Saturday, June 14, 2014

GÜZEL GÖR GÜZEL

mestane nukuş-ı süver-i aleme baktık 

her birini özge bir temaşa ile geçtik..

                                                                     naili

Şimdi... bezgin canınla ve süklüm büklüm bir halet-i ruhiyeyle bilgisayarın başında oturduğun şu an.  

Dünyanın adını bile bilmediğin beldelerinde canlara kıyılıyor, katliamlar yapılıyor, cinayetler işleniyor, anneler hıçkırıyor, masum çocuklar gözleri şişercesine yürekleri kanarcasına ağlıyor...binlerce yolunu şaşırmış güzel insan, türlü türlü intihar hayalleri kuruyor, çantasını eline almış yüzlercesi evini sonsuza kadar terk etmek düşüncesiyle kapıyı dışardan kapatmak üzere, yüzbinlerce masum çocuki kadın, erkek, yaşlı...taciz ediliyor, ve insanlar ölüyor ölüyor....ama DOĞUMlar da var...evet unutma her an her dem doğanlar da var...

Sen, belki de üzerine dalga dalga yayılan kasvetlerle tahammül-fersa kabz halleri içinde kıvranıyorsun şimdi, saat sabahın körü ama gözlerinde ağır bir uykusuzluk...hani ölüversen şimdi şuracıkta bir damla kanın akmayacak kadar ağır mı ağırsın... yaşın genç, gel gör ki adeta yüzyıllık kırıklıklar ve bozgunlar yaşamışsın...

ama hemen yanıbaşında çok ama çok güzel şeyler de oluyor. de'si fazla; çok güzel şeyler oluyor, sürekli, dembedem, anbean.  

O kadar güzel şeyler var ki çok yakınında... evet illa ki var. Görsene, görmek istesene, hissetsene, uzanıp dokunsana...Bunu bulmak senin işin, hissetmek, hazzetmek, ondan memnun olmak...ve sonra çoğaltmak bu güzelliği sana kalmış. O kadar yakınında ki bu güzellik! 

Mesela...Tiranların, mütevazi kisvesiyle sokaklarda, işyerlerinde, evlerde, tvlerde, meydanlarda kol gezdiği ve sureta da olsa rağbet ve itibar gördüğü şu modern zamanda... sıradışı olmanın kutsandığı, içindeki devi uyandırma masallarının bestseller olduğu günümüzde...mesela senin kendini gerçekten  "sıradan" hissetmen ve sırada biri olman... ne güzel bir güzelliktir! Ne kadar sıradan, tekdüze ve yalın olduğunu hisset; daha sevecen, daha mutmain, müessir ve huzurlu olacaksın buna inan, bana inan. 

Her an  ikram ve ihsan edilen güzellikleri görerek, senin için hazırlanmış başka nice güzeliklere yürüyeceksin. Memnuniyet hisleriyle...şükür ve rıza hisleriyle...daha bereketli hazinelerin kapıları birer birer açılacak. Bir kez daha tekrar ediyorum: Şükür ve Rıza..sen istersen sabrı da ekleyebilirsin...

Şu öfke ve minnetsizliğinle, ümitsizlik ve hayal kırıklıklarınla...güzeli ıskalayacağın, göremeyeceğin gibi, hayatı da kendine zehir ediyorsun. Cemil olan, her şeyde evet evet her şeyde nice hikmetlerle bezediği nice güzellikler halk etmiş. Bunu gör ki, bu güzelliğe layık hale gel, başka güzelliklere de liyakat kesbet. 

Şu an. Şimdi.  

Yaptığında, işlediğinde, kıldığında, geldiğinde, gittiğinde, eylediginde... bir güzellik var. Herşeyden evvel sen insansın be yahu! Sen gel, bunu görenlerden ol. Usta'nın dediği gibi de: Huzma safa dama keder, al neşesini ve safasını hayatın, üzüntü ve kederi yele ver. Hz. İsa gibi, bir koyun leşine bakınca: "Aman ya Rabbi, şu hayvanın ne de güzel ve bembeyaz dişleri var" de...hem sen hayvan değilsin ki be yahu!.