Thursday, July 31, 2014

Bir Erzurum Şâiri Ketencizâde Mehmet Rüştü Efendi

Hak tecellî eyleyince her işi âsân eder

Halk eder esbâbını bir lâhzada ihsân eder

Erzurum'un yetiştirdiği değerlerden Ketencizâde Hacı Hâfız Mehmet Rüştü Efendi, 
1834 yılında Erzurum'da doğdu. Babası keten bezi ticaretiyle geçinen Rizeli Bekir Efendi'dir. Bu yüzden Mehmet Rüştü Efendi, Ketencizâde adıyla anılmıştır. Haramdan son derece çekinen, gönül ehli, hazırcevap, hoşsohbet, âlim, hatip ve şâirliğiyle şöhret bulan bu kâmil insan, mutasavvıf ve mütefekkirliğinin yanı sıra hafız ve hattattır. Öğrenimini Erzurum medreselerinde yapmış, icâzetnamesini burada almıştır.

Ketencizâde Mehmet Rüştü Efendi gençlik yıllarında Hızır Aleyhisselâm'ı görmek ister. Onun bu isteğini öğrenen babası bir gün şöyle der, "Oğlum Rüştü, Hızır Aleyhisselâm'ı görmek ister misin?" Ketencizâde, "Elbette isterim!" deyince babası şunları söyler: "Öyle ise Ulucami'ye devam et. Kırk sabah namazı kıl, Hızır Aleyhisselâm'ı görmezsen gel yanıma..."

Ketencizâde, babasının bu sözü üzerine her sabah, namaza Ulucamii'ye gitmiş. O kadar hevesle gitmiş ki camiin temizliğini, müezzinliğini yapmış. Hasretle Hızır Aleyhisselâm'la görüşmeyi beklemiş. Fakat kırkıncı günün sabahında yıkanıp camiye koşana kadar epey vakit geçmiş. Derken namaz bitecekken yetişmiş cemaate. "Yazık, otuz dokuz gün zamanında geldik, son gün Hızır'ı göreceğimiz zamanda geç kaldık. Olacak şey mi!" diye içinden geçirmiş. Ketencizâde bu düşüncelerle camiden çıkarken yanına bir ihtiyar yaklaşarak, "Gurban, niye böyle telâşlısın?" diye sual edince, "Sorma, bugün Hızır'ı görecektim. Ona yetişemedim. Telâşım, acelem bu yüzdendir." şeklinde cevap vermiş. Bunun üzerine yaşlı adam, "Yavrum daha gençsin. Hızır'ı daha çok görürsün." diyerek Ketencizâde'nin koluna girmiş. 

Ulucami'nin kapısından beraber çıkıp karşıya geçmişler. Yaşlı adam Ulucami'nin tam karşısında yatan Ebu İshak Kazirunî Hazretlerinin türbesini göstererek, "Gurban Ebu İshak'ı bilir misin? Çok büyük zattır. Benim de askerlik arkadaşımdır. Gel hele birer Fâtiha okuyalım." demiş.

Birer Fâtiha okuduktan sonra ayrılmışlar. Yaşlı adam Erzurum Kalesi'ne çıkan sokağa, Ketencizâde Taşmağazalar tarafına yönelmiş. Ketencizâde, az sonra yaşlı adamın "Ebu İshak büyük bir zâttır. Benim de askerlik arkadaşımdır." sözlerini hatırlamış. "Ebu İshak 700 yıl önce yaşamış bir zâttır, nasıl asker arkadaşı olur." diye düşününce yaşlı adamın Hızır Aleyhisselâm olduğunu anlamış. Hemen geri dönüp ara sokağa koşmuş ama Hızır Aleyhisselâm çoktan sırra kadem başmış.

Ketencizâde Mehmet Rüştü Efendi her insanda bulunmayacak ölçüde dürüst, vazifesine bağlı, alçakgönüllü, çalışkan bir insandı. Haramdan korkan, doğru bildiğini söylemekten çekinmeyen bir tarafı vardı. Hoşsohbet bir insan olan Ketencizâde, hazırcevaplığıyla beraber güldürerek düşündüren tarafıyla âdeta devrinde Doğu Anadolu'nun Nasrettin Hocası'ydı. 

Ketencizâde, bir süre Kavaklı Camii'nde müezzinlik, daha sonra Ulucamii'de imam hatiplik yapmıştır. Uzun yıllar burada vazife yaptığından "Ulucamii İmamı" olarak da tanınmıştır. 

