikli ve analitik bir biçimde ve tarihsel bağlamlarında ele alınması gerekmektedir.

Ergil’e göre Gülen İslam’ın evrensel bir din olduğunu söylemesine rağmen Türklerin kendi örf ve adetlerini koruyarak İslamiyeti benimsediklerini söylemektedir. Gülen, Anadolu Müslümanlığından memnundur, Osmanlı örneğini ve tecrübesini çok önemseyerek bu dönemi Türk Müslümanlığının parlak bir dönemi olarak görür.

Aşağıya Dr. Ergil’in çalışmasından altını çizdiğim bazı tespitlerini aktarıyorum:

“ Ülkemizin içine düştüğü siyasal kargaşa , toplumsal huzursuzluk, güven ve dayanışma duygusunun eksilmesi ve ahlaki yozlaşma, Gülen’i giderek daha net duyulur kılmıştır. Gülen, salt milliyetçiliğin dolduramadığı  boşluğu, sosyal içerikli dinsel mesajlarla doldurmaya çalışmış, toplumsal seferberlik heyecanını ve ulusal dayanışma arzusunu duymaya susamış kitleleri hareketlendirmeye çalışmıştır”. (10)

Bu husus, sadece Ergil’in değil, Gülen ile ilgili çalışmalarında Hakan Yavuz’un, Enes Ergene’nin ve Ali Bulaç’ın da üzerinde durduğu, 1960’lardan itibaren değişen Türkiye’nin sosyal, siyasal ve ekonomik bağlamını iyi tahlil eden ve bu bağlamın yarattığı modern ihtiyaçları iyi tespit eden Gülen’in, süreç içinde bu ihtiyaçlara en doyurucu cevaplar üreten  bir dini lider olduğu tespitidir. Ergilin kitabında bu tezini destekleyen epey örnek var. Mesela şöyle diyor Ergil:
“Genel olarak Ege ve Marmara bölgesi, son yıllarda Anadolu’dan yoğun göç almıştı. Geleneksel bir yaşam biçiminden gelen ve farklı, daha modern bir dünyaya uymak durumunda olan bireyler ve aileler, getirdikleri değerlerle kent yaşamının gerektirdiklerini uyumlu kılmanın zorluğunu yaşıyorlardı. Geleneksel değerlerle modern dünyanın beklentileri arasındaki uyumsuzluğu aşacak yorumlara şiddetle ihtiyaç duyuyorlardı... aradıklari yorumcuyu Fethullah Gülen’nin şahsında buldular”. (12) “Gülen Hareketi herşeyden önce değişimi okumayp  başarmış  görünmektedir”. (28)“Fethullah Gülen bir Türk rönesansı önermektedir ve bunun için önce toplumumuzun kendi içinde barışa ve huzura kavusması gerektiğini savunmaktadır”. (10)

Gülen’in 1960,1970 ve 1980 darbeleri öncesi ve sonrasında kaleme aldığı yazıların ve verdiği vaazların muhtevası iyi bir tahlile tabii tutulduğunda görülecektir ki, Bediüzzaman’ın “Müspet Hareket” anlayışını toplumsal meselelere bakışında temel felsefe ve tutum olarak kabul eden Gülen’in, gençlere  barışçıl ve birlik beraberlik içerikli mesajlar vermeye gayret etmiştir.

“Ünü giderek artan Gülen, etrafında geniş kitlelerin manevi anlamda saf tuttuğu bir aşamada kritik bir karar vermek durumundaydı. Bir toplum önderi olarak insanların günlük hayatlarını yönetecek ve dolaylı da olsa siyasi bir rol mü üstlenecekti. Yoksa maneviyatı tercih edecek ve insanlara  yaşam, ahlak ve inançla ilgili alanlarda kendi tercihlerini yapmaları  için ilham mı verecekti? Fethullah Gülen Hocaefendi ikinci yolu seçti”. (12)

Gülen’in 1960’ların sonunda Necmettin Erbakan tarafından kendisine önerilen siyasete girme teklifini, eğitime öncelik ve ağırlık verme gerekçesiyle reddetmesi, onun Nur Hareketi’nin temel karekteristiklerinden olan siyasete mesafeli durma anlayışı ile ilgili olduğu söylenebilir. Bu konuda kitaptan bir kaç alıntı:

