Saturday, July 26, 2014

TATLI SU MÜSELMANLARI

Ramazanın son demlerindeyim. İyi gidiyorduk böyle halbuki!

Ne ki, binlerce kilometre uzakta da olsak, Türkiyemizde olan bitenleri , adeta tarihe dur diyecek haksızlıkları ve zulmü izlemek Ramazan boyu yordu bizi, yoruyor. Bizi belki sadece yoruyor ama asıl bu sürecin hakiki mağdurlarını, ülkedeki kaht-ı demokrasiden yaralı  mazlumları kahrediyor olmalı! Sonuçta, bir müslüman ülkesi olan bizim memlekette ateş hala düştüğü yeri yakıyor. 

Polislere yapılan, daha doğrusu adaletin maruz kaldığı muameleden, su-i muameleden söz ediyorum; polislerin ailelerinin durumundan. Allah sabır versin, yardımcıları olsun. Dualarım kendileriyle, ben onların na-hak yere maznun sandalyesine oturdulduklarını düşünüyorum. Ama inşallah en kısa zamanda adalet önünde kendilerini savunma, temize çıkarma hakkı bulurlar ve iade-i itibarla da mesleklerine dönebilirler.

Bir diğer üzüntü veren husus...
Ülkenin tatlı su müslüman aydınları. Üniversitelere, medyaya çöreklenmiş sorumsuz, sorunsuz, makamının kulu kölesi olmuş, iş yerindeki odasında, ilim üretmek ne kelime, adeta hapis hayatı yaşayan, tatlıya sütlüye karışmaz aydınlar. Memleketin durumu nasıl düze çıkacak bunlarla bilmem. Bir gamsızlık bir neme lazımcılık! İliklerine işlemiş. 28 Şubatta çok kötü bir sınav verdiler. Şimdi de kulaklarının üstüne yatmış vaziyetteler. Onlar için varsa yoksa menfeat-i şahsiye! İşte beni üzen, oturup kalkarken düşünüp durduğum mesele.

Yahu! Üç günlük dünya! Zulme, adaletsizliğe, düzenbazlığa...karşı duramayacaksan, mazlumun ve mağdurun hakkını savunamayacaksan batsın makamın, yerin dibine girsin hayatının gaye-i hayali haline getirdiğin isminin önündeki ve sonundaki sıfatların. Şu dünyada yaşamanın anlamı ve gayesi ne! Akademik ünvanına bir ünvan daha eklemek mi! Bürokrasideki konumunu bir üste çıkarabilmek mi! Neyse sükut edeyim şu mübarek Ramazan gecesi hatrına!