Ketencizâde Mehmet Rüşdi Efendi, gençliğinde Nakşibendi tarikatine yönelir. İlk olarak Mevlana Halid-i Bağdadî'nin halifelerinden Kishalı (Tortumlu) Feyzullah Efendi'ye bağlanmıştır. Onun ölümünden sonra Ketencizâde Erzurum'a küserek buradan ayrılır. Uzun zaman başka yerlerde gezip dolaştıktan sonra hacca giderek bu görevini de yerine getirmiştir. Bu arada birçok Allah dostunu ziyaret etmiş. Bursalı Şeyh Süleyman Efendi'yi bulmuş ve ona bağlanmıştır. Gerek hac vazifesinin ifâsı, gerek Hak dostlarını ziyaretleri onun gönül dünyasını sükûna erdirmiştir. 

Günleri huzur içinde geçerken Erzurum'un düşman eline düştüğünü büyük bir üzüntüyle öğrenir. Kederli bir hâlde İstanbul'a gelir. Erzurum'un içinde bulunduğu zor durum, onu rahatsız eder ve Erzurum'a dönmeye karar verir. Bitlisli Şeyh Küfrevî Hazretlerine başvurarak bu acı günlerinde mânevî ilâçlar arar. Ömrünün sonuna kadar Şeyh Küfrevî Hazretlerine bağlı kalır.

Ketencizâde Mehmet Rüştü Efendi evlenmiş, Şakire ve Sakine isimli iki kız çocuğu ve Esma isimli mânevî evlat sahibi olmuştur. Öz kızlarının çocukları olmamıştır.

Ketencizâde iyi bir hattattı. Özellikle talik yazıda Erzurum'da yetişen en iyi hattatlarındandı. Devriyye isimli eserinde yazdığı hat örneği bu alandaki gücünü gösterir. Hat olarak Ketencizâde'den günümüze hat sanatındaki maharetini gösteren ve çeşitli camilerde basılı şekilleri bulunan levhaları, mezar ve çeşme kitabeleri kalmıştır. Bu manzum kitabeler önemli şahısların ve hayır eserlerinin önemini göstermesi ve unutulmamalarını sağlaması bakımından önemlidir. Kendi yazdığı Kur'ân-ı Kerîm yazması ise kayıptır.

Ketencizâde bununla beraber tarih düşürmede de ustadır. Tarih düşürdüğü birçok mısraı vardır. Erzurum'un tarihi ile ilgili manzumeleri vardır. Erzurum'un bir çeşit manzum tarihçisidir. 

Ketencizâde hayatını âdeta yaşamaya ve yazmaya vermiştir. Velut bir şâirdir. Özellikle Erzurum ile ilgili her şey onun yazmasına, söylemesine yeter bir sebeptir. Erzurum'un taşı, toprağı, kışının sert veya yumuşak geçmesi, bir dükkânın açılışı, çeşmeler hemen her şey şiirlerinin konusu olmuştur. Onun demirciler için yazdığı,

"Yansam da ocak gibi gamım eylemem izhar
Sokma beni ateşlere ey çarh-ı cefakâr"

Gürcükapı'daki Leblebici Hacı Ahmet Usta için yazdığı,

"Nevcivanlar ekli derse leblebi
Pir olanda istemez kuvvet habi"

Bezzazlara için,

"Hor görme sakın sanatını sıdk ile sa'y et
Ser mezhebimiz Hazret-i Numan idi bezzaz"

Seyfullah Çeşmesi için,

"Hudaya teşnegân-ı Kerbelâ ervâhını şâd et
Okuyup besmele nûş edeni her gamdan azat et
Niyâzımdır ki Seyfullah Efendi ber-murâd olsun
Kamu sevdikleriyle ömr ü ikbâlini müzdâd et

Bu zibâ çeşmeye "feyz-i hayatı" eyledi tarih
Ketencizâde benden hızr-ı tevfîkinle irşâd et" 

mısraları birer örnektir. Ketencizâde'nin eserlerinde hem halka, hem de aydınlara bakan bir yön vardır. Şiirlerinde edebi sanatlara yer verdiği gibi halkın kullandığı atasözlerine, deyimlere ve mahâlli ifadelere de yer verir. Ketencizâde'nin hem medrese tahsili yapması, hem tasavvuf ehli oluşu onun şiirlerinde dinî, tasavvufî unsurların çokça yer almasını sağlamıştır. Divan edebiyatı geleneğinin ağırlığı göze çarpar. Şiirlerinin büyük bir bölümünü aruz ölçüsüyle yazmıştır. Ketencizâde'nin birçok eseri kaybolmuştur. Gerek Birinci Dünya Savaşı'nda, Erzurum'un Rus işgali sırasında yapılan tahribat, gerekse daha sonraki yıllarda eski alfabeyle yazılan kültürel değerlerimize bigânelik ve hattâ düşmanlık bu eserlerin kaybolmasına sebep olmuş.