“Gülen Hareketinin mensupları, kendilerini kimilerinin görmek istediği veya iddia ettiği gibi siyasal bir hareket olarak nitelendirmiyorlar. Hatta bunu özenle  ve kesinlikle reddediyorlar. Nitekim Gülen de sık sık siyasetin yozlaştırıcı ve insanları birbirinden uzaklaştırıcı etkisinden bahsediyor” (35)
“İlk bakışta çok iddialı bir proje. Ama Hareket bunu ne bir devrimle ne de siyasal bir programla gerçekleştirmek niyetinde. Gülenin kendisi asıl devrimin insanın içinde gerçekleşmesini savunuyor.”
“Fethullah Gülen Hocaefendi için olgun bir toplum, soran, sorularına yanıt arayan, üreten bir toplum olduğu kadar, paylaşıma önem veren, güçsüzünü ve mahrumunu gözeten ama aynı zamanda yukarıdan gelen kararları eleştirel bir tavırla değerlendiren; onların yanlışlarına karşı çıkan ve yönetenleri sürekli alternatif çözümlere zorlayan vatandaşlardan oluşur” (22)

Ergil’in bu tespiti önemli; çünkü Gülen Hareketi araştırmalarında Hakan Yavuz,  Joshua Hendrik ve Yavuz Çobanoğlu gibi Hizmet’e eleştirel bakan akademisyenlerce en çok üzerinde durulan yönlerinden biri, Hareket’in özgür düşünceler üretebilen, sorgulayabilen bireyler yetiştirememesi. Burada, Ergil’in diğer araştırmacılarca sıklıkla altı çizilen bu hususları daha argümantatif ve analitik biçimde tartışması, Hareket’in yapısı içinde birey’in yerinin nasıl belirlendigini ve yine birey’in cemaate teslim olmadan özgür iradesini korumayı nasıl başarabileceğini Gülen Hareketi örneğinde daha geniş kapsamlı irdeleyerek tartışmaya önemli bir katkı sağlayabilirdi.

“Said Nursi ve Risale-i Nur külliyatının Fethullah Gülen Hocaefendi ve hareketi üzerindeki ciddi etkisi olmuştur. Ama bu etkinin manevi ve ilham boyutunda olduğu görülmektedir. Gülen Hareketinin praksisi daha çok kendine özgüdür ve günümüz şartlarından hareketle oluşturulmuştur. Dolayısıyla Gülen sistematiğinde Nur Hareketinin etkisi doğrudan ve organik değildir” (25)

Yine literatürde en çok konuşulan konulardan biri olan Said Nursi ( Risale Nur, Nur Hareketi) ve Fethullah Gülen münasebetleri, aynı zamanda hakkında doyurucu mahiyette en az analizlerin yapıldığı alanlardandır. Bu hususta da Nursi ve Gülenin düşünceleri ve hareketleri kendi tarihsellikleri içinde ve daha geniş bir sosyal ve entellektüel tarih zemininde mukayeseli olarak incelenmeyi bekliyor.

Ergil aşağıdaki tespitlerinde Gülen Hareketi’nin temel özelliklerini de ortaya koyarken, Hareket’in kendisinden önce gelen herhangi bir hareketin devamı mahiyetinde olmadığını belirtiyor:

“Gülen Hareketi  içinde yer alanlar, kendilerini daha önceki bir hareketin ne devamı ne de uzantısı olarak görürler.Bu bir Türkiye olgusudur ve ülkenin belli bir konjonktüründe  kendi değerlerini kendisi yaratmış, hedeflerini kendisi belirlemiştir” (26)
“Daha önce Türkiye’den kendini ulusal sınırlarını aşan böylesi bir toplum hareketi çıkmamıştır” (26) “Çağdaş bir toplumsal olgu olmasına rağmen Gülen Hareketi İslami bir hareket olarak görülür. Bu doğru bir tespittir. Ancak söz konusu hareket, eylem ve uygulamalarıyla bir din veya inanç kümesinin sınırlılıklarını aşmıştır.Bu özelliğiyle diğer çağdaş İslami hareketlerden ayrılır” (27) 
“Gülen, hayatını  dinin esaslarını  anlamaya, yorumlamaya ve dindar bir insan olarak çıkardığı dersleri  başkalarıyla paylaşmaya  adamıştır. Bu  temeldir” (30)
“Söylem ve eylemleri bir süreç içinde değerlendirildiği  zaman, Fethullah Gülen Hocaefendi’nin gelenekle moderniteyi uzlaştırmaya  çalıştığı görülür. Ona göre modern toplumun üç önemli özelliği vardır: Toplumsal  uyum,  üretkenlik-çalışma ve ahlak” (30)


Ergil’e göre, Gülen Hareketi:

1-      İçe kapalı değildir.
2-      Otoriteyle kavgalı değildir; farklılıkların harmonisini savunur.
3-      Dışsal, yani zorlayıcı bir ahlak anlayışına sahiptir. (33)
Ergil, Gülen’in ve Hareketi’nin motivasyonunu ise şöyle açıklıyor:
“Gülen için mesele açıktır. Allah sevgisi ve onun buyruklarına uyma. (37)

