Saturday, March 1, 2014

AMERİKA'DAKİ YAHUDİ GÜCÜ


Ne zamandır, okuduğum bir kitaptan söz etmek istiyordum: The Jewish Americans.  Amerikalı Yahudiler hakkındaki bu kitabın yazarı Beth S. Wenger. 

Wenger, Pensilvanya Üniversitesi’nde tarih profesörü. Amerika’da üç yüzyıldır varlık gösteren Yahudilerden “beyin yapıcıları”nın, başmimarlarının kısa biyografilerini anlattığı çalışmasında, Yahudilerin kültürel, siyasi, ekonomik güçlerinin boyutlarını da tarihsel bir perspektiften gözler önüne seriyor.
Kuzey Amerika’ya ilk gelen 23 kişilik Yahudi kafilesi, Yahudilik tarihinde yepyeni bir sayfa açarak, 1654 yılında, Portekizlilerin Hollandalılarla takas yaptığı Recife Adası’na sığınmacı olarak yerleşiyorlar. 

Yeni Dünya’da önceleri ağır dinsel ve ırksal ayrımcılıklara maruz kalan, ekonomik zorluklar, sıkıntılar çeken bu ilk Yahudi grup, her şeye rağmen kimliklerinden asla taviz vermiyor. Bununla birlikte, yeni toplumun tepkisini çekebilecek tavır ve davranışlara girmekten de özenle içtinap ediyorlar. Çalışkanlık ve disiplinleriyle takdir ediliyorlar; genel itibarıyla kendi işlerinde çalışıyorlar, birbirlerine iş hayatında maddi manevi destek veriyorlar, küçük ticarethanelerde esnaflığa başlayıp kısa sürede Amerika’daki tekstil sanayiine hâkim olmayı başarıyorlar.

Nüfuslarını New York Lower East Side’da yoğunlaştıran ilk Yahudiler, ticarette yerleşikleşince, yavaş yavaş siyaset de dahil her sahada varlıklarını hissetirmeye başlıyorlar. Kısa sürede sentimental diaspora takıntılarını bir kenara bırakıp, Yeni Kıta’ya uyumda zaman kaybetmiyorlar. 

1800’lü yıllara kadar 2.500 olan Yahudi nüfusu otuz yıl içinde yeni göçlerle ikiye katlanıyor. 1850’li yıllar ise, binlerce Avrupalı Yahudi için Amerika kıtası bir sahil-i selamet oluyor, bir cennet hâline geliyor. Dünyanın çeşitli coğrafyalarında maruz kaldıkları baskılardan kaçan Yahudiler, Amerika’ya sığınıyor. Bu dönemin gazetelerindeki karikatürlerde, Amerika, Yeni Kudüs olarak tasvir ediliyordu.

Modern Amerika’nın teşekkülünde Yahudiler, dinî liderleriyle, akademisyen, müzisyen, sinemacı, yazar, iş adamı, sporcu, siyasetçi, asker… gibi her meslek türünde yetiştirdikleri kalifiye bireylerle hayati rol oynuyor, üslendikleri lokal ve ulusal sosyal sorumluluk projeleriyle kısa zamanda toplumda liderlik pozisyonları elde ediyorlar. İçinde yaşadıkları toplumla kavga etmiyorlar. Kendilerini diyoloğa kapatıp yokluğa mahkûm etmek yerine, topluma nüfuz ediyorlar, Amerikan mozayiğinin önemli bir deseni olmaya hak kazanıyorlar.  
Amerika’nın ilk başkanı George Washington ile münasebetleri çok sıkı tuttular. Dinî hoşgörüsünden ve kendilerine tanıdığı imkânlardan dolayı Başkan’ı tebrik ettiler, ziyaret ettiler, onu kendi mekânlarına davet ettiler. Ekmeğini yedikleri ülkeye minnettar kaldılar. Washington’ın da Yahudilere saygı belirten çeşitli mektupları oldu. Bugünkünden çok daha Hristiyan olan o dönem Amerikası’nın hemen hemen tek azınlıktaki dinî temsilcileri olarak Yahudiler, başarıya giden kapıları diyalog ile kendilerine kucak açan yeni toplumla kurdukları makul ve stratejik münasebetlerle açtılar.

Başkan Abraham Lincoln, en yakın adamlarını Yahudilerden seçti: Sinemacı, yazar Mordecai Noah, hayatını eğitime adamış, ilk Yahudi okullarını açan Rebecca Gratz, Yahudilik felsefesinin Amerikan düşüncesinde etkin yer almasını sağlayan filozof İsaac Mayer, Yahudi göçmenlerin sesi soluğu olan, gazeteci Abraham Cahan, Yahudi kadınları örgütleyen Hannah Solomon, siyonizmin Amerika’daki temellerini atan Louis D. Brandeis, Başkan’ın çevresindeki Yahudilerden sadece bir kaçıydı. Bu isimler, Amerikan Yahudilerinin efsanevi önderleri olarak tarihe geçti. Şimdi ülkenin her yerinde bu isimlerle anılan okullar, hastaneler, sinagoglar, kültürmerkezleri var.
Arkadan gelenler bu sağlam temeller üzerinde faaliyetler gösterip Vivian Gornick’ler, Lawrance Lowell’ler, Albert Einstein’lar, Stephen Wise’ler yetiştirerek günümüz Amerika’sında, her sahada adı akla ilk gelen insanlar yetiştirdiler. Amerika, bu insanların attığı temeller üzerinde yükseldi. 
Sonrası ise malum, Amerika’ya başkan olarak seçilen Yahudiler oldu. Amerika’nın aldığı çoğu Nobel ve Oskar gibi en prestijli ödülleri Yahudiler  aldı. 

Bugün, Amerika’yı kimler yönetiyor sorusuna; ‘Hollywood’da, devasa bir medya gücüyle ortalama Amerikalı’nın zihnini de kolayca etkileyebilecek, sermayeye hâkim insan gücüyle yönetimleri etkileme gücüne sahip olan Yahudi lobisi’ cevabını vermek bir komplo teorisi değildir. Bugün, Amerika’da iş hayatından sanat ve siyaset hayatına kadar en müessir grubun Yahudi lobisi olduğu herkesçe malumdur.

Bu pozisyonlarını, tam üç yüz yıllık sabır ve feragat dolu bir mücadeleyle elde etti Amerikalı Yahudiler.
Beth S. Wenger’in kitabında, bu başmimarlardan, fedakârlardan, idealistlerden söz ediliyor. Genç Yahudi kuşakları için rol modelleriyle dolu, ilham verici bir kitap olmalı!

Ya biz! Kuzey Amerika’da yaşayan Türkiye Müslümanları! Amerika’nın İsrail güdümünde olduğunu tekrar ededuran Soğuk Savaş retoriklerinden ve argümanlarından bir adım öte geçebildik mi! Allah hepimize selamet versin ama kendi kültürel değerlerini özümsemiş sağduyulu bireyler gibi değil de, fevri, manasız ve gayesiz reaksiyonlarda teselli arayan, ruh ve mana köklerinden bihaber, iki arada bir derede kalmış, projesiz, mevsimlik, dağınık ve hatta çoğu kez de sahipsiz göçmenler olarak yolumuza devam ediyoruz.