Ketencizâde'nin 1914 yılında basılmış olan Mevlid isimli eserinin yazma nüshaları bulunmaktadır. Bundan başka yazma bir divanı da mevcuttur. Bu divanın yazması Nazif Şehidoğlu tarafından muhafaza edilmiştir. Her divanda olduğu gibi bu eserde tevhid, münacat, naat, kaside, gazel, kıt'a, müfred müstezat bölümleri vardır.

Ketencizâde, ölümünden çok kısa bir süre önce Alvarlı Mehmet Efendi'nin babası H. Hüseyin Efendi'yi ziyaret etmiş, helâllik almış. Kalkarken de sarılmışlar birbirlerine. Tam bu sırada Ketencizâde, H. Hüseyin Efendi'ye "Biz artık ahirete intikal ediyoruz. Fakat sizler şanlı geleceksiniz." demiş. Rus işgalinin son aylarında Ketencizâde merhum olmuş. Bir süre sonra da tam Merhum Ketencizâde'nin daha önce söylediği gibi âhirete şanlı bir şekilde intikal etmiş. Erzurum'un düşmandan temizlendiği günde H. Hüseyin Efendi şehadet şerbetini içmiş. 

1962 yılında Salim Bağcı tarafından Ketencizâde Mehmet Rüşdi Efendi'nin yeni mezarı için hazırlanan kitabe şöyledir:

"Kalbi mahzun ciğeri hun bülbül-veş gibidir
Sönmez aşkın sebebi içtiği bir bâdedir

Hem Hafız Rüşdü derlerdi hem hatip
Üslûbu gayet akıcı lisanı hoş-sadedir

Tam seferberlik içinde gitti ukbaya
331 yılında ölüme âmadedir"

Bu kitabeye göre ölüm tarihi Rumî 1331, Milâdî 1916 yılıdır. Seksen yıldan fazla yaşamış ve o dönemin üzücü hâllerini görmüş olarak vefat etmiştir. Uzun yıllar kaybolmuş olan mezarı 1962 yılında valilik ve belediyenin ve Erzurumiyatçı imzasıyla yazılar yazan Cemalettin Server Revnakoğlu'nun gayretleriyle bulunmuş, Yetim Hoca ve Sarı Gümrükçü isimli zevatla beraber Asri Mezarlık'ta "Meşhurlar Sofası" adıyla düzenlenen yere taşınmıştır. 

Şiirlerinden Örnekler

Gazel 
Garîk-i bahr-i isyânım dahilek ya Resulallah
Gedâyım, çok perişânım dahilek ya Resulallah

Cihanda kalmadı bir cürüm kim ben yapmadım anı
Sana geldim pişmânım dahilek ya Resulallah

Gelen müflis der-i in'amına mamûr olur mutlak
Bana rahm et ki virânım dahilek ya Resulallah

Heva-yı nefse uydum nefsim uydu dev meluna
Neden uydum nemidânem dahilek ya Resulallah

Sakalım ak, yüzüm kara, yaşım heftâde yetmiştir
Velâkin ehl-i imânım dahilek ya Resulallah

Cihanda zerre denlü ateşe takat getürmezken
Cehennemde nice yanam dahilek ya Resulallah

Ketencizâde-veş cümle günahkâre şefaat kıl
Bu hâl üzre duahanım dahilek ya Resulallah

Gazel
Yıldız âsâ geceler gözleyen ey mâh seni
Seyreder gün gibi elbette sehergâg seni

İsm-i a'zâmın senin nâm-ı şerifin oldu
Buldu hüsrân-ı ebed, bilmeyen eyvah seni

İsmini vird-i zebân eyleyen irşâd oldu
Hakk'ı bildi bilen ey mürşid-i agâh seni

Kim bugün yârin ola, yarın olurmuş yârin
İki âlemde bize yâr ede Allah seni

Nâil-i feyzin olan ârif-i billah oldu
Enbiyâ cündüne Hakk kıldı şehinşah seni

Âlem-i gayb u şühud sırrı sanadır mekşuf
Kıldı Hakk mahrem-i esrâr-ı haremgâh seni

Sâyeveş hâk-ı mezellette koma Rüşdi kulun
Kıl şefaat göre hak-bîn ile her gâh seni

Âşığım Ben Sana
Âşığım ben sana rûz-u ezelden
Sen benim şâhımsın ben senin benden

İster öldür kulun ister çirağ et
Râzıyım her ne ki gelirse senden

Cismim de senindir bu cân da senin
Mukîm de senin mihmân da senin

Derdim de senindir dermân da senin
Ben senden geçemem cân çıksa tenden

Sana kulluk için cihâna geldim
Leyk gayet yaman zamâna geldim

Bed-huylar elinden amâna geldim
Ayırma Rüşdî'yi hulk-ı hasenden

Güz Mesârif Destanı
Mevsimi geldi efendi git pelit al, dal da al
Çam, kavak, sorhun, tezek, saçma dahi herhâlde al

Tuz, çaşır, peynir, güzel yaprak bu günlerde gelir
Bir kuru tatlı erik, hurma ile yağ, bal da al
Sebze, kişmiş, bademiçi, fındıkiçi çok getir
Köme, pestil, bamyaya bak her ne var bakkalda al

İki yüz batman kadar un parası ver köylüye
Gendime, bulgur da gelsin, mercimek, şalgam da al

İşine elbette adem ihtiyat etmek gerek
Hasılı tut pendimi, kurbanlığı Şevval'da al

Et gelince zerzevat günden güne elbet gelir
İki yük ala pirinç alınca bir gırbal da al

Ademe bir şan imiş ahırda hayvan beslemek
Adımız var, şanımız var bari birkaç mal da al

Ot, saman, yonca ile arpa alınca dikkat et 
Üç sepet, iki kürek, ahır yüzüne sal da al

At, katır, merkep, öküz lazımsa ihmal eyleme 
Bir çekiç, bir kerpeten, çokca döğülmüş nal da al

İki top çilvari, üç top basma, on el havlusu 
Üç tulum, beş top gezi, lahuri bir top şal da al

Vakıa bunlarsız olmaz bir çiçek gördüm bugün 
Çarşıya git bir su'al et, bul anı dellal da al

Bir kazan, iki soba, bir lamba, üç çay güğümü 
İki-üç seccade, iki hâlı, üç mangal da al

Biz de inci var velakin az olunca ar olur 
Şimdilik çok istemem bundan otuz miskal da al

Otuzaltı tane altun, top dahi lazım bize 
İki altun kordela saat, kıza halhal da al

"Ya bize çarşaf' dedi, "alası yok burda" dedim 
Otuz altun Bağdad'a ba-posta et irsal da al

Küp, güveç, çömlek, çanak, fincan, tabak subardağı 
Bir fıçı gaz, çokça boru, kapıya mandal da al

Pek ucuz bir makine gördüm piyango malıdır 
Nerde ise oğlanı ardınca anın sal da al

Kakula, tarçın, biber, hem zencefil malumunuz 
Çay, şeker daim alırsın bak da o emsalda al

Çok makama ile güllaç ve şurup, şehriyye hem 
Her zaman lâzım bize attardan tutkal da al

Evdeki, hariçteki hizmetçiler muhtaçtır 
Her ne isterlerse sor da, onlara partal da al

Bunca eşyayı kim alsın, kuvvetim yoktur dedim 
"Mollalar gelsin efendi, bir iki hammal da al"

Neyleyim bilmem ki cebimde yoktur bir beyaz 
Bu hayâl mekkaresi ikdam eder ki al da al

Elde para yok ise eşyaları ahzetmeğe 
Eyleyip dainleri temin biraz imhâl da al

Parasız ancak bu alemde günah almak olur 
Para yoktur söylesem havf eylerim der: çal da al

Kim güvensin bu cihanda bir tıfıl oğlum da yok 
Dedi: sıdk ile Huda'dan isteyip etf'al da al

Bu kadar masraf ne kar ile olur sordum dedi: 
"Doktor ol, ya avukat, ya dağda ol kattal da al"

Dedim ikbalim olaydı gelmez idim âleme 
Dedi: "Ömründe yalan söz söyleme, ikbal de al"

Ah! dedim hâlim yaman; dedi ki: "tut rah-ı rıza" 
Lutf-ı Hak'la himmet-i peygamberi hoş-hâl da al

Kesb-i rahat etmeğe alemde yol yok mu? dedim 
Dedi: "Terk-i rahat-ı dünyada kıl ikmal da al"

Bildiği hâlde gönül o rahatı almaz dedim 
"Hakk'a yalvar" dedi, Hakk kılsm anı meyyal da al

Ey civan ergenliğin bil kadrini, rahat yaşa 
Ben de bir iş isterim derse bu bahre dal da al

Bulmak istersen eğer Rüşdi meta-ı izzeti 
Kendini gene-i kanaat içre kıl, idhâl da al

Lutfuna mazhar buyur ya Rab Ketencizâde'yi
Cürmünü meccânen afv et koyma bu işgalda al