Ergil, Gülen ve Hareketinin ahlak anlayışının  bileşenleri 7 maddede tasnif etmiş:               
1-      Benimsenmiş, özümsenmiş ahlak anlayışı
2-      Tebliğ 
3-      Temsil
4-      Toplumsal birlik ve toparlanma ideali.
5-      El verme veya başkasını destekleme ideali
6-      Fedakarlık
7-      Hakka ve halka hizmetin dayanılmaz benzerliği
Özellikle Yurtdışında Hareket’le ilgili en çok merak edilen sorulardan biri de Hizmet Hareketi’nin bir Sufi akım olup olmadığı, gerek Hareket’in esasları gerekse Gülen’in öğretisinde Sufiliğin rolü ve işlevi meseleleridir.
Ergil’e göre;

“Gülen tasavvuf düşüncesine yakın bir tefekkür ve din adamıdir ama onun dilinde bu kavram, “ kalbi ve ruhi hayat” biçimini almıştır. Bu konuda Gülen, Hz. Muhammed’in manevi ve ruhani hayatını örnek alır” (62)

Buna bağlı olarak, Ergil, Gülen Hareketi’nin bir tarikat olarak nitelendirilmesini  kabul etmiyor:

“Hareketin temel dinamikleriyle klasik İslam tarikat geleneğinin dinamikleri benzeşmekle birlikte Hareket, gerek bir sivil insiyatif olarak örgütlenme biçimi, gerekse kültürleşme biçimi ile tarikat örgütlenmesinden ayrışmaktadır. Max Weber’in Protestanlik ve Asya dinleri üzerinde yaptığı analizlerle geliştirdigi dünyevi asketism kavramıyla da kısmen analiz edilebilmekle birlikte Gülen Hareketi, sivil dinamiklerle organize olmuş bir harekettir. Klasik tasavvuf kültüründeki tevazu, fedakarlık, diğergamlık, adanmışlık ruhu, halk içinde Hak ile beraber olma, başkalarının iyiliği için yaşama, karşılıksız hizmet etme, hiç bir niyet ve eyleminden ödül beklentisi içine girmeden ruhi, manevi ve kalbi derinlik…gibi pek çok kavram, Hareketin fikri ve ameli dinamikleri arasında yer almaktadır” (66)

Ergil, Gülen Hareketi’nde kritik kavramın “hizmet” olduğunu, Gülen’in hizmet anlayışında ise toplumsal sorumluluk ve adanmışlık ruhununun esas oldugunu (67) bunun da Gülen’in halka hizmetin Hakk’a hizmet olduguna inanmasından kaynaklandığını ileri sürüyor.

KITAPTAN KİMİ ALINTILAR:

Gülen Hareketi'nin praxisi (teori ile pratiğinin bileşimi) daha çok kendine özgüdür ve günümüz koşullarından hareketle oluşturulmuştur.
Fethullah Gülen, hayatını, dinin esaslarını anlamaya, yorumlamaya ve dindar bir insan olarak çıkardığı dersleri başkalarıyla paylaşmaya adamıştır. Onun söylediklerini ve yaptıklarını anlamak için bu perspektifi gözden kaçırmamak gerekir.

Mevlânâ'nın çağrısının bir benzeri günümüzde Gülen Hareketi ile tekrarlanmaktadır. Söylenenle yaşanan arasında bir tutarlılık vardır ve bu da hareket mensuplarıyla manevi önderleri arasında sarsılmaz bir inandırıcılık bağı oluşturmaktadır.
Türkiye'nin etkisini, kültürünü ve insani ilişkilerini sınır ötesinde taşıyan bu çapta ve etkide bir ikinci sivil teşkilatı var mı? Yok! Ne yazık ki yok. Peki, Gülen Hareketi bunu nasıl başarıyor: İnanarak. Neye? Davalarına; yani bu yolla hem Yaradan'a hem de yaradılana hizmet ettiklerine inanarak...

Gülen topluluğunun yalnızca bir 'cemaat' değil, hareket olarak adlandırılması, onun klasik cemaatlerin yerleşik ve 'yerindenlik' özelliklerini çok aşan eylemsel ve mekânsal hareketliliği ile açıklanabilir.

Hareketin -tüm baskılara rağmen- gelişmiş ve genişlemiş olması, çeşitli kesimlere mensup insanların Gülen'in teklif ve tavsiyelerinde ortak yararlar bulmalarına ve bu yararların kendi hayatlarına olumlu sonuçlar doğurduğunu görmelerine bağlanabilir.

Tıpkı Ahilik gibi Gülen Hareketi de bir 'çevre' hareketidir. Girişimleriyle 'çevre grupları' merkeze katma ve onu genişletme işlevini yerine getirmektedir. Bu sayede sisteme (ve merkeze) karşı bir duruş sergileyebilecek olan sosyal kesitleri sisteme dâhil ederek onu hem çoğulculuk doğrultusunda dönüştürmekte hem de sisteme yeni bir dinamizm kazandırmaktadır.