Saturday, March 1, 2014

GAME CHANGER:GÜLEN

10 Haziran, 2010,Haber 7. EnginSezen

Ön not: Bu yazı, trajik Mavi Marmara Olayı'nın hemen ertesinde kaleme alındı ve o zaman Haber7.com adlı sitede yayınlandı.Pek çok kişinin şaşkınlık sergilediği, ülkenin bodosloma bir tehlikeye doğru sürüklendiği bir dönemde,eksik ve gediğiyle yazılan bu yazıyı şimdi kelimesine dokunmadan tekrar yayınlıyorum. Şehitlerimize de Allah'tan rahmet diliyorum.


Sayın Beki ve Hakan gibi bir grup yazar, bir kaç gündür “Hocaefendi kurulu düzene başkaldırmaz” yollu yazılar kaleme alıyor.
Herşeyden önce, Hocaefendi’nin düzenle ve otoriteyle çok da barışık biri olmadığını, gerektiğinde  düzene en büyük başkaldırıyı yapmaktan içtinap etmediğini düşünüyorum. En azından benim tanıdıgım Hocaefendi’nin...

Hareket’in fikir mimarı  Bediüzzaman gibi, Gülen de aslında tam bir radikal! Düzenle kavga etmeden hesaplaşma yolunu ihtiyar eden bu iki şahsiyetten ilki, ömrünü memleket hapishanelerinde geçirdi; ikincisine ise, 28 Subat devletlüleri tarafından Türkiye dar edildi. Basit bir mantıkla, otoriteyle uyumlu olsalardı eğer, böyle bir muameleye maruz kalmazlardı diyebiliriz.

Evet, kavgasız gürültüsüz bir başkaldırıydı onlarınki; pasif bir direniş ve aktif bir sabırdı: Bir ömre mal olan, zorlardan zor bir yol…

Gülen’in WSJ’deki  tek satırlık Gazze yorumunu yorumlayıp, “Aslında Şunu Demek İstemişti” minvalli bir yazı yazmayacağım. Böyle bir açıklamayı, yine en iyi “zaman” tevil edecek. Eğer varsa açıklanması gereken bir husus, daha önce olduğu gibi, Sayın Gülen çıkıp bizzat kendisi kamuoyunu aydınlatır. Ama o sözlerden Gülen’in, İsrail’in yaptığı zalimane hunharlığa  duyarsız kaldığı, Marmara Gemisi’ni istihfaf ettiği, İHH’yı rencide ettigi gibi anlamlar çıkarmak büyük bir insafsızlık olur.

Fethullah Gülen hareketinin ana karekteristiklerinden biri de Yenilikçilik’tir. Gülen, her dem taze, eskilerin taze-zeban dedikleri türden bir mütefekkir, bir entellektüel. Düşünceleriyle, yıllardır  zaten kamunun önünde. Her hafta sohbet  ve yazılarıyla, yeni yeni kavramlar ortaya atıyor, eski terkipleri, ıstılahları tecdit ediyor. Bir yandan muakkiplerini tefekküre sevkedip düşünsel anlamda hareketin önünü açarken, diğer yandan da geleneksel olanı çağdaşla  harmanlayıp “ruh ve mana köklerimizden” tüm dünyaya hitap edebilecek  yeni yeni hizmet ve çalışma modelleri ortaya koyuyor.

Zor zamanlardaki söylemleri ve kararları, aslında onun sırtında taşıdığı yumurta küfesinin de ne kadar hassas olduğunu gösteriyor. Gülen, bu küfeyi yıllardır, değerler merkezli bir tutarlılıkla, sağduyunun müdafii, müspet hareketin mümessili olarak taşımaya devam ediyor.
 Bu anlamda, hayatı ve icraatları iyi tedkik edilse, Fethullah Gülen tam bir Game Changer’dir. Bu kelime, oyunun kurallarını değiştiren  anlamına geliyor.
Kavramı son zamanlarda, Kuzey Amerika’daki silikon vadilerinde birbiri ardına açılan dotcom  şirketlerinin CEO’ları için, mesela Apple’ın Steve Jobs’ı gibi adamlar için sıkça kullanıyorlar.  Onlar, statüko dışı hareket ederek,  ortaya yeni iş modelleri, felsefeleri, hayat tarzları koyuyor, dünyayı dönüştürüyorlar. Eğer, ürünlerine veya hizmetlerine talep yoksa mesela, bu talebi yaratıyorlar. İş dünyasındaki büyük oyunda kendilerine yer bulamazlarsa, oyunun kurallarını değiştirip kendilerince yazıyorlar.

30 yıldır Sayin Gülen’i, çeşitli konularda önce eleştirenler, sonradan hak vermek durumunda kalıyor; hatta taklit de ediyorlar. Bu konuda örnek çok..

Nitekim, Bülent Arınç gibi hakperest bir siyasetçi de en son : ”Gülen ne  diyorsa doğrudur” diyerek hem bir fitnenin önünü tıkıyor, hem de bir hakkı teslim ediyor.

Evet, Gülen, oyunu değiştiriyor, oyunları bozmaya devam ediyor,  son tahlilde de oyuna gelmiyor. Bazılarının bunu idrak etmesi millete  maliyeti yüksek de olsa, zaman alabiliyor..Sözlerinden farklı meani devşirip nemalanmaya çalışan çevrelerin çanına ot tıkıyor. Otoriteye, topla tüfekle değil, eğitimle, kültürle baş kaldırıyor. “Medenilere galebe, ikna iledir”, “Bazen usül esastan da önce gelir” diyerek yol yordam gösteriyor. Çatışma beklentisi ve çatıştırma gayreti içinde olanların heveslerini kursaklarında bırakıyor.
Gerek Gülen hareketini, gerekse Türkiye’nin gelişim hamlelerini, bin türlü Ali Cengiz ile alt etmek için gecesini gündüzüne katan grupların varlığını tahmin etmek güç değil. Ama her defasında, müspet hareketin isabetli neticeleri Gülen’i tasdik ediyor. Zamanla tebellür eden bu neticeler de gösteriyor ki, Gülen’in meselesi otorite’ye baş egme, baş kaldırma falan degil,  Türkiye’dir.

Onun otorite ile olan münasebetlerini, kendi geleneğimizden bir Ebul-Vefa’nın, bir Hacı Bayram’ın, bir Emir Sultan’ın, Molla Gürani’nin, Aziz Mahmut Hüdayi’nin... otoriteyle kurdukları münasebetler çerçevesinde değerlendirmek yararlı olabilir. Bu zevat, otoriteyle her daim tatlı sert bir ilişki içinde olmuş, ama asla iktidara, dünya-yı dun’a minnet eylememiş, ram olmamışlardır. Bu bir Türk İslam medeniyeti geleneğidir.
Son tahlilde, ben, “Gülen düzene baş kaldırmaz” sözünde mündemiç o “uysal  koyun” göndermesini kabul etmiyorum. Böyle düşünenlere ise, Hareket’i daha iyi izlemelerini ve daha yoğun Gülen okumalarını öneriyorum.

Ve yine Gülen’in en son söylediklerini reel-politik veya konjonkturel bağlamda değerlendirme külfetine ve aslında şöyle denmek istenmişti tekellüfüne girmeden, eğer öyle demişse vardır bir hikmeti deyip tevekkül ediyorum. Hatta, böyle bir çıkışın gelecekteki hangi oyunu bozmuş oldugunu görmek için sabırsızlanıyorum.
Bu da benim bir öngörüm değilse eğer, önyargım olsun!

Gelecek günlerde, Gülen’in hizmet felsefesini  ve getirdiklerini anlatan onlarca monogrofi yazılacak. O kitaplardan birine şimdiden The Game Changer: Gülen ismini öneriyorum. Böylelikle, onun hangi oyunları bir bir bozduğunu, hangi kumpasları tarümar ederek, turrayı nasıl basıp sikkeyi nasıl kestiğini daha iyi görmüş oluruz..