Sunday, June 15, 2014

KEKEÇ ve TUNA VS.

Gurbette imrar-ı hayat eylemenin fevaidi tadat etmekle bitmez.

Mesela pro-government mecraalarda her gün bıkmadan usanmadan fikir beyan eden bir zevat-ı kiram zuhur etti ya son dönemlerde...işleri her Allahın günü birine çatmak; ya yerin dibine batırmak ya ala-yı illiyine yüceltmek. Vasf-ı mümeyyizleri, zinhar i'mal-i fikr değil; ya? hedef adeta ancak tahsille elde edilebilecek bir lafazanlıkla istihsal edilen bir imha-yı fikr faaliyeti ve zihinleri teşevvüş, ruhları tedhiş gayret-keşliği...tam bir "bizden başkası adam mı ki, bizden sonrası da tufan zaten" nobranlığı...

İşte tvyi her açtığınızda program program, gazete niyetiyle tab edilen o şey'leri elinize her aldığınızda çarşaf çarşaf... bu kişilerin bu minvalde sergiledikleri kepazelikleri, tuhaflıkları izleme ve okuma işkencesine maruz kalmıyorsunuz gurbet ellerde... Bilene, bu az bir nimet değildir!

Bu arkadaşlar hani az buz münevver değiller ya! Doğu da Batı da Kuzey de Güney de barekallah ezberilerinde ya bu hazretlerin. Dünya edebiyatından, felsefesinden ordan burdan alıntılarla, olmadık malumatfüruşluklarla, sadece aleme nizamat vermekle kalmaz, kah pop sosyolog kah İslamcı sosyolog gibi son derece "özgün" terkipleriyle de istihza yollu onu bunu tasnif ve tavsif ederler. Haa, Batı ve Doğu'yu bilirler demem lafın gelişi. Kaleme aldıkları üç beş yazıyı şöyle ardarda okuyuverseniz, her ikisinden de behresiz kaldıklarını hemen anlarsınız. Basma kalıpçılık, seri üretim, ezbere konuşmacılık ve çapsızlıklık...paçalarından akar. Haddizatında bir edebi sanat olan tekrir, bunların kaleminden adamı okuma yazmadan soğutacak raddelerdedir. Aynı kelime kadrosuyla hep aynı teraneyi terennüm edip dururlar. Ama neylersin  koyunun olmadığı yerde... bu şeyler mergub metadır. İşte bu gibi kalemşörlüklerle....nice karakter suikastları diyeceğim de, elim varmıyor. Neyse.!

İmdi.. Ey azizan - yani bu arada ikisini birden muhatap aldığım için kendilerine azizan diyesiyim- araya sıkıştırdığınız kah Foucault'tan kah Adorne'dan bir kaç light ikitibasla entellektüellik fülan olmaz, sadece nargilehanelere tüneyen ağzı açık ayran budalası makulesinden, size yahşi çeken  bir kaç hayran pehlersiniz...

Bu arada iki dedim de aslında bu çeşit, en az üç kişi. Bu zevata öykünen bir de ismi lazım değil bir hikaye tahlilcisi var; son zamanlarda, yine ismi çok da lazım olmayan ama ehlince maruf ve tekzipleriyle meşhur bir ceridede hummalı bir şekilde siyasal tahliller döşemeciliği ile meşgul; hazret her şeyi paralele bağlayarak işin kolayını da bulmuş. Okey okey, bu çok kreatif bir durum değil ama geçer akçe işte, geçiyor. Hemi öyle deme, viran olası hanede evlad-ı eyal de var. Yalnız benim ilk iki arkadaştan ricam, bu tahlilci arkadaşa, hikaye tahlili yapmanın idrar tahlili yapmaya benzemeyeceğini anlatmaları...

Neyse hem lafı uzatmaya hacet yok...hem de habbeyi kubbe yaparak canımı daha fazla sıkmaya... Fakir, böyle eşhas-ı mudhikenin düçar olduğu böylesi bir ahval-i elime için, va esefa ve va hayreta deyip geçiyorum umumiyetle, napim!

Demem o ki, geçen hafta pazarı pazartesiye bağlayan demlerde, memlekette ne var ne yok diye mezkur bir kaç gazeteye şöyle bir nim nigahla bakınca  ziyadesiyle canım sıkıldı! Neresinden tutsan elinde kalacak bu şeyleri her zaman okumak zorunda kalmadığıma tekrar şükrettim.

Sen şimdi ulusal bir gaztede yazı yazıyorum, haftanın her akşamı ekranlarda şişine şişine ve dahi kaykıla kaykıla efkar-ı mühimmemi serdediyorum, konuşuyorum, umum halkı tenevvür ediyorum....tevehhümüyle möhim bir adam pozları keseceksin... sonra en genel geçer ve en basma kalıp yargılar ihtiva eden kompozisyonlar döşeyeceksin, köşe yazısı niyetine...Mesela Yabanlardan Ahmet Celalellerden, Oğuz Ataylardan Tuunamayanlardan falan bahsederek... fikri düzeyi iyice yerlerde sürünen Türk matbuatında, hem entellektüel takılacaksın hem de bir yazıyı daha başından savmanın ve bu arada da üç beş kişiye çakmanın ezik hazzını ve sürurunu yaşayacaksın... Va esefa ve va hayreta. Memleket gazetelerindeki entellik rayiçi yerlerde sürünüyor dediğimizde bir kaç ehl-i himem alınıyor sonra.

Bir de kendilerinde olmayınca, olana dil uzatarak ordan prim yapma, günlük bir yazıyı daha başından savma hastalığına giriftar olmamışlar mı!

Hele hele Kekeç bey! Muazzam bir gastecilik başarısı imişçesine...bir kaç anıya yaslanarak, İslamcı sosyolog diye tesmiye ettiği Ali Bulaç'ın vakt-i zamanında İstanbul Belediyesi'nde tuttuğu bazı danışmalık işlerini telmihen... işte dün böyle diyordun şimdi de şöyle diyorsun tariziyle yetiştirdiği yazısını çok ayıplı buldum.
Teşkil edilmeye çalışılan algı şu: Bir zamanlar, hükumetten maddi olarak istifade ederken, hatta maaşa bağlanmışken...akçalı işlerin bozulunca, veryansın eleştirmeye başladın hükumeti.

Bu minvaldeki bir kaç süfli bel altlarıyla güya ki yıpratmaya gayret ediyor muhatabını. Yani belediye ile veyahut hükumete çalışınca, bir daha ilanihaye bu kurumların yaptıkları kimi işleri eleştirme hakkını selbediyor sayın Kekeç. Bu argumantın -herzenin- neresinden tutulacağına yine Kekeç beyin kendisi karar versin. Zira ki 40 akıllının kolay kolay çıkarabileceği bir taş değil bu! Be hey Kekeç bey, insafın sizin nargileciler semtinde hiç namı yok mu!

İşte bu gibi yazılar okuyunca ben de o sinirle.. dokunduğum bilgisayar tuşlarından çıkan daha sert kelime ve cümleleri silip silip tekraren yazıyorum buraya. Allah ıslah etsin, bu durumlar için edilebilecek en güzel duadır.

Ezcümle...

Evet, adam yerine konulmak iyidir. Daha düne kadar horlanan...ezikliği handiyse kaderileştirmiş  bir kısım zevatın şimdilerde kool birer kanaat önderi, insan-ı kamil birer ağır abi pozlarında orda burda salınmalarını kınayacak da değilim. Dem bu demdir dem bu demdir dem bu dem onlar için. 2010lar, bu zevatın prime-time'ıdır, ki sulandırmadan tadını çıkarmak haklarıdır.... Ama, yıllardır duruşu ve çizgisi belli birini ihale entellektüeli olarak temhir etmenin de hiç bir alemi yoktur! Onun böyle olmadığını Kekeç de bilir ama Bulaç'ı Dolmabahçe'ye çağıran ekabir zevat daha iyice bilir. Bunu bilemeyecek kadar mı hırsın aldı senden seni be mübarek...

Dedim ya..ben işbu memlekette olsam...ekran ekran o konuşanların ahkam kesmelerine maruz kalsam mesela... çiziktirdikleri kompo-ları okumak zorunda kalsam maazallah...hop oturur hop kalkar....ve epey günaha girerim he...

Gerçi bizimki de biraz cerbezeye kaçtı ama..sanırım böyle bir dilden daha iyi anlarlar...Bana düşen de, eğlenmek kasd-ı mahsusuyla da olsa okumadan es geçmek bu tezviratı...zaten bu son olsun, neme lazım!