Tuesday, March 18, 2014

Özlem Ablamız..

Her ne kadar bilmem kaç yıldır memleketten bilmem kaç bin kilometre uzakta yaşasam da, caanım yurdumda olup bitene bigane kalmak mümkün mü!
Hassaten şimdilerde...
Memlekette kutuplaşma, kutuplaştırma faaliyetleri gemi azıya almışken...Sağduyunun ve makuliyetin sesi kısılmış, insafın yerinde yeller eserken...Yalanın dolanın, iftiranın, hakaretin, tezyifin bini bir parayken...toplum olarak ağır bir idrak yolları iltihabı iptilasına müptela olmuşken...bigane kalabilmek mümkün mü!
Televizyonlarda gözünüze baka baka yalanlar atılırken, ortalığa envai tür tezviratlar savrulurken; gazeteler çarşaf çarşaf iftiranameler halinde basılıp, efkar-ı ammenin üzerine bir kezzap gibi boca edilirken...
Bir elin parmaklarını geçmeyen ehl-i insaf ve vicdan dışında topyekün basın sınıfta kalıyorken...lakayt kalabilmek ne mümkün!

Kendisine dalaşıyormuşuz gibi olmasın ama, Özlem ablamızı zaman zaman bir nim nigah ile okurum. Kendisinin rast gele bir yazısını ele alalım... Ablamız pro-AKP ceridesi olmakla müftehir bir mecrada fikir beyan ediyor yıllardır. Allah sa'ye şevklerini meşkür eylesin sayılarını müzdad buyursun, mütesettirindendir de.
Mesela son aylardaki bütün yazılarına sathi bir nazarla bakalım. Yoktur birbirinden farkları olduğunu göreceğizdir. Anafikir, aslında bu Cemaat dedikleri koskoca bir aldatmacadan ibaretmiş'tir gibi bir orijinalliğe sahiptir! Evet bu iddiali mesaj Dersaneler krizinden sonra bütün pro-AKP medyasının "underlying theme"idir nitekim. İleride bu konuya bakan akademisyen, malzeme sıkıntısı çekmeyecektir, sıkıntı çekeceği husus bu meajın ve argümanın altını doldurabileceği delil ve isnattır!

Ben yazdığı yazılarda Özlem ablamızdan analitik olmasını beklerim. Çünkü böyle uzun boylu bir tez bunu iktiza eder. Ama  yazılarda basma kalıp değerlendirmelerden başka bir şey bulmak maatteessüf kabil değildir.

Evet, ne yazık ki, gazeteler birer propaganda mecraları ve parti bültenleri haline geldi. Doğru şeyler yazılmasına gerek yok artık. Yalanı yaz gitsin, nasıl olsa yarın yalanlayıverirsin.
Kelimesiz, cümlesiz yazılar bunlar, üslubsuz ve üsturupsuz yazılar. Bu yazılardan ne kadar çok olursa propaganda vazifesi belki de o kadar yerine gelmiş olacak. Adeta tam bir " overwhelming them with numbers" hikayesi...Tekrarlanagelen Mavi Marmara, Diyalog faaliyetleri, devlete sızma başlıkları...

Biliyorum şu anda kimsenin hakikati dinlemeye tahammülü yok. Ama bana kalırsa asıl tehlike tam da bu..Derinlemesine tahlilleri duymaya tahammülümüzün olmaması...!
Özlem Hanım Dırant davasından tut da Ergenekona ve Gezi olaylarına kadar  bir çok şeyi Cemaat'e yıkmayı başarabiliyor tek bir yazısında, son ayzısında. Gerçekten de merak ederek, acaba tezini destekleyebilecek bir huşus bulabilir miyim saikiyle okuduğum yazılarda dile getirilen hiç bir iddia, dedikodudan öte geçmiyor. Öyle ya, delil koymaya tenezzül bile etmeden her şeyi söylemek zaten matlub meta nicedir.
Yakın tarihin bütün sakatlıklarını, sakatatını bir camiaya tahvil edivermenin dayanılmaz cazibesine kapılıveriyor yazarımız! Bu, "karşı taraf" a hiç bir hakk-ı hayat tanımamaktır ki ne kadar vahim bir "aşırı mahzurlu hareket"tir.
Evet milletçe  "dar kapı" dan geçiyoruz! Dolayısıyla daha dakik ve rakik olmak gerekiyor.
Kimin nerden ne kadar aldığı, nasıl iş tuttuğu beni zerre miskal alakadar etmiyor. Bu tür  manipülasyonlara da kulak asmam! Derdim şu, yazıçiziciler müsrif değil, münsif olmalı, müteeddip ve hakkaniyetli olmalı.
Sonra bütün bu çalakalem yazdıklarımız " gayretullaha dokunur " be